Kayıp Başvurusu Karanlık Bir Cinayetin İlk İşareti Oldu
2004 yılının Nisan ayında, İstanbul Maltepe'de yaşayan Abdullah Bey, evinden çıktıktan sonra bir daha geri dönmedi. Ailesinin yaptığı kayıp başvurusu, ilk bakışta sıradan bir dosya gibi görünüyordu. Ancak bu başvuru, İstanbul'un en karanlık cinayet dosyalarından birinin başlangıcı olacaktı.
Yanmış Ceset ve Kolundaki Saat
Kayıp Şahıslar Büro Amirliği'nin ilk kadın polis memurlarından Arzu Hepsevigen, başvuruyu aldıktan sonra derhal çalışma başlattı. İncelemeler sırasında, Gaziosmanpaşa'da ormanlık alanda bulunan yanmış bir erkek cesedi dikkatini çekti. Ceset tamamen tanınmayacak haldeydi, ancak detaylı incelemede kolunda yanmamış bir saat bulundu.
Emekli polis memuru Arzu Hepsevigen o anı şöyle anlatıyor: "Ceset üzerindeki her şey yanmıştı, ancak saat sapasağlam duruyordu. Aileye saatin fotoğrafını gösterdiğimizde, 'Saat benziyor, markası da aynı' dediler. Bu, soruşturmanın seyrini değiştiren kritik andı."
DNA Testi ve Şok Edici Sonuç
Ailenin Adli Tıp Kurumu'na yönlendirilmesiyle yapılan DNA karşılaştırması, yanmış cesedin kayıp Abdullah Bey'e ait olduğunu kesinleştirdi. Artık dosya bir kayıp vakası değil, vahşi bir cinayet soruşturmasıydı. Abdullah Bey öldürülmüş ve kimliği gizlenmek istenircesine yakılmıştı.
Kaçan Akrabalar ve Soğukkanlı Plan
Cinayet ihtimalinin netleşmesiyle dedektifler, Abdullah Bey'in çevresini mercek altına aldı. Araştırmalar, maktulün bazı akrabalarının kaybolduğu tarihten hemen sonra ortadan kaybolduğunu gösterdi. Telefon kayıtları, Abdullah Bey'in kaybolmadan önce Hüseyin isimli bir akrabasıyla görüştüğünü ortaya çıkardı.
Şüphelilerin izleri Kastamonu'ya uzanıyordu. Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, Kastamonu'da biri kadın olmak üzere 4 kişiyi gözaltına aldı. Sorgular sırasında çelişkiler artınca, kan donduran itiraf geldi.
Bagajda Ceset, Arkada Hasta Rolü
Elde edilen bilgilere göre cinayet Maltepe'de işlendi. Katiller, cesedi yok etmek için soğukkanlı bir plan yaptı. Ceset aracın bagajına konuldu. Şüphelilerden biri, arka koltukta bir kadınla birlikte oturdu ve kadın yol boyunca "hasta" rolü yaptı. Amaç, olası bir polis çevirmesinde aracın durdurulmaması veya detaylı kontrol edilmemesiydi.
Şüpheliler, cesedi Gaziosmanpaşa'ya kadar bu şekilde taşıdı. Ormanlık alana geldiklerinde cesedi attılar ve kimliğinin tespit edilmemesi için ateşe verdiler. Ancak hesap edemedikleri bir detay vardı: Kolundaki saat yanmamıştı ve bu saat cinayetin çözülmesini sağladı.
Mahkumiyet ve Firar Girişimi
Soruşturmanın tamamlanmasının ardından şüpheliler tutuklandı. Yapılan yargılama sonucunda Hüseyin isimli sanık 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kartal Cezaevi'ne konulan hükümlü, 2011 yılında firar etti ancak kısa süre sonra Gebze'de yakalanarak yeniden cezaevine gönderildi.
Bu vaka, kayıp başvurularının ne kadar kritik olabileceğini ve en küçük detayların cinayetleri çözmede nasıl belirleyici olabildiğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçti.