Washington ile Tahran arasında aylar süren savaşın ardından başlayan yeni diplomatik süreç henüz kırılganlığını korurken, Amerikan istihbarat kurumlarından dikkat çekici bir uyarı geldi. ABD diplomatik kaynaklarına göre Amerikan istihbaratı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun önümüzdeki dönemde atabileceği adımların ABD-İran mutabakatını riske atabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.
Washington'un Asıl Endişesi: Lübnan Cephesi
Amerikan kaynaklarına göre Washington'daki temel kaygı, İsrail'in özellikle Lübnan cephesinde yeni bir askeri tırmanma sürecine yönelmesi. ABD yönetimi, İran ile imzalanan mutabakatın en önemli hedeflerinden birinin bölgesel çatışmaların sona erdirilmesi olduğunu savunurken, İsrail'in Hizbullah'a yönelik operasyonlarını sürdürme eğiliminin bu süreci daha başlangıç aşamasında çıkmaza sürükleyebileceğinden endişe ediyor.
ABD diplomatik kaynaklarının aktardığı değerlendirmelerde, Netanyahu'nun siyasi hesaplarının güvenlik kaygılarının önüne geçtiği görüşü öne çıkıyor. Yaklaşan seçim atmosferi, koalisyon ortaklarının baskısı ve İsrail kamuoyundaki güvenlik hassasiyetleri nedeniyle Netanyahu'nun geri adım atma alanının giderek daraldığı belirtiliyor. Amerikan istihbarat çevreleri, İsrail liderinin özellikle Güney Lübnan konusunda sert bir tutum sergilemek zorunda hissettiğini değerlendiriyor.
Netanyahu İçin Mesele Güvenlikten Çok Siyaset
Washington'daki bazı değerlendirmelere göre Netanyahu'nun karşı karşıya olduğu temel sorun artık yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda siyasi varlığını sürdürme meselesi. Bu nedenle Lübnan'da yaşanabilecek herhangi bir geri çekilme ya da askeri faaliyetlerin sınırlandırılması, İsrail iç siyasetinde hükümet açısından zafiyet göstergesi olarak yorumlanabilir.
Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki siyasi kaynaklar da benzer bir tabloya işaret ediyor. Körfez'deki siyasi gözlemcilere göre İsrail hükümeti son yıllarda güvenlik krizlerini iç siyasi dengeyi korumanın bir aracı olarak kullanıyor. Bu nedenle Tel Aviv yönetiminin diplomatik uzlaşı seçeneklerine mesafeli yaklaşması bölgesel başkentlerde sürpriz olarak değerlendirilmiyor.
Bölgesel Başkentlerde Aynı Değerlendirme
Gazze savaşını aylar boyunca sürdüren Netanyahu hükümetinin bugün Lübnan dosyasında da askeri seçeneği ön plana çıkardığına dikkat çeken bölgesel kaynaklar, İsrail liderliğinin güvenlik politikaları ile siyasi ihtiyaçları arasındaki çizginin giderek belirsizleştiğini savunuyor. Aynı çevreler, bölgesel gerilimlerin düşürülmesini hedefleyen her diplomatik girişimin İsrail iç siyasetindeki dengeler nedeniyle yeni engellerle karşılaşabileceği görüşünde.
Tel Aviv'de Mutabakat Rahatsızlığı
Amerikan istihbarat raporlarında dikkat çeken bir diğer unsur ise İsrail yönetiminde İran ile yapılan mutabakata yönelik rahatsızlık. ABD kaynaklarına göre Tel Aviv, anlaşmanın İran üzerindeki uluslararası baskıyı azaltabileceğini ve bunun İsrail'in uzun yıllardır savunduğu "azami baskı" stratejisini zayıflatabileceğini düşünüyor. İsrailli güvenlik çevrelerinin ayrıca mutabakatın Hizbullah'a karşı hareket alanlarını daraltabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.
Buna karşılık Trump yönetimi, anlaşmanın İsrail'in güvenlik haklarını ortadan kaldırmadığını, yalnızca bölgesel savaş riskini azaltmayı amaçladığını savunuyor.
Hürmüz, Enerji ve Küresel Ekonomi Hesabı
Washington açısından mesele yalnızca İran ile ilişkilerin normalleşmesi değil. ABD yönetimi, savaş nedeniyle büyük zarar gören enerji piyasalarının istikrara kavuşmasını, Hürmüz Boğazı'ndaki ticaret güvenliğinin yeniden sağlanmasını ve küresel ekonomik risklerin azaltılmasını stratejik öncelik olarak görüyor. Bu nedenle Beyaz Saray'ın bölgesel gelişmelere yalnızca İsrail güvenliği perspektifinden değil, küresel ekonomi ve enerji güvenliği açısından da yaklaştığı ifade ediliyor.
ABD diplomatik kaynaklarına göre Amerikan yönetimi, Netanyahu'nun siyasi geleceği ile küresel ekonomik çıkarlar arasında tercih yapmak zorunda kalırsa ikinci seçeneği önceleyecek bir strateji izliyor. Bu yaklaşım, son dönemde Washington ile Tel Aviv arasında perde arkasında yaşanan görüş ayrılıklarının da temel nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.
İsrail Kamuoyu Savaşı Destekliyor
İsrail hükümeti ise bu değerlendirmeleri reddediyor. İsrailli yetkililer, Lübnan'daki askeri faaliyetlerin yalnızca ülkenin güvenliğini sağlamaya yönelik olduğunu ve Hizbullah tehdidi tamamen ortadan kalkmadan operasyonların sona erdirilmesinin mümkün olmadığını savunuyor. Bununla birlikte İsrail kamuoyunun önemli bir bölümünün Hizbullah'a karşı daha sert askeri adımlar atılmasını desteklediği biliniyor. Kuzey sınırındaki yerleşimlerden tahliye edilen binlerce İsrailli, hükümet üzerinde Hizbullah'ın askeri kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması yönünde baskı oluşturuyor.
Barışın Önündeki Engel İran mı, İsrail Siyaseti mi?
Bölgesel diplomasi çevrelerinde yapılan değerlendirmeler ise daha farklı bir noktaya işaret ediyor. Bu çevrelere göre Washington ile Tahran arasında başlayan yeni diplomatik sürecin önündeki en büyük risk İran'ın tutumundan çok, İsrail iç siyasetinin Netanyahu üzerindeki baskısı olabilir. Başka bir ifadeyle, Ortadoğu'da barış masasının karşısındaki en büyük engellerden biri, savaşın bölgesel dengeler üzerindeki siyasi getirilerinden vazgeçmek istemeyen aktörler olarak görülüyor.
Bugün gelinen noktada Amerikan istihbaratının vardığı sonuç dikkat çekici: Washington ile Tahran arasında açılan diplomatik kanalın kaderi yalnızca İran'ın atacağı adımlara değil, aynı zamanda Netanyahu'nun kendi siyasi geleceği ile bölgesel istikrar arasında yapacağı tercihe de bağlı görünüyor. Bu nedenle Ortadoğu'da yeni dönemin en kritik sorusu artık İran'ın ne yapacağı değil, İsrail'in barış sürecine ne ölçüde izin vereceği olarak öne çıkıyor.



