MAMMAD ISMAYILOV Kafkasya'nın Seçimi: Ermenistan Sandığından Çıkan Yeni Bölgesel Denklem 20 Haziran 2026, Cumartesi
1 Haziran 2026 tarihinde Ermenistan'da gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sadece sandıkların kapanmasıyla biten bir iç siyasi yarış değil; bölgenin kırılgan dengelerini, barış arayışlarını ve küresel güçlerin nüfuz mücadelelerini yeniden harmanlayan büyük bir kırılmadır. Seçim gecesi dağılan dumanın ardından geriye, Güney Kafkasya'nın üç ana aktörü olan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan için hem umut vaat eden koridorlar hem de aşılması güç diplomatik labirentler kalmıştır.
Bölgesel Gerçeklerle Yüzleşme
Ermenistan cenahında elde edilen seçim zaferinin şifrelerini çözmek için paradoksal bir şekilde Bakü'nün hamlelerine bakmak gerekiyor. Nikol Paşinyan'ın bu sandık başarısında Azerbaycan'ın rolü yadsınamaz bir gerçektir. Azerbaycan'ın askeri zaferiyle Karabağ'ın işgalden kurtarılması ve Ermenistan'ın militarist ütopya duvarına çarparak uyanması, Ermenistan toplumunda radikal bir zihniyet kırılması oluşturmuştur. Ermeni seçmen, on yıllardır kendilerini tüketen ve tecrit eden 'Tarihsel Ermenistan' hayali yerine, mevcut sınırlar içinde ekonomik refahla yaşayabilecekleri 'Gerçek Ermenistan' rasyonalitesini seçmiştir.
Bu dönüşüm, Sivil Sözleşme Partisi'nin sandıktan yüzde 49,81 almasına rağmen, d'Hondt sisteminin mekaniğiyle parlamentoda yüzde 60,95'lik bir çoğunluğa, yani 105 sandalyede 64 koltuğa ulaşmasını sağladı. Paşinyan'a tek başına hükümet kurma konforu veren bu meclis aritmetiği, iç siyasette Seçim ve Yargı Kanunu gibi kritik anayasal yasaları muhalefete ihtiyaç duymadan değiştirme gücü sunarken, dış dünyada da ABD destekli TRIPP projesi, Hindistan savunma ortaklığı ve Çin'in Kuşak-Yol inisiyatifi arasında esnek bir denge kurma fırsatı tanıyor. Toplumsal tabanda ise halkın çok büyük bir kesimi artık yeni bir savaş istemiyor ve tecritten kurtulup ekonomik entegrasyona dâhil olmayı, yani somut bir barışı arzuluyor. Ancak bu barış isteği teslimiyetçi bir kabullenişten ziyade, ülkenin egemenliğini koruma güdüsüyle harmanlanan kaygılı bir beklentiyi de içeriyor.
Anayasal Tıkanıklık
Paşinyan'ın parlamento zaferi, gelecekteki en büyük yapısal duvarı, yani anayasa değişikliği çıkmazını ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bakü'nün nihai barış için kırmızı çizgisi olan Ermenistan Anayasası'ndaki Karabağ atıflarının temizlenmesi, parlamentoda üçte ikilik bir süper çoğunluk, yani yetmiş sandalye gerektiriyor. Samvel Karapetyan'ın Güçlü Ermenistan ve Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı toplamda 41 sandalye ile aşılması imkansız bir bloke edici azınlık oluşturduğundan, yakın vadede anayasa değişikliği mümkün görünmüyor. Ermenistan'da bu hukuki dönüşüm gerçekleşmezse, iki ülke arasında soru işaretleri kalmaya devam edecektir. Ülkeler arası sınırlar açılsa bile güven iklimi oluşamaz ve her an patlamaya hazır yapısal bir gerilim hattı masada kalır. Azerbaycan, anayasa değişmediği müddetçe Ermenistan'ın her diplomatik manevrasını bir 'zaman kazanma ve güç toplama' stratejisi olarak okumaya devam edecektir.
Koridor Savaşlarında Yeni Safha: 9 Kasım Mirası, TRIPP ve Somut Silahlanma
Bu tıkanıklığın en somut yansıması; İkinci Karabağ Savaşı'nı bitiren ve Ermenistan topraklarından geçecek lojistik hattın denetimini Rusya Sınır Muhafızları'na (FSB) veren 9 Kasım 2020 tarihli üçlü bildirinin yürürlükteki statüsü ile ABD arabuluculuğunda Ermenistan egemenliğini merkeze alarak geliştirilen TRIPP (Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu) modelinin geleceğinde kendini gösteriyor. 9 Kasım Antlaşması'nın 9. maddesi, bölgedeki tüm ekonomik ve ulaşım bağlantılarının açılmasını ve Ermenistan'ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasındaki ulaştırma kontrolünün Rusya Sınır Muhafıza Servisi tarafından sağlanmasını amir kılmaktadır. Ancak gelinen noktada Erivan, egemenlik haklarını Rusya'ya devretmeyi kesinlikle reddetmekte ve Vaşington ile ardışık olarak imzaladığı yeni gümrük-sınır yönetim modellerine sığınmaktadır. Dolayısıyla, 9 Kasım metnine harfiyen bağlı, Rusya güdümlü bir Zengezur Koridoru artık fiilen ve hukuken mümkün görünmüyor, bunun yerine ABD hükümetinin resmi finans kuruluşu olan DFC (Uluslararası Kalkınma Finansmanı Şirketi) sermayesiyle desteklenen, kontrolün Ermenistan gümrüklerinde olduğu ama uluslararası denetime açık TRIPP modeli öneriliyor. Bakü, seçimin hemen ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı Dış Politika Danışmanı Hikmet Hacıyev'i, Dilican'a göndererek bu konudaki mazeretlerin bittiğini gösterdi. Buna rağmen taraflar arasında güven bunalımı yaşanmaya devam ediyor. Zira Ermenistan, Hindistan'dan satın aldığı Pinaka çok namlulu roketatar sistemleri, tanksavar füze sistemleri, gelişmiş obüsler ve Fransa ile imzalanan anlaşmalar kapsamında tedarik edilen Thales yapımı GM200 radar sistemleri ile Mistral hava savunma füzeleri gibi çok ciddi, somut ve taarruz kapasitesi yüksek askeri teçhizat alımlarıyla ordusunu hızla modernize ediyor.
Küresel Denklemde Vaşington-Tahran Faktörü
Jeopolitik satranç tahtasındaki en büyük bilinmeyen ise küresel eksendeki olası bir yumuşamadır. Eğer ABD ile İran arasında bir barış veya uzlaşı sağlanırsa, TRIPP projesine gerçekten ihtiyaç kalacak mıdır? Analitik açıdan bakıldığında, Vaşington-Tahran yakınlaşması TRIPP'in lojistik değerini ortadan kaldırmaz, aksine projenin jeopolitik karakterini değiştirir. Mevcut durumda TRIPP, İran'ı kuzeyden çevreleyen ve Kuzey-Güney koridoruna alternatif olarak kurgulanan bir projedir. ABD ve İran barışırsa, bu rota İran lojistik ağları ile entegreolan, Basra Körfezi'ni Kafkasya üzerinden Avrupa'ya bağlayan devasa bir küresel ticaret arteri haline de dönüşebilir. Yani TRIPP'e ihtiyaç ortadan kalkmaz, aksine proje üzerindeki güvenlik riskleri azalarak ticari fizibilitesi katlanarak artar. Böyle bir senaryoda Ermenistan, Batı ile İran arasında sıkışmış bir ülke olmaktan çıkıp, küresel sermayenin Doğu-Batı ve Kuzey-Güney kesişim noktası haline gelebilir.
Gürcistan Denklemi
Bölgenin lojistik merkez üssü olma iddiasındaki Gürcistan ise bu çok katmanlı dönüşümü derin bir endişeyle izliyor denebilir. Üstelik Gürcistan, iktidardaki Gürcü Rüyası partisinin 'yabancı nüfuzun şeffaflığı' yasasını meclisten geçirmesiyle başlayan, Batı karşıtı retorikle derinleşen, AB entegrasyonunun askıya alınmasına ve ABD yaptırımlarına yol açan kitlesel sokak protestoları sarmalıyla mücadele etmektedir. Devam eden bu iç siyasi çalkantıları nedeniyle Avrupa entegrasyon sürecinden dışlanma tehlikesi yaşarken, Ermenistan'ın hem Batı ile stratejik ortaklık kurup hem de Avrasya Ekonomik Birliği üzerinden Rusya ile pragmatik ve kazançlı bağlar sürdürebilmesi, Tiflis'in katı dış politikasını bölgesel ölçekte işlevsiz bir model konumuna düşürebilir. Güney Kafkasya'da kalıcı bir barışın tesisi ve genişleyen Orta Koridor, Tiflis için küresel sermaye çekme fırsatı barındırabilir. Öte yandan Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan hatlarının doğrudan açılması, Gürcistan'ın yıllardır elinde bulundurduğu lojistik tekel pozisyonunu kaybetmesi anlamına gelecektir. Ermenistan'ın TRIPP/Zengezur üzerinden doğrudan Türkiye ve Azerbaycan'a bağlanması Tiflis'in transit gelirlerini ve pazarlık gücünü eritebilir. Eğer ABD-İran barışı gerçekleşir ve Ermenistan-Türkiye sınırı açılırsa, Gürcistan'ın bölgedeki alternatifsiz geçiş koridoru rolü tamamen sona erebilir ve Tiflis, kendisini marjinalleşmiş bir hat üzerinde bulabilir.
Son Tahlil
Son tahlilde, 1 Haziran 2026 seçimleri Güney Kafkasya'da idari bir alan açmış olsa da anayasa değişikliği konusu, silahlanma tezatlıkları ve küresel koridor savaşları bölgeyi fırsatların ışıltısı ile çıkmazların karanlığı arasında dalgalandırmaya devam ediyor. Paşinyan hükümeti sandıktan aldığı güçle meşruiyet tazelemiştir ancak bölgesel barışın önündeki engeller artık Ermenistan iç siyasetinin sınırlarını aşan küresel ve yapısal düğümlere dönüşmüştür.



