NATO Ankara Zirvesi Sonrası Türkiye'nin İttifaktaki Yeni Rolü
NATO Ankara Zirvesi: Türkiye'nin İttifaktaki Yeni Rolü

NATO, son haftalarda Türkiye'nin adının sıkça geçtiği bir dönemden geçiyor. Önce 28-29 Haziran'da İstanbul'da NATO Parlamenter Asamblesi'nin Meclis Başkanları Zirvesi yapıldı, ardından 7-8 Temmuz'da Ankara'da Liderler Zirvesi gerçekleştirildi. Her iki toplantı da aynı temel soruyu farklı platformlarda ele aldı: İttifak, değişen tehdit haritası, güvenlik ortamı, kutuplaşma ve yabancılaşma karşısında kendini nasıl yeniden yapılandıracak ve Türkiye bu yeni mimaride nasıl bir konumda olacak?

NATO Parlamenter Asamblesi: Etkili Bir Yapı

NATO Parlamenter Asamblesi, 1955'te kurulan ve üye ülkelerin parlamentolarını NATO'nun güvenlik gündemiyle buluşturan, bağlayıcı karar alamayan ancak gayriresmî olarak oldukça etkili bir yapıdır. Yılda iki kez toplanan bu asamble, resmî olarak sadece tavsiye niteliğinde raporlar üretir. Ancak NATO Genel Sekreteri bu tavsiyelere yanıt vermek zorundadır ve parlamenterler kendi meclislerinde ittifakın gündemini savunurlar. Bu nedenle, resmî yetkisi zayıf görünen bu yapı, dolaylı yoldan gerçek bir siyasi baskı oluşturur.

İstanbul'daki toplantıya 20 meclis başkanı, üç başkan vekili ve NATO'nun üst düzey isimleri katıldı; Cumhurbaşkanı Erdoğan da bizzat Asamble'ye hitap etti. Görünürde protokol ağırlıklı bir zirve gibi dursa da arka planda üç kritik başlık öne çıktı: savunma harcamaları, Ukrayna'ya destek ve "NATO 3.0" olarak anılan yeni bir iş bölümü fikri. Bu toplantı, Ankara Zirvesi'nin öncül adımı ve provası niteliğindeydi.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Savunma Harcamalarındaki Çelişki

Savunma harcamaları meselesi ilk bakışta basit bir yüzde tartışması gibi görünse de işin aslı daha karmaşıktır. ABD, müttefiklerinin savunma bütçelerini artırmasını isterken kendi payına düşeni tam olarak yerine getirmiyor. Rakamlar ilginç: Amerika'nın savunmaya ayırdığı milli gelir payı 2020'de yüzde 3,6 civarındayken 2025'te yüzde 3,2'ye geriledi. Fransa, İngiltere ve İtalya gibi büyük Avrupa orduları hâlâ yüzde 2'nin biraz üzerinde dolaşırken, Almanya 2025 itibarıyla yüzde 3'ü geçebilecek bir ivme yakalamış durumda. Yani "herkes daha çok harcasın" çağrısını yapan taraf, aslında kendi harcamalarını azaltan taraf. Bu çelişki, zirvelerde masaya yatırılan konulardan biriydi.

Ukrayna Cephesinde Ayrışma

Ukrayna konusunda da benzer bir ayrışma var. ABD, Ukrayna'ya desteği giderek Avrupa'nın finansmanına bağladı; aynı dönemde Körfez'de İran'a karşı harcadığı kaynak, Ukrayna'ya aktardığından aşağı kalmıyor. Avrupa ise Rusya'ya karşı daha sert bir çizgide durarak 90 milyar euroluk bir fon hazırlayıp yaptırımların sürmesini zaten arzulamıştı. Kısacası, Atlantik'in iki yakası Ukrayna için farklı gündemlere, amaçlara ve yöntemlere yöneldi. Bu ayrışmayı gidermek Ankara Zirvesi'nde NATO Genel Sekreteri Rutte ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a düştü.

NATO 3.0: Yeni İş Bölümü

Üçüncü ve belki de en kalıcı tartışma konusu "NATO 3.0" fikri oldu. Bunun arkasında ABD Savunma Bakan Yardımcısı Elbridge Colby'nin savunduğu bir görev paylaşımı var. Avrupa kıtasındaki konvansiyonel savunma sorumluluğu Avrupalılara devredilecek, buna karşılık nükleer şemsiye, istihbarat ve ileri teknolojiye dayalı askerî varlık ABD'nin güdümünde olacak. Dolayısıyla NATO 3.0, Avrupa'nın isteği değil, Washington'un dayatması. Amaç, Amerikan savunma stratejisinde Çin'e öncelik vermek. Böylece Avrupalılara "kendi işinizi kendiniz görün" mesajı veriliyor.

Avrupa bu talep karşısında rahatsız olsa da çaresiz değil. Yeterli finansal olanaklar ve endüstriyel altyapı mevcut. Sorun, geçiş döneminin sıkıntısız atlatılmasıyla ilgili. Öte yandan, Avrupa'nın bu dönüşümden güçlenerek çıkabilmesinin şartı Türkiye'nin dışlanmamasına bağlı. Çünkü mesele sadece finans ve endüstriyle sınırlı değil; insan kaynağı ve jeopolitik gibi farklı boyutlar da dikkate alınmalı.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Türkiye'nin Ankara Zirvesi'ndeki Konumu

Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi, Türkiye'nin ittifak içindeki konumunun artık yalnızca "NATO'nun ikinci büyük ordusu" argümanından ibaret olmadığını gösterdi. Türkiye, çok yönlü kapasite ve kabiliyetleri yanında siyaseten özgün ve özgül bir ağırlığa sahip. Otuz iki üyeli ittifakta konsensüs kuralı geçerliyken "hayır" oyunu kullanabilecek cesarete sahip birkaç ülkeden biri. Böylece NATO'nun maceralara sürüklenmesinin önüne geçebiliyor. Aynı anda iletişim becerisiyle NATO devreye girmeden diplomatik çözümler üretebiliyor.

Türkiye aynı zamanda kendi savunma sanayisini kuran, KAAN savaş uçağından insansız sistemlere, Fırtına obüsünden HIMARS muadili roket sistemlerine uzanan bir üretim zincirine ve savunma ekosistemine sahip. Bu durum Ankara'yı sadece asker ve askerî birlik sayısıyla değil, kendi kendine yetebilme kapasitesiyle de öne çıkarıyor. Türkiye'nin bir başka avantajı, ittifakın tek Müslüman üyesi olması ve kriz bölgelerinin çoğunun onun birinci ya da ikinci çevre kuşağında yer alması. Bu, Suriye'den Libya'ya, Kafkasya'dan Ortadoğu'ya uzanan sahalarda NATO'ya sağladığı meşruiyet ve siyasi derinlik anlamına geliyor.

Örnek vermek gerekirse, Rusya-Ukrayna savaşında Ankara, tarafları aynı anda masada tutabilen nadir aktörlerden biri oldu. Bu denge siyaseti zaman zaman "eksen kayması" eleştirilerine yol açsa da bugün Avrupa'nın Rusya siyasetindeki bölünme, Türk pozisyonunun aslında ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.

Zirve Sonuçları ve Türk Savunma Sanayisi

Zirve sonrasında yapılan altı maddelik açıklama kısa bir metin olsa da tam bir diplomasi eseri. Sorunlu konulara dokunulmadan, asgarî müşterek net bir şekilde karar altına alınmış. Zirve'ye paralel düzenlenen Savunma Forumu'nda imza edilen NATO projeleri, NATO'nun yeni savunma siyasetine dair emareler veriyor. ABD askerî kabiliyetlerine dayanmak yerine NATO'ya ait olacak karmaşık harp sistemlerinin NATO içinde tesis edilen konsorsiyumlardan tedarik edilmesi önemli. Böylece ABD'ye bağımlılık azaltılırken Trump'ın gönlü hoş tutuluyor. Türk savunma sanayi firmalarının bu konsorsiyumlara dâhil olması, Türkiye açısından çok önemli bir kazanım. Böylece Türkiye'ye karşı uygulanan örtülü ambargoların tarih olacağı yeni bir döneme giriliyor.

Özeleştiri ve Gelecek Tehditler

Tüm bu olumlu gidişata rağmen, akademik bir özeleştirinin de burada dile getirilmesi gerekiyor. Güvenlik ikilemi gereği NATO'nun ve Avrupa'nın silahlanma eğiliminin Rusya ve Çin cephesinde yaratacağı etki dikkatle ele alınmalı. Karşıt bir savunma yapılanması ve silahlanma eğilimini tahmin etmek zor değil. Bu nedenle NATO'nun Ankara Zirvesi'nin Türkiye açısından verimli bir ortam yarattığı ve ittifakın devamlılığını sağladığı ifade edilse de artçı-karşıt etkilerin de analiz edilmesi gerekir. Öte yandan Türkiye'nin güçlenerek çıktığı bu süreçte, İsrail-Yunan-Rum cenahının atabileceği karşıt adımların da habis olacağını tahmin etmek zor değil.