Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler, son dönemde yaşanan olumlu gelişmelere rağmen yeni gerilim noktalarıyla karşı karşıya. Suriye sahasında SDG adı altında örgütlenen PKK/YPG meselesi, iki ülkeyi yıllardır karşı karşıya getiriyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, DEAŞ'la mücadele adı altında bir terör örgütünü etkisiz hale getirmek için bir diğer terör örgütünü kullanmayı meşrulaştırarak silahlandırdı. Ancak 9 yıl sonra, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın lider diplomasisi ve reel politiğin dinamikleri olumlu etkisini gösterdi. Amerikan askerleri Suriye'den çekilirken, bu dosya Türkiye'ye, daha doğrusu Erdoğan'a emanet edildi. YPG'nin Suriye Ordusu'na entegrasyonu çabaları, 6 bine yakın DEAŞ'lı teröristin ABD tarafından Irak'a nakli ve kalan unsurların Şam yönetiminin gözetimine geçmesi, birikmiş pek çok meselenin çözümünün yolunu açtı. Bununla birlikte, emperyalist huylu aktörler, Mazlum Abdi gibi terör örgütü elebaşlarını muhatap kabul etmeyi sürdürüyor. Kürt kökenli nüfus üzerine oynayan batılı güçlere ek olarak İsrail de Dürzi nüfusu koruma iddiasıyla Suriye'de işgal ettiği topraklardan çekilmiyor. Ancak her şeye rağmen Suriye'nin yeniden devlet olma yolunda mesafe kat ettiği söylenebilir.
Halkbank Davası ve CAATSA Yaptırımları
Bugünlerde neticelenen Halkbank Davası da ayrı bir öneme sahip. FETÖ kumpası ile şekillenen ve Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak isteyen Amerikalı yönetim artıklarının kullandığı bu koz ellerinden alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sabırlı, kararlı ve ikna edici siyaseti burada tartışmasız başarılı oldu. Hukuki mücadele için seçilen yöntemin isabeti, dönemin Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan'ın hakkının teslim edilmesini gerektiriyor.
Peki geriye ne kaldı? ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) dayanak gösterilerek Türkiye'yi hedef alan haksız uygulamalar. NATO, kendi geleceğini yeniden tayin etmek için 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanacak. Müttefiklik bağını zayıflatan cezalandırıcı düzenlemelerden vazgeçilmesi için tarihi bir fırsat önümüzde duruyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın deyişiyle Türkiye, S-400 hava ve füze savunma sistemine endeksli krizin aşılması için yaratıcı çözümler geliştiriyor. Bu vesileyle, parası ödenmiş F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye teslimi ve Ankara'nın bu programın üretim ayağına dönmesi de zaruret arz ediyor.
NATO Zirvesi ve Yeni Tehditler
NATO gündemi yoğun. S-400-F-35 şarta bağlılık sorununun hemen aşılmasını beklemek iyimserlik olabilir. Ancak NATO Zirvesi sonuç bildirgesine müttefikler arası yaptırımların kaldırılmasına ilişkin bir madde yazılabilir. Pozitif gelişmelere karşın, Türk-Amerikan ilişkilerini zehirleyebilecek üçüncü ülkeler tarafından kurgulanan oyunlara karşı aşırı duyarlı olmakta fayda var. Yani meseleler çözülürken yeni mesele ekleme sarmalına girilmemeli.
11 Haziran 2026'da Houston'da imzalanan bir belge, Doğu Akdeniz'deki güç dengesini ve Türkiye'nin hak, alaka ve menfaatlerini yakından ilgilendiriyor. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail temsilcileriyle bir araya gelerek Doğu Akdeniz Enerji Merkezi'ni kurdu. Türkiye bu süreçte dışlandı. Merkezin kuruluşunda, bölgedeki kötü niyetli aktörlerle mücadele etme, demokratik ortakları güçlendirme ve enerji iş birliğini bölgesel istikrar için bir araç olarak kullanma ifadesi yer aldı. ABD dokümanlarında kötü niyetli aktör ifadesi Rusya, İran ve Çin için kullanılıyor. ABD diplomasisi, Türkiye'yi düşman torbasına koymasa da yeni oluşturulan enerji merkezinin kurumsal işlevi doğrudan Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hamlelerini kısıtlamaya odaklanıyor.



