Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), kasım ayında Antalya'da düzenlenecek. Uzmanlar, bu zirvede sıfır atık ve su krizlerinin öncelikli konular arasında yer alacağını belirterek, iklim taahhütlerinin sadece sözde kalmaması gerektiğini vurguladı.
Sıfır Atık ve Su: Birbirine Bağlı Sistemler
BM Sıfır Atık Danışma Kurulu Üyesi ve Hollanda merkezli "Atık Dönüştürücüleri" organizasyonunun CEO'su Lara van Druten, sıfır atık ve su alanlarının birbiriyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Üretim için su sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirten Druten, aynı ürünlerin atığa dönüşerek su sistemlerini kirlettiğini söyledi. Druten, atık ve kirliliğin azaltılmasıyla daha dayanıklı su sistemlerine ulaşılabileceğini vurguladı.
Druten, üretilen gıdanın yüzde 40'ının israf edildiğine dikkat çekerek, dünyada her 12 kişiden birinin aç yattığını hatırlattı. "İsraf edilen gıdayla birlikte muazzam miktarda su da israf ediliyor. Örneğin, çöpe attığımız yüzde 40'lık gıda, her yıl Cenevre Gölü'nün su hacminin üç katını çöpe atmak anlamına geliyor. Bu sadece atılan ve tamamen israf edilen su demek. Atık sorununu çözersek, su sorununu da çözmüş olacağız." dedi.
Gerçekten Ölçülebilir Sonuçlara Odaklanmak
Druten, sıfır atık konusunun COP31'de ilk kez bütün boyutlarıyla merkeze alındığını belirterek, zirvenin öncelikli alanları arasında kapsayıcılık ve dayanıklılık bulunduğunu ifade etti. Dayanıklılığın hem şehirler hem de gıda sistemleri için geçerli olduğunu söyleyen Druten, BM Su Haftası ve Sıfır Atık Küresel Forumu gibi etkinliklerin sonuç üretmek için bir ivme fırsatı sunduğunu belirtti. "Etkinlik ne kadar muhteşem olursa olsun, verdiğimiz taahhütler ne kadar güçlü olursa olsun, attığımız adımlar çok önemli. Bu yüzden tüm etkinliklerde sözden eyleme geçmeye, gerçekten ölçülebilir sonuçlara odaklanalım." diye konuştu.
Su Döngüsü Küresel Bir Ortak Değer Olarak Değerlendirilmeli
Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü (IWMI) Yönetim Kurulu Başkanı ve Küresel Su Ekonomisi Komisyonu İcra Direktörü Henk Ovink, suyun her zaman var olacağını ancak insan aktivitelerinin iklim değişikliğiyle birleşince su güvenliğini zayıflattığını belirtti. Ovink, su döngüsünün tam anlaşılmasının, insan davranışı ve iklim değişikliği arasındaki ilişkinin su kaynaklarını azaltması açısından önemli olduğunu vurgulayarak, "Geleceğimizi tanımlayan şey, suyun değil, bizim iflasımız" ifadesini kullandı.
Komisyon olarak yürüttükleri çalışmalarda suyun sürdürülebilir kalkınma hedeflerini desteklediğini belirten Ovink, "Bunun üzerine, su döngülerinin küresel bir ortak değer olarak değerlendirilmesi ve yönetilmesi gerektiğini söyledik. Su döngüsü, yaptığımız her şeyde hesaba katmamız gereken bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Bu bir zorluk, ama aynı zamanda bir fırsat." değerlendirmesinde bulundu.
COP31'den BM Su Konferansı'na Taşınacak Taahhüt Çağrısı
Ovink, Türkiye'nin de dünyadaki diğer ülkeler gibi daha sık ve daha şiddetli aşırı hava olaylarıyla karşılaşacağını belirterek, seller ve uzun kuraklık dönemlerinin gıda güvenliğini ve biyoçeşitliliği zayıflattığını söyledi. COP'larda çölleşme, biyoçeşitlilik ve iklim konuları arasındaki bağlantının kritik önem taşıdığını vurgulayan Ovink, suyun enerji, gıda, kentleşme, sanayi ve yatırım gibi her alanda dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
COP31'e katılacak paydaşların suyla ilgili taahhüt getirmesi gerektiğini belirten Ovink, sözlerini şöyle tamamladı: "Su ile ilgili taahhüt, COP31'in bir çıktısı olarak BM Su Konferansı'na taşınmalı ve dünyaya bir alternatifin var olduğu gösterilmeli. Eğer sunduğumuz çözümleri sürekli geçmiş taahhütlerimiz bağlamında değerlendirirsek başarısız oluruz. Yalnızca neler yapabileceğimizi yeniden düşünmek yeterli değil. Yatırımları ve atmamız gereken adımları nasıl doğruladığımızı ve değerlendirdiğimizi de daha adil, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir geleceğe ilerlemek için yeniden düşünmemiz gerekiyor."



