Hürmüz Boğazı: Küresel Enerjinin Şah Damarı ve Büyük Güçlerin Rekabet Alanı
Prof. Dr. İsmail Şahin / Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi Başkanı Hürmüz Boğazı, küresel siyasetin ve enerji ekonomisinin en stratejik noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Basra Körfezi’ni Umman Körfezi üzerinden Hint Okyanusu’na bağlayan bu su yolu, coğrafi olarak kuzeyde İran İslam Cumhuriyeti ve güneyde Umman Sultanlığı ile çevrilidir. Jeopolitik açıdan dünya enerji arzının şah damarı olarak nitelendirilen boğaz, üzerinde mutabık kalınmış uluslararası bir sözleşmenin eksikliği nedeniyle hukuki açıdan karmaşık bir statüye sahiptir.
Büyük Güçlerin Rekabet Sahası ve Tarihsel Önemi
Hürmüz Boğazı, petrolün küresel ekonominin temel unsuru haline gelmesinden yüzyıllar önce de önemli bir jeopolitik ve ticari değere sahipti. Petrol öncesi dönemde Hürmüz Boğazı, Hindistan ve Çin’i Batı dünyasına bağlayan stratejik bir geçit, küresel baharat ve inci ticaretinin merkezi ve deniz imparatorluklarının hâkimiyet kurmaya çalıştığı en kritik su yollarından biri olarak öne çıkmaktaydı. Antik dönemlerden itibaren Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlayan bu su yolu, Afrika ve Asya arasında doğal bir kavşak noktası işlevi görmüştür. Bu tarihsel ve coğrafi konumu, günümüzde de önemini korumasını sağlamış ve Hürmüz Boğazı’nı dünya genelinde deniz yoluyla taşınan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın en büyük kısmının geçtiği stratejik bir dar boğaz haline getirmiştir.
Güncel verilere göre, küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri her yıl bu dar koridordan geçmektedir. Bu miktar, Türkiye’nin günlük tüketiminin takriben 20 katına tekabül etmektedir. Günlük ortalama 20 milyon varil petrolün aktığı bu su yolu, Basra Körfezi’ndeki altı büyük petrol üreticisini küresel pazarlara bağlayan tek çıkış noktasıdır. Bu önemi nedeniyle Hürmüz Boğazı, büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmüştür.
Carter Doktrini ve ABD'nin Stratejik Konumu
Amerika Birleşik Devletleri’nin Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki stratejik konumu, esasen 1980 yılında ilan edilen Carter Doktrini temelinde şekillenmiştir. ABD, bölgedeki askeri varlığını ve Bahreyn’de konuşlu 5. Filo’sunu, küresel piyasalara makul fiyatlarla petrol erişimini güvence altına almak ve bölgedeki petrol kaynaklarının güvenliğini sağlamak amacıyla burada bulundurmaktadır. Başkan Jimmy Carter, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ve İran Devrimi gibi bölgesel istikrarı tehdit eden olaylara yanıt olarak, Basra Körfezi bölgesinin kontrolünü ele geçirmeye yönelik herhangi bir dış gücün girişimini ABD’nin "hayati çıkarlarına" yönelik bir saldırı olarak değerlendireceğini ilan etmiştir.
Bu doktrine göre, söz konusu bölgedeki enerji akışını veya güvenliğini tehdit eden her türlü girişim, askeri güç de dahil olmak üzere her türlü araçla bertaraf edilecektir. Bu bağlamda oluşturulan ABD’nin Orta Doğu bölgesinden sorumlu askeri komutanlığı CENTCOM, bölge petrolünün dış pazarlara kesintisiz akışını garanti altına almayı hedefleyen Carter Doktrini’nin sahadaki en önemli uygulama aracıdır.
Egemenlik Tartışmaları ve Uluslararası Hukuk
Uluslararası hukuk açısından Hürmüz Boğazı, Türk Boğazlarını düzenleyen Montrö Sözleşmesi gibi özel bir uluslararası rejim tarafından yönetilmemektedir. Boğazın statüsü, büyük ölçüde kıyıdaş devletlerin milli egemenlik hakları ve uluslararası deniz hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde şekillenmektedir.
Hürmüz Boğazı’na kıyısı olan İran ve Umman, 12 deniz millik karasuyu haklarını kullanmaktadırlar. Ayrıca Suudi Arabistan ve Kuveyt de geleneksel olarak bu 12 millik sınırı benimsemişlerdir. Boğazın en dar noktasının genişliği yaklaşık 21 mil olduğu ve her iki kıyıdaş devlet de 12 mil karasuyu iddia ettiği için, boğazın bu bölümü tamamen bu iki devletin egemenlik yetkisi altındaki karasularında kalmaktadır. Bu nedenle, deniz trafiği büyük ölçüde bu iki devletin egemenliği altındaki karasularından geçmektedir. Dolayısıyla boğazın hiçbir kısmında açık deniz veya serbest hava sahası bulunmamaktadır.
Geçiş rejimleri konusunda ise kıyıdaş devletler ve kullanıcı devletler arasında yorum farkları mevcuttur:
- Irak, Basra Körfezi’ne çıkışı kısıtlı olan bir devlet olarak boğazdan tam bir "transit geçiş" hakkını savunmaktadır.
- İran, kıyı devleti sıfatıyla, geçişlerin kendi denetimi altında olmasını öngören "düzenlenmiş transit geçiş" rejimini desteklemektedir.
- Umman ise geleneksel uluslararası hukuk kavramı olan ve askeri gemilere bazı kısıtlamalar getiren "zararsız geçiş" rejiminin uygulanmasını talep etmektedir.
İran ve Umman'ın Hukuki ve Fiili Gücü
Fiili duruma bakıldığında gemilerin genellikle daha derin olan Umman karasularındaki seyrüsefer kanallarını kullandığı görülmektedir. İran ise stratejik adalar üzerindeki hâkimiyeti sayesinde tüm trafiği askeri ve teknik olarak izleme ve gerektiğinde müdahale etme kapasitesine sahiptir. Bu yüzden İran, boğazın güvenliğini sağlamayı kendi hak ve sorumluluğu olarak görerek bazı kısıtlayıcı tedbirler alabileceği gibi kendisine yönelik askeri bir saldırı veya ekonomik tehdit durumunda boğazı kapatma seçeneğini de kullanabilir.
Uluslararası hukukta seyrüsefer serbestisi ilkesi gereği gemilerin "geçiş hakkı" olduğu kabul edilse de boğazın tamamen İran ve Umman’ın karasuları içinde olması, bu devletlere geçişi düzenleme, izleme ve güvenlik gerekçesiyle kısıtlama konusunda muazzam bir hukuki ve fiili güç vermektedir. Bu sebeple, ilgili devletler, gerçekleştirilecek bir geçişi "zararlı" olarak değerlendirip fiili ve hukuki engeller koyabilirler.
Üç Ada: Batmayacak Savaş Gemileri
Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, İran’a hem Basra Körfezi’nin askeri kontrolü hem de uluslararası deniz hukukundaki egemenlik iddiaları açısından muazzam bir jeopolitik ve hukuki üstünlük sağlamaktadır. Bu üç ada, kaynaklarda Hürmüz Boğazı’nın "şah damarı" üzerindeki stratejik konumları nedeniyle "batmayacak savaş gemileri" olarak nitelendirilmektedir. İran’ın 1971 yılında İngiltere’nin bölgeden çekilmesinden hemen önce kontrol altına aldığı bu adalar ile Keşm, Larak ve Hürmüz adaları, boğazın girişini doğrudan denetleme fırsatı sunmaktadır.
Basra Körfezi, genel olarak sığ bir deniz olmasına rağmen, büyük gemilerin ve petrol tankerlerinin geçişine en uygun olan en derin seyrüsefer kanalları, bu üç adanın bulunduğu bölgede yer almaktadır. Bu avantaj İran’a, küresel petrol ticaretinin geçtiği ana yolu askeri ve teknik olarak izleme ve gerektiğinde müdahale etme kapasitesi vermektedir. İran, bu adaları ağır silahlarla donatılmış askeri üslere dönüştürmüştür. Adalar İran’ın ileri savunma stratejisinin bir parçası olarak, olası bir saldırıda düşman donanmalarını kıyılarından uzak tutmasını ve boğazı kapatma tehdidini reel bir güce dönüştürmesini sağlamaktadır.
Sonuç: Küresel Güç Dengelerinin Kilit Taşı
Sonuç olarak Hürmüz Boğazı, sadece bir su yolu değil, küresel güç dengelerinin ve enerji güvenliğinin kilit taşıdır. İran’ın boğaz üzerindeki fiili kontrolü ve stratejik adalar üzerindeki hâkimiyeti, Tahran’a önemli bir hukuki ve stratejik avantaj sağlamaktadır. Bu durum ABD’nin küresel güç projeksiyonu açısından ciddi bir risk unsuru oluşturmaktadır. Dolayısıyla, ABD’nin temel hedeflerinden biri, İran’ın boğaz üzerindeki hukuki ve jeopolitik avantajını sonlandırmak ya da sınırlandırmaktır. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki rejimi, bölge ülkeleri arasındaki iş birliği kapasitesi ile ABD, Çin ve Rusya gibi küresel aktörler arasındaki askeri ve siyasi rekabetin seyrine bağlı olacaktır.



