İsveç'te 8 Aylık Bebeğe Tek Başına Sınır Dışı Kararı: Emanuel'in Dramı
İsveç'te doğan 8 aylık Emanuel Alidoust bebek, ülkenin değişen göç yasalarının kurbanı oldu. Göçmen Dairesi, anne ve babasının çalışma izni olmasına rağmen, küçük Emanuel'in tek başına İran'a gönderilmesine karar verdi. Bu skandal karar, tüm dünyada gündem olurken, İsveç'te hukuksal bir tartışma başlattı.
Yasal Boşluk ve İmkansız Karar
İsveç'te yürürlüğe giren yeni göç düzenlemeleri, Sundbyberg kentinde yaşayan İranlı çift Mehrad Alidoust ve Masoumeh Ghorbani'nin 8 aylık oğulları Emanuel'in oturma izni başvurusunun reddedilmesine yol açtı. Ebeveynler 2019'dan beri ülkede yasal olarak çalışıyor: anne Masoumeh, Stockholm'deki prestijli Karolinska Hastanesi'nde hemşire, baba Mehrad ise Axfood bünyesinde sabit bir işe sahip.
Olayın temelinde, İsveç hükümetinin Nisan ayında kaldırdığı "spårbyte" (statü değişikliği) sistemi yatıyor. Bu sistemin kaldırılmasıyla, çalışma izni alan kişilerin yakınlarına oturma izni verilmesi zorlaştırıldı. Emanuel, tam da bu yasa değişikliğinin hemen ardından dünyaya geldiği için "yasal dayanaktan yoksun" ilan edildi.
Göçmen Dairesi'nin Tartışmalı Karar Metni
Göçmen Dairesi'nin resmi karar metninde yer alan ifadeler ise büyük infial yarattı: "Göçmen Dairesi, sınır dışı işleminin senin İran’a seyahat etmen yoluyla gerçekleşmesine karar vermiştir." 8 aylık bir bebeğe hitaben yazılan bu karar, küçük Emanuel'in ailesinden koparılarak tek başına sınır dışı edilmesi anlamına geliyor. Aile, kararın pratikte uygulanmasının imkansızlığına dikkat çekerek, yaşadıkları mağduriyetin düzeltilmesini talep ediyor.
Siyasi Tepkiler ve Toplumsal Yansımalar
Kararın basına sızmasıyla birlikte İsveç'te peş peşe tepkiler yükseldi. Hristiyan Demokratlar Lideri Ebba Busch, "Aklı başında her insan bir bebeğin tek başına seyahat edemeyeceğini bilir. Bu karar mantıksız ve uygulanması imkansız" ifadelerini kullandı. SD Lideri Jimmie Åkesson ise, "En sert göç politikalarını savunanlar bile 8 aylık bir bebeğin tek başına gönderilmesini hayal edemez" diyerek kararı eleştirdi.
Bu olay, İsveç'in göç politikalarının insani boyutlarını yeniden tartışmaya açarken, yasal düzenlemelerin aile birliği ve çocuk hakları üzerindeki etkilerini sorgulatıyor. Sürecin nasıl sonuçlanacağı ise hem İsveç kamuoyunda hem de uluslararası alanda merakla takip ediliyor.