"Oğlum, sakın parka işeme. Burası eskiden mezarlıktı. Destursuz girilmez..." Bu sözler, birçok Beşiktaşlının çocukluğunda duyduğu, ancak anlamını sonradan kavradığı bir uyarı. Bugün çocukların koşup oynadığı, ailelerin vakit geçirdiği Abbasağa Parkı'nın altında, acı bir tarih yatıyor. Bu park, bir zamanlar semtin sakinlerinin ve saray büyüklerinin son uyku yeri olan bir mezarlıktı.
Bir Parkın Altındaki Kayıp Hafıza
Abbasağa Parkı, 1939 yılına kadar hem Müslüman hem de gayrimüslimlere ait bir mezarlık olarak hizmet veriyordu. 1670'lerden beri varlığını sürdüren Beşiktaş Köyü Mezarlığı, semtin tarihsel hafızasının en önemli parçalarından biriydi. Ancak Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kentsel dönüşüm projeleri kapsamında, Fransız mimar Henri Prost'un planları doğrultusunda bu mezarlık ortadan kaldırıldı.
Tarihi kayıtlara ve tanıklıklara göre, bu süreç oldukça sert yaşandı. Yaklaşık 5 bin mezar açılarak, yüzlerce yıllık kemikler parkın alt kısmında açılan büyük bir çukura üst üste gömüldü. Değerli mezar taşları ise sökülerek kireç kuyularına atıldı. Adeta geçmişle olan bağ koparılmak, Osmanlı'nın izleri silinmek istendi. Ve bu sessizliğin üzerine, bugün bildiğimiz Abbasağa Parkı inşa edildi.
Çocukluk Anıları ile İç İçe Geçen Bir Travma
Yazarın kişisel hikayesi, bu kolektif hafıza kaybının duygusal boyutunu ortaya koyuyor. Dedesi 1900'de Beşiktaş Abbasağa'da doğmuş, babaannesi ise çocuğunu bu mezarlık hikayesiyle uyarmış bir ailede büyüdü. Onun çocukluğu ve gençliği bu parkta geçti. Ancak bu gerçeği öğrendiğinde, park artık sadece bir oyun alanı olmaktan çıktı.
"Burası artık ne benim çocukluğumun parkıydı ne de oğlumun top oynadığı, salıncağa bindiği parktı..." diyen yazar, hissettiği acıyı bu sözlerle ifade ediyor. Çünkü soykırımın sadece canlılara değil, hafızaya da yapılabileceğini vurguluyor. İsmi silinen her mezar, yok edilen her kitabe, geçmişe vurulan bir darbe haline geliyor.
Toprağın Hafızası Asla Silinir Mi?
Olay, sadece bir parkın inşasından çok daha derin bir soruyu gündeme getiriyor: Toprağın hafızası silinebilir mi? Fiziksel izler ortadan kaldırılsa da, kolektif bellek ve nesilden nesile aktarılan hikayeler, bu tarihi canlı tutmaya devam ediyor. Babaannelerin uyarıları, dedelerin anlattıkları, bu sessiz tarihin taşıyıcıları oluyor.
Abbasağa Parkı örneği, İstanbul'un birçok semtinde yaşanan benzer dönüşümlerin sadece bir tanesi. Bu durum, kentleşme ile tarihsel mirasın korunması arasındaki hassas dengeyi, etik ve insani boyutlarıyla yeniden düşünmeye çağırıyor. Geçmişiyle yüzleşemeyen, onu yok sayarak üzerine yeni bir hayat inşa etmeye çalışan toplumların hafızasında, bu tür yaralar hep açık kalıyor.
Bugün Beşiktaş'ın kalbinde nefes alan bu park, sadece ağaçları ve banklarıyla değil, altında barındırdığı sessiz çığlıklarla da var olmaya devam edecek. Ve "Destursuz girilmez" sözü, artık çok daha derin, hüzünlü bir anlam taşıyor.