Allah'ın Sevmediği Kullar: İnanç ve Amellerin Belirlediği Bir Durum
Mehmet Nezir Gül'ün açıklamalarına göre, Allah'ın sevdiği kulların yanı sıra, sevmediği kullar da bulunmaktadır. Aslında bu durum, Yüce Rabbimizin yasakladığı davranışları yapan kulların varlığından kaynaklanmaktadır. En güzel bir kıvamda yarattığı insanlar arasında ayırım yapması elbette O'nun şanından değildir. Ancak, yaratılış programının ve fıtrat kodlarının dışına çıkan insanlar, O'nun rahmet alanının dışına çıkmış olurlar.
İnanç ve Amellerin Belirleyici Rolü
Allah'ın sevmediği kullar, temelde inanç ve amelleri sebebiyle oluşan bir durumdur. Başta inanç olmak üzere, davranışları İslam'ın emirlerine aykırı olan kullar, sevgi halesinin dışında kalmaktadırlar. Allah'a gereği gibi inanmayan, O'na ortak koşan, emir ve yasaklarından bazılarını benimseyip bazılarını kabul etmeyen, O'nu dünya işlerine ve kamusal alana müdahil kılmayan, dünyayı yarattıktan sonra işlevinin bittiğini iddia eden insanları Allah sevmez.
Dünya hayatında, belirlediği sünnetullah ve adetullah çerçevesinde, Rahman sıfatının gereği tecelli eder ve herkes inancı ne olursa olsun çabasının karşılığını görür. Ancak ahirette ise inkârının cezasını çeker. Allah, günahkâr olan kullarını da sevmez, ancak burada harama ve günaha yönelişten dolayı gelen bir sevgisizlik söz konusudur. Onları uyarır, tehdit eder, bazı cezalarla sarsar. Kul, hatasından döndüğünde ise sevdiği kullar arasına dâhil olur.
Kâfirler: Allah'ın Sevmediği Kulların Başında Gelir
Kâfir, örten, gizleyen, saklayan kişidir. Allah'ın varlığını, birliğini, isim, sıfat ve özelliklerini kısmen veya tamamen inkâr eden, reddeden insandır. Allah kâfirleri sevmez. Onlara rahmet nazarıyla bakmaz, onları bu küfür hâlleriyle bağışlamaz. Sevdiklerine yaptığı muameleyi yapmaz. Allah kendisini tanımayanı, kendisine hakkıyla iman etmeyen bir insanı niçin sevsin?
Üstelik bu sevmeme, o kâfiri dünya şartlarında değil ahirette sevmeme ve merhamet nazarıyla bakmamasıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki burada mesele, kâfirin veya diğer sevilmeyenlerin şahsı değil, inanç ve eylemidir. "De ki: 'Allah'a ve Resulüne itaat edin.' Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez." (Ali İmran 3/32, Rûm 30/45)
Ayeti kerimede Resule itaat de emredilince, baş münafık Abdullah b. Übey b. Selül hemen fitne kazanını kaynatmıştır: "Gördünüz mü? Muhammed kendine itaat edilmesini Allah'a itaat gibi görüyor; bizim de Hristiyanların İsa'yı sevdikleri gibi kendisini sevmemizi istiyor!" Bu fitne üzerine, Allah ile Resulünü ayırmanın mümkün olmayacağı, Allah'a itaatin bir şartının da Resul'e iman ve itaat olduğu belirtilmiştir.
