Çanakkale Ruhu: Geçilmezliğin Ontolojik Kökleri ve Günümüzdeki Yansımaları
Çanakkale Ruhu: Geçilmezliğin Kökleri ve Günümüz

Çanakkale: Bir Milletin Varoluş Sıçrayışı

Doç. Dr. Abdulkerim Diktaş, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nden yaptığı değerlendirmede, 18 Mart'ın takvimden koparılan sıradan bir tarih olmadığını belirtti. Bu tarih, bir milletin varlık ile yokluk arasındaki ince çizgide, varlığını "şehadet" ile mühürlediği ontolojik bir sıçrayışı temsil ediyor. Çanakkale, sadece Boğaz'ın serin sularına gömülen devasa zırhlıların enkazı değil, aynı zamanda sömürgeci zihniyetin "yenilmezlik" mitinin parçalandığı, insanlık onurunun maddiyat karşısında kazandığı muazzam zaferin adıdır.

Gelibolu'nun Fısıldadığı Şuur

Bugün Gelibolu’nun rüzgârıyla savrulan her kum tanesi, bize dün kazanılmış bir zaferden çok, yarın korunması gereken bir "şuur" fısıldamaktadır. Bu şuur, bir medeniyetin karakter beyanı olarak öne çıkıyor. Metrekareye binlerce merminin düştüğü o daracık alanda Türk askeri, sadece toprağını savunmamış; aynı zamanda düşmanına dahi "insanlık" dersi vererek savaşın bile bir ahlakı olduğunu dünyaya haykırmıştır.

İnancın Çelikle İmtihanı

Edebiyatın ve tarihin sınırlarını zorlayan bu destan, özünde bir "iman ve imkân" çatışmasıdır. Bir tarafta, Sanayi Devrimi'nin soğukluğuyla şekillenmiş, "üzerinde güneş batmayan" imparatorlukların çelikten kaleleri; diğer tarafta ise cihan harbinin yorgun düşürdüğü ama ruhu hâlâ taze olan Anadolu’nun kavruk çocukları yer alıyor. Çanakkale, rasyonalizmin ve kaba kuvvetin açıklamakta aciz kaldığı bir "anomali" olarak tarihe geçmiştir.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Zamanın Ruhu ve Mekânın Belleği

Felsefi bir düzlemde Çanakkale, tarihin lineer akışına bir müdahaledir. Materyalist dünyanın "Güçlü olan haklıdır" doktrini, Çanakkale’nin sularında ve sırtlarında "Haklı olan güçlüdür" hakikatine çarparak dağılmıştır. Orası, mekânın kutsallaştığı, toprağın artık sadece jeolojik bir kütle olmaktan ziyade, uğrunda "can verilen" bir vatan olduğu yerdir.

Yeni Siperler, Yeni Cepheler

O günün dretnotları ve zırhlıları, bugün yerini kültürel dezenformasyonlara, ekonomik baskı aygıtlarına ve bizi kendi köklerimize yabancılaştırmaya çalışan dijital illüzyonlara bırakmıştır. Ancak cephenin şekli değişse de savunulması gereken mevzi aynıdır: "İstiklal ve şahsiyet". Modern zamanların Çanakkale’si artık sadece coğrafî boğazlarda değil; zihinlerde, teknolojide, sanatta ve ekonomide kurulmaktadır.

Çanakkale'den Gazze'ye: Süregelen Direniş

Çanakkale’deki isimli ve isimsiz mezar taşları, aslında İslam coğrafyasının ve Osmanlı bakiyesinin "DNA haritası" gibidir. Taşa kazınan her isim, bir memleket hikayesidir. Gazzeli Muhammed, Halepli Ali, Bağdatlı Ömer, Üsküplü Hasan, Saraybosnalı İbrahim... Orada, toprağın altında yan yana yatanlar, bugün haritalar üzerine çekilen suni sınırların ne kadar kırılgan olduğunu bizlere fısıldar.

Çanakkale'den Urumçi'ye: Kimlik Mücadelesi

Dünyanın gözleri önünde, modern çağın en trajik insan hakları dramlarından biri, Doğu Türkistan'da yaşanıyor. Doğu Türkistan; halkın dilinin, inancının ve binlerce yıllık kültürel mirasının sistemli bir şekilde silindiği devasa bir laboratuvara dönüşmüş durumda. Sistematik bir kimliksizleştirme politikasıyla karşı karşıya kalan Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlıklar, "yeniden eğitim" adı altındaki kamplarda sadece fiziksel özgürlüklerini değil, ruhsal bütünlüklerini de kaybediyorlar.

Geleceğe Taşınan Miras

18 Mart’ın bu şanlı yıldönümünde, başımızı o derin siperlerin manevi ufkuna çevirdiğimizde şunu görüyoruz: Biz, sadece geçmişiyle övünen değil, o geçmişten aldığı güçle geleceği inşa etmeye memur bir milletiz. Çanakkale bize, en güçlü darboğazlardan bile bir "çıkış yolu" olduğunu öğretmiştir. Mehmetçiğin sarsılmaz iradesiyle yazılan bu epope, Türkiye Yüzyılı’na yürürken yolumuzu aydınlatan en parlak fenerimizdir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması