İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Güldiyar Tanrıdağlı'nın 'Edusa' Eseriyle Dünya Prömiyerine Hazırlanıyor
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, besteci Güldiyar Tanrıdağlı'nın Edusa adlı eserini dünya prömiyeriyle sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Eser, Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu'nda sahnelenecek ve Türk opera tarihinde önemli bir dönüm noktası olacak.
Lidya Uygarlığının Hikâyesi Sahneye Taşınıyor
Edusa, Anadolu'nun kadim coğrafyasında Lidya uygarlığının zenginliklerini, siyasi çatışmalarını ve insan hikâyelerini binlerce yıllık tarihsel hafıza üzerinden işliyor. Bestesi Güldiyar Tanrıdağlı'ya, librettosu ise Prof. Dr. İskender Pala'ya ait olan eser, gerçek gücün toprakta veya maddi servette değil, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürde saklı olduğunu vurguluyor.
Bu eser, hem Türk opera repertuvarı hem de kadın besteciler açısından büyük önem taşıyor. Edusa, bir Türk kadın bestecinin eserinin opera sahnesine taşınması bakımından ilk olma özelliği gösteriyor.
Rejisör Caner Akın'ın Yenilikçi Yaklaşımı
Eseri sahneye koyan rejisör Caner Akın, daha önce Gılgamış Destanı ile dikkat çeken yenilikçi yaklaşımını bu kez bir dünya prömiyeriyle sürdürüyor. Akın'ın sahnelemesinde, geleneksel opera anlatısının dışına çıkan, çağdaş ve deneysel bir sahne dili kuruluyor.
Yaklaşık bir buçuk yıllık yoğun bir çalışma sürecinin ardından sahneye taşınan Edusa'da, büyük fikirlerin yanı sıra daha hafif, melodramatik ve aşk temalı sahneler de eserin duygusal katmanını güçlendiriyor.
Kültürün Kalıcılığına Odaklanan Bir Anlatı
Eser, Lidya Krallığı'nın tarihsel arka planı üzerine kurulu bir hikâye sunarken, altın, iktidar ve gücün geçiciliğine karşılık kültürün ve toplumsal hafızanın kalıcılığı fikrini merkeze alıyor. Bu yönüyle Edusa, klasik bir tarih operasından ziyade, izleyiciyi bir medeniyet fikri üzerine düşündürmeyi amaçlayan derin bir eser olarak öne çıkıyor.
Eser boyunca sahneden izleyiciye yöneltilen "Kültür mü güçlü, para mı?", "Adalet nereden doğar?" ve "Medeniyet nasıl ayakta kalır?" gibi sorular, eserin felsefi boyutunu güçlendiriyor.
Sahne Tasarımı ve Teknolojik Unsurlar
Sahne tasarımında kullanılan büyük dekorlar, Lidya döneminin ihtişamını ve zenginliğini yansıtan güçlü bir görsel dünya oluşturuyor. Özellikle savaş sahneleri ve dansçıların performansı eserin en etkileyici bölümleri arasında yer alırken, ışık tasarımı ve koreografiler, klasik opera estetiğinin dışına çıkan bir sahne dili sunuyor.
Rejisör Caner Akın, prova sonrası yapılan bir sohbette, sahnelemede kullanılan projeksiyon ve perde kullanımının yalnızca görsel bir tercih olmadığını, aynı zamanda sahnedeki büyük dekor değişimlerini görünür kılmadan akışı devam ettirebilmek için kullanılan bir rejisel çözüm olduğunu belirtti. Akın, özellikle mezarlık sahnesinde perdeye yansıtılan görüntülerin bir ritüel atmosferi kurmak için tercih edildiğini ifade etti.
Türkçe Libretto ve Anadolu'nun Hikâyesi
Eserin dikkat çeken bir diğer yönü ise Türkçe bir opera olması. Librettosu İskender Pala tarafından kaleme alınan eserde, Türkçe'nin şairane ve edebî imkânlarının opera sahnesine güçlü bir şekilde taşındığı görülüyor. Uzun bir aradan sonra yeniden Türkçe bir operayı sahnede izlemek, bu coğrafyanın hikâyelerini kendi dilinde dinlemenin etkisini bir kez daha hatırlatıyor.
Eserin Temel Mesajı: Kültürün Devamlılığı
Sanatçılarla yapılan sohbetlerde, eserin yalnızca Lidya-Pers dönemini anlatan tarihsel bir opera olmadığı özellikle vurgulanıyor. Eserde anlatılan ilişkiler, güç mücadeleleri ve adalet arayışı, milattan önceki bir hikâye üzerinden bugünün dünyasına gönderme yapan bir dille sahneye taşınıyor.
Eserin merkezinde "kültür mü, para mı?" sorusu yer alıyor. Lidya'nın parayı bulan uygarlık olması hikâyenin çıkış noktasını oluştururken, anlatı yalnızca bir savaş veya aşk hikâyesi etrafında ilerlemiyor. Edusa ile Halludas arasındaki aşk hikâyesi eserin görünen yüzünü oluştururken, eserin asıl meselesi bir toplumun kültürüyle var olması ve bu kültürün kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı sorusu etrafında şekilleniyor.
Eserde özellikle Anadolu'daki kadın figürünün altı çiziliyor. Sonlara doğru sahneye gelen bir bebek, yalnızca bir karakteri değil; doğurganlığı, devamlılığı ve kültürün nesilden nesile aktarılmasını simgeliyor. Verilmek istenen mesaj oldukça net: Bir toplum savaşla yıkılabilir, insanlar ölebilir, şehirler yok olabilir; ancak o kültürü yaşatacak tek bir kişi bile kalsa, o medeniyet yaşamaya devam eder.
Edusa, Lidya döneminde geçen bir hikâye üzerinden paranın icadıyla birlikte değişen güç dengelerini, saray içi entrikaları, aşk, ihanet ve iktidar mücadelesini bir kadın karakterin perspektifinden anlatıyor. Eser, bir savaş hikâyesinden çok, savaşlardan sonra geriye neyin kaldığını vurgulayarak izleyiciyi derin düşüncelere sevk ediyor.



