Haftanın Kitapları: Biyografiden Romana, Anıdan Şiire Zengin Bir Seçki
Haftanın Kitapları: Biyografiden Romana, Anıdan Şiire Seçki

Kültür-sanat dünyası, bu hafta da biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire pek çok eseri okurlarla buluşturdu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz...

1. Karagöz Beyoğlu'nda - Ali Sami

VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Ali Sami'nin II. Meşrutiyet döneminde kaleme aldığı Karagöz Beyoğlu'nda adlı eseri okurlarla buluşturdu. Ali Sami, bu çalışmada geleneksel bir figürü modern romanın imkânlarıyla yeniden kurarken; onu yalnızca bir mizah unsuru olarak değil, modernitenin cazibesi içinde arzulayan, sarsılan ve savrulan bir 'insan' olarak sahneye taşıyor. II. Meşrutiyet döneminde şekillenen bu roman, dönemin eğlence dünyasını ve toplumsal kırılmalarını çarpıcı bir atmosferle gözler önüne seriyor. Karagöz, ahlaki bir çözülüşe ve psikolojik bir savruluşa sürüklenirken, Hacivat ise onu eski dünyasına bağlayan son denge unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Eser, eski ile yeninin, masumiyet ile sefahatin çarpıştığı trajikomik bir atmosferde, gölge perdesinden matbuata hicret eden bir figürün modern edebiyattaki yeniden doğuşunu müjdelerken okuru İstanbul'un eğlence ve dönüşüm haritasında benzersiz bir keşfe davet ediyor.

2. Murat Efendi'nin Türkiye Seyahatnamesi - Kaho Nashiki

Japon yazar Kaho Nashiki imzalı Murata Efendi'nin Türkiye Seyahatnamesi, Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Yıl 1899. Japon ve Osmanlı imparatorlukları arasında, Ertuğrul Hadisesi'nden sonra başlayan ilişkileri derinleştirmek amacıyla, Japonya'daki bir üniversitede araştırma görevlisi olan Murata; adı, Türk erkeklerinde yaygın olan Murat'a benzediği için İstanbul'a arkeoloji araştırmaları yapmaya gönderilir. İngiliz bir kadının işlettiği pansiyonda bir Yunan, bir Alman, bir Müslüman köle ve kölenin getirdiği bir papağanla yaşayan Murata; bir yandan arkeoloji alanında Hamdi Bey'in müzesinde araştırmalar yürütüp geçmişin tanrılarıyla mücadele verirken, diğer yandan da dönemin siyasetindeki güç kavgalarının tam ortasında kalır. Nashiki'nin Osmanlı-Japon temasını tarihsel bir figür üzerinden yeniden yorumladığı roman, kültürlerarası karşılaşmayı ve yabancılık duygusunu merkeze alıyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

3. Uzun Yol Defteri - Mehmet Cemil

İnsan her kitapta kendisiyle yeniden tanışır. Epona Yayınevi'nden çıkan Uzun Yol Defterleri, sevdiğiniz şair ve yazarlara rastlayacağınız, yenileriyle tanışacağınız; okumanın ve yazmanın dönüştürücü gücüyle kurulmuş bir deneyim sunuyor. Mehmet Cemil, akıcı üslubuyla gezi yazısının, denemenin, anı türünün ve zaman zaman da öykünün imkânlarından faydalanarak, kitaplara ve içsel şifaya uzanan bir yolculuğun haritasını çiziyor. Roman ve şiirle kucaklaşmış bu kitabı okurken, edebiyat tarihinde kendinizle karşılaşacaksınız. Okumanın iyileştirici gücüyle beslenen bu eser, bu dünyanın hızında kendini kaybedenler için yazılmış bir iç yolculuk.

4. Kendime, İstanbul'a ve Kadınlara Dair - Hilmi Yavuz

'İstanbul ve aşk, altın ve gölge dolayımında birbirlerine dönüşür, birer altın ve gölge olurlar.' Hilmi Yavuz, Everest Yayınları'ndan çıkan bu kitabında okuru kendi iç dünyasının, İstanbul'un kaybolan sokaklarının felsefi derinliklerine davet ediyor. Bir yanda annesinin lavanta çiçeği kokan anılarıyla dolu ceviz sandığı, diğer yanda babasıyla Kocamustafapaşa'da peşine düştükleri o mistik sümbül kokusu... Şairin kaleminde İstanbul, sadece bir şehir değil, her sokağı bir şiir, her köşesi bir 'gizem' olarak yeniden canlanıyor. Eser; çocukluk günlerinin 'radyo ve bisiklet' heyecanından Kabataş Erkek Lisesi'nin 'keşhanelerinde' okunan Dostoyevski sayfalarına uzanan bir bellek yolculuğu. Hilmi Yavuz, yıkılan Park Otel'in hüznünü, 'kadın-erkek söylemi' üzerine yaptığı derin analizleri ve 'insanileşen' eski eşyaların hatırasını, entelektüel bir titizlikle bugüne taşıyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

5. Rousseau - Nicholas Dent

Profesör Nicholas Dent imzalı kitap, Rousseau'nun düşüncelerini edebi eleştirinin karmaşık labirentlerinde boğmak yerine, argümanların felsefi ve toplumsal gücüne odaklanan net, tematik ve sorun odaklı bir yaklaşım sunarak diğer metinlerden ayrılıyor. Akademik çekişmelerin binlerce koşulunda kaybolmaktansa, oldukça derli toplu ve kararlaştırılmış bir açıklama çizgisi sunmayı tercih ediyor. Kitabın en büyük özgünlüğü ise, Rousseau'nun sıklıkla tamamen zararlı ve kötü olarak yanlış anlaşılan amour-propre kavramını düzeltmesi... Dent, bu kendini beğenme ve tanınma arzusunun, başkalarını ezmeden ve karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde karşılanabileceği yapıcı bir potansiyeli de barındırdığını ispatlayarak Rousseau'nun mirasına yepyeni bir pencere açıyor. Alfa Yayınları'ndan çıkan kitap, Rousseau'yu steril bir düşünce heykeli olarak değil; derin çelişkileri, aşkları, zaafları ve sürgünleriyle etten kemikten bir insan olarak resmediyor.

6. Yokluğunda Çok Kitap Okudum - Libby Page

Doğru kitap, doğru kişinin eline tam da doğru zamanda geçtiğinde bir hayatı sonsuza dek değiştirebilir. Tilly Nightingale için o 'doğru zaman', hayatının en derin sessizliğine, eşi Joe'yu kaybettiği o uçsuz bucaksız boşluğa denk gelmektedir. Ancak Joe, gitmeden önce Tilly için kelimelerden örülmüş edebi bir yol haritası bırakır: On iki ay, on iki mektup ve on iki kitapla başlayan bu gizemli miras, Tilly'yi Book Lane Kitapçısı'na sürükleyecektir. Yasın içinde donup kalmış Tilly'yi, bu eski dükkânda yaralarını kitaplarla sarmaya çalışan kitapçı Alfie beklemektedir... Roald Dahl'dan Hemingway'e, C.S. Lewis'ten Murakami'ye uzanan bu edebi serüven, okuru kaybın sızısıyla yüzleştirirken umudun imkânsız olmadığını kanıtlıyor. Dünyada yirmiden fazla dile çevrilen, film hakları satın alınan, okur kulüplerinin gözdesi haline gelen bu kitap, Doğan Kitap'tan çıktı.

7. Dünyadan Son Gidişimiz - Gülhan Tuba Çelik

'Şimdi şöyle biber salçalı, zeytinyağlı bir kısır. Tabağa bile koymadan, karıştırdığım kapta yer bitiririm. Gerçi tadı da kalmadı hiçbir şeyin. Pestisit üstüne pestisit. Twitter'da, Instagram'da her gün bir meyvesebze zehirli. Bir şeylerin iyilerinden yemek mümkün değil ne zamandır. Ölü olsak her türlü daha iyi. İnsan gibi yaşar olmaktan çıkarıldık.' Gülhan Tuba Çelik, İletişim Yayınları'ndan çıkan Dünyadan Son Gidişimiz'de bir ayağı çağımızın her yerde üstümüze boca edilen o parıltılı vitrinlerinin önünde, diğer ayağı arka sokakların tam göbeğinde duran öyküler anlatıyor. Kalabalık ve steril sitelerle, evlerin birbirinin üstüne devrildiği o tıklım tıklım mahallelerinin arasındaki birkaç adımın, basit ve fiziksel bir eylemin ötesinde taşıdığı anlamı deşiyor. Bazen sıradan bir nesnenin varlığının ya da yokluğunun, bazen bir anda kendimizi içinde bulduğumuz, önemsizmiş gibi görünen o duygunun nasıl başlı başına hayatın ta kendisi olduğunu fark ettiriyor.

8. İyimserlikten Daha İyisi - Guillaume Paoli

Felaketlerin kapıya dayandığı, kapitalizmin çarkları arasında ezildiğimiz günümüz dünyasında kötü haberlere kulaklarını tıkayan, eleştirel düşünceye sırtını dönen insanların sayısı günbegün artıyor. Mümkün dünyaların en iyisinde, hayatların en güzelini yaşayıp ideale vardığı izlenimini yaratmak ayrı bir çabaya, 'iyimser olmak' ise bir göreve, hatta fanatizme dönüşmüş durumda. Guillaume Paoli, Metis Yayınları'ndan çıkan kitabında felsefe tarihinde bu beklentinin izini sürüp iyimserlik kavramının eskizini çıkarıyor. İyimserliğin mevcut güç dengelerine boyun eğmek anlamına geldiği zamanlardan kötümserliği benimseyenlerin, insanlıktan umudunu kesenlerin çağına, göklerden inen kurtarıcı rolüne soyunacak sözde yapay zekâya bel bağlayanların teknolojik iyimserliğe savrulduğu bugünlere uzanıyor bu kısa panorama. Paoli, kaderine razı gelmekle her şeyin sorumluluğunu sırtlamak arasına sıkışmış gibi görünen insanın iyimserliğe yeğ başka seçeneği var mı diye sorguluyor, eleştirel düşüncenin başka bir dünya tasavvuru yaratmaktaki önemini vurguluyor.

9. Zamanın Çarkı Döndüğünde - Mertcan Karacan

'Başka bir örnek de, hadi, tarihten verelim. İnsin Gazi'miz trenden, Haydarpaşa Garı'nın merdivenlerine kadar gelsin yine, baksın ki karşısında işgal gemileri, Boğaz'ı bir uçtan öbür uca kadar sarmışlar... Buraya kadar her şey aynı olsun, tarihteki gibi gelişsin; ama tam bu anda 'Geldikleri gibi giderler!' demesin de Gazi, 'Yapcak bi şey yok!' desin. Diyebilir miydi? Elbette diyebilirdi. Ama deseydi ne olurdu, dememiş de ne olmuş, işte, orada tarih...' Bunlar ve yine bunlar gibi cümlelerle tarihe bakış açımızı değiştirmeye zorluyor bizi bu kitabında, Mertcan Karacan. Remzi Kitapevi'nden çıkan kitabında değişen ve dönüşen zamana karşı insanın hangi saflarda yer tutması gerektiğini fısıldıyor sanki, okurlarına. Zamanın çarkı döndüğünde olup bitenlerin ve olup bitebileceklerin hesabını içinden bir an bile eksik etmediği vefa duygusu eşliğinde gören Karacan, geçmişe bakarak geleceği inşa etmeye çabalamanın edebiyatçasını, şaircesini, yazarcasını ilk defa bu kitabında konuşuyor.

10. Sinema ve Erkeklik: Onur Ünlü Sineması Üzerine Bir Okuma - Emre Koparan

Yeni milenyumdan bu yana Türk sinemasında görünüm kazanmaya başlayan erkeklik krizi, toplumsal cinsiyet çalışmaları çatısı altında gelişen önemli bir alana dönüşmüştür. Kültürel üretimin ve özellikle sinemanın eğildiği bu kriz anlatısı, anaakım filmlerin merkezinde yer almış ve erkek karakterlerin toplumsal çözülmelerini perdeye yansıtan bir araca dönüşmüştür. Bu bağlamda 2000'lerin başından bu yana biriken 'erkek filmleri' ya da erkeklik krizine dair görünümler sunan filmler, bu krize dair çeşitli söylemler üretmiştir. Emre Koparan'ın Kriter Yayınevi'nden çıkan bu çalışması, merkezine yeni milenyumun Türk sineması bağlamında üretken yönetmenlerinden Onur Ünlü'yü alıyor. Senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmler ve bu filmlerin erkek karakterleri, erkeklik krizi üzerinden inceleniyor. Yönetmenin erkek karakterlerinin daima krizle, şiddetle, hastalıkla ve ölümle yüzleştiği, tüm ilişki biçimlerinde sorunlu olduğu ve erkeklik krizlerini doğrudan deneyimlediği saptanıyor.