Hicret ve Ensar: İmanın En Büyük Fedakarlık Sınavı
Hicret, bir müminin sırf Allah rızası için yaşadığı evi, mahalleyi, şehri, işini ve tüm bağlarını geride bırakarak başka bir diyara göç etmesidir. Bu eylem aynı zamanda günahlardan ve haramlardan uzaklaşmanın da somut bir ifadesidir. Bir mümin için bulunduğu yerde İslam'ı yaşama imkanları tamamen tükenmişse ve dinini özgürce yaşayamaz hale gelmişse, hicret artık bir zorunluluk halini alır.
Muhacir ve Ensar: İki Büyük Özveri
Bu zorlu yolculuğa çıkan müminlere muhacir adı verilirken, onlara kucak açan, gönlünü, evini, barkını ve tüm imkanlarını seferber eden müminlere ise ensar denir. Her iki durum da büyük bir özveri ve fedakarlık gerektirir. Kolayca üstlenilebilecek bir yük değildir. İşte bu sebeple, hayatın farklı dönemlerinde bu sınavlardan geçen müminler için Kur'an-ı Kerim'de özel bir müjde bulunmaktadır.
Yüce Allah, bu kullarını sevdiğini açıkça ifade etmektedir: "Muhacirlerin ve Ensar'ın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan razıdırlar. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur." (Tevbe Suresi, 9/100)
Peygamber Efendimiz ve Sahabe Örneği
Bu konuda bizlere en güzel örneği, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve onun değerli sahabeleri vermiştir. Mekke'de İslam'ı öğrenme, anlatma ve yaşama konusunda ağır eziyetler ve işkencelerle karşılaşınca, hicret etmek zorunda kaldılar. Tarih boyunca farklı zamanlarda Müslümanlar da, ya hicret ederek ya da muhacir kardeşlerine yardım eli uzatarak, Allah'ın sevdiği kullar arasına girmeyi başarmışlardır.
Peygamberimizin bir hadis-i şerifinde buyurduğu gibi: "Ameller niyete göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah'a ve Resulü'ne yönelikse onun hicreti Allah'a ve Resulü'nedir. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı ise onun hicreti, hicret ettiği şeyedir." (Buhârî, Îmân, 41) Bir başka hadiste ise: "Onları ancak müminler sever ve onlardan ancak münafık olanlar nefret eder. Ensar'ı seveni Allah da sever, onlara buğz edene Allah da buğz eder." (Tirmizî, Menâkıb, 25/3900)
Allah, Yararlı İşler Yapanları Sever
Gerçek bir Müslüman, sadece bu dünya için veya sadece ahiret için değil, her ikisi için de çalışır. Asıl ve ebedi yurdun ahiret olduğunu asla unutmaz, ancak dünyayı da ihmal etmez. Sürekli olarak yararlı işler yapmaya, insanların hayrına çalışmaya özen gösterir. Kimseye eziyet etmez, hayatı anlamlı, kolay ve yaşanılır kılmaya gayret eder. Nihayetinde de Allah'ın rızasını kazanır.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu, rabbini sayıp O'ndan korkanlar içindir." (Beyyine Suresi, 98/7-8)
Bu müminlerin kavuşacakları en büyük mutluluk, hiç şüphesiz Yüce Allah'ın rızasına nail olmalarıdır. Onlar için hayallerinin bile ötesinde nimetler hazırlanmıştır. Bir kudsi hadiste belirtildiği üzere, salih kullar için "Allah tarafından gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan aklının tasavvur edemeyeceği derecede güzel bir ödül" hazırlanmıştır. (Buhârî, "Tevhîd", 35; Müslim, "Îmân", 312)
Allah, Doğru Kullarını Sever
Doğruluk, imanın en değerli hazinesidir. Mümin bir kul, hangi şartlar altında olursa olsun, sonuçları lehine veya aleyhine de olsa, her durumda doğru olmayı şiar edinir. Allah'a, Resulullah'a, ailesine, dostlarına, tüm insanlara ve bütün mahlukata karşı en dürüst insanlar, müminlerdir. Müslüman, bu doğruluğunun karşılığını hem dünyada hem de ahirette görür. Dünyada geçici bazı kayıplar yaşasa da, uzun vadede ve nihai olarak kazananlar, daima doğruluktan şaşmayanlardır. En büyük mükafat ise, Allah'ın onları sevmesidir. Ne mutlu doğru olanlara!
Yüce Allah şöyle buyurur: "Bugün doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, ebedi kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan hoşnuttur, onlar da O'nun rızasını kazanmaktan ötürü mutludurlar. İşte büyük kurtuluş budur." (Maide Suresi, 5/119)
