Tarih, hicretin ikinci yılına, Zilhicce ayının onuncu gününe işaret ediyordu. Medine'ye hicretin ardından Müslümanlar ilk kez Kurban Bayramı'nı idrak edeceklerdi. Ensar ile muhacir arasında kurulan kardeşlik bağı, paylaşma ve dayanışma ruhuyla daha da güçlenecekti. Büyük küçük herkes, Allah adına kesilecek ilk kurbanların heyecanını yaşıyordu.
Bayram Namazı ve Kurbanın Zamanı
Bayram sabahı Hz. Peygamber (sav), ashabıyla birlikte bayram namazını kılmak üzere musallaya doğru ilerlerken bazı kimselerin kurbanlarını vakti gelmeden kestiklerini fark etti. Namazgâha ulaştığında ashabına hitap ederek şöyle buyurdu: "Bugün ilk işimiz bayram namazını kılmak, sonra da kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetimize uymuş olur."
Zaman ve Niyet Önemli
Ardından kadın-erkek, genç-yaşlı bütün Müslümanlara bayram namazını kıldırdı ve hutbesinde kurban ibadetinin anlamı üzerinde durdu. Bayram günlerinin yeme, içme ve Allah'ı zikretme günleri olduğunu belirten Allah Resulü, kurbanın Allah katındaki değerini şu sözlerle ifade etti: "Âdemoğlu, kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel işlemez. Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla gelir. Kanı yere düşmeden Allah katında kabul olunur."
Daha sonra, namazdan önce kesilen kurbanların geçerli olmayacağını belirterek, "Kim kurbanını bayram namazından önce kestiyse yerine yeniden bir kurban kessin" buyurdu. Bu uyarının muhataplarından biri de sahabe Ebû Bürde b. Niyâr'dı. Komşularına ikram etmek amacıyla acele ederek kurbanını erken kesmişti. Durumu öğrenen Resûlullah (sav), bunun kurban değil, et niyetiyle kesilmiş bir hayvan olduğunu ifade etti. Böylece kurban ibadetinde niyetin ve zamanın önemine dikkat çekilmiş oldu.
Babanız İbrahim'in Sünnetidir
Namaz ve hutbenin ardından kurban kesimine geçildi. Hz. Peygamber (sav), kurban keserken hayvana eziyet edilmemesi konusunda ashabını özellikle uyardı. Bıçağın iyice bilenmesini, hayvana gösterilmemesini ve kesimin hızlı yapılmasını tavsiye etti. Çünkü İslam, sadece insanlara değil, bütün canlılara merhameti emretmekteydi.
Peygamber Efendimiz (sav), kurbanlık iki koçu kıbleye yönelterek besmele çekti, tekbir getirdi ve şu duayı okudu: "Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur." Bu dua, İslam'daki kurban anlayışının özünü ortaya koyuyordu. Cahiliye döneminde putlar adına kesilen kurbanlar, İslam ile birlikte yalnızca Allah adına sunulan bir ibadete dönüşmüştü. Kurban artık bir gösteriş değil; teslimiyetin, tevhidin ve Allah'a yakınlaşmanın sembolüydü.
Ashâbın, "Bu kurbanlar nedir ey Allah'ın Resûlü?" sorusuna Efendimiz (sav), "Babanız İbrahim'in sünnetidir" cevabını verdi. Böylece kurban ibadetinin Hz. İbrahim'den miras kalan bir teslimiyet geleneği olduğunu hatırlattı.
Üç Günden Fazla Bekletmeyin
İlk Kurban Bayramı'nın yaşandığı o yıl Medine'de kıtlık vardı. Şehre dışarıdan gelen birçok yoksul ve misafir bulunuyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav), kurban etlerinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını istedi; hatta ilk günlerde etlerin üç günden fazla bekletilmesini yasakladı. Amaç, herkesin bayram sevincine ortak olmasıydı. Daha sonraki yıllarda bolluk artınca bu sınırlamayı kaldırdı ve Müslümanlara kurban etlerini yiyebileceklerini, saklayabileceklerini ve diledikleri gibi paylaşabileceklerini bildirdi.
Etleri ve Kanları Allah'a Ulaşmaz
Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği üzere, Allah'a ulaşan kurbanların etleri veya kanları değil, kulların takvasıdır. Kurban, Allah'a yaklaşma niyetinin ve teslimiyetin bir göstergesidir. Nitekim Hz. İbrahim'in, oğlu İsmail'i Allah yolunda feda etmeye hazır oluşu, kurban ibadetinin temel ruhunu oluşturmaktadır.
İslam öncesi toplumlarda kurban çoğu zaman putlara adanırken, İslam bu ibadeti şirk unsurlarından arındırarak yeniden ihya etmiştir. Böylece kurban, sadece bir hayvan kesme işi olmaktan çıkarılmış; yardımlaşmayı, paylaşmayı ve sosyal dayanışmayı güçlendiren bir ibadet hâline getirilmiştir.
Hz. Peygamber'in uygulamalarından öğrendiğimize göre kurbanlık hayvanların sağlıklı olması gerekir. Kör, topal, aşırı zayıf veya hasta hayvanların kurban edilmesi uygun görülmemiştir. Ayrıca kurban kesiminde gösterişten kaçınılması, ibadetin özünün ihlas ve samimiyet olduğunun unutulmaması gerektiği vurgulanmıştır.
Kurbanın Özü Çokluk Değil, Allah Rızasıdır
Sahabe nesli de kurban konusunda son derece hassas davranmıştır. Ancak zamanla kurbanın bir gösteriş aracına dönüşmesinden endişe eden bazı sahabiler, insanların bunu zorunlu bir yarış hâline getirmesinden kaygı duymuştur. Çünkü kurbanın özü çokluk değil, Allah rızasıdır.
Bugün de kurban ibadeti, İslam dünyasında kardeşliğin, paylaşmanın ve ümmet bilincinin güçlü sembollerinden biri olmaya devam etmektedir. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılan kurbanlar, Müslümanlar arasında gönül köprüleri kurmaktadır. Kurban sayesinde insanlar sadece kendi sofralarını değil, uzak diyarlardaki yoksulların sofralarını da bereketlendirmektedir.
Kurban; Allah'a yakınlaşma, malı paylaşma, kardeşliği güçlendirme ve insanlığa merhamet ulaştırma ibadetidir. Bu yönüyle sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir ibadettir. Kurbanın ruhunda takva, teslimiyet, infak ve dayanışma vardır.
Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Allah'a ulaşan ancak sizin takvanızdır."



