İman ve İbadetin Temeli: Allah'ı Tanımak ve Sevmek
İman ve İbadetin Temeli: Allah'ı Tanımak

İman: İslam'ın Değişmez Temel Taşı

Mehmet Nezir Gül'ün ifadeleriyle, Allah'ı gerçekten seven bir kişi, her şeyden önce O'na tam ve eksiksiz bir imanla bağlanır. Getirdiği tüm esaslara inanır ve inanç yapısını yalnızca O'nun istediği çerçevede şekillendirir. Bu bağlamda, Allah'ın vahyine O'nun belirlediği biçimde iman etmek esastır. İman olmadan İslam'ın varlığından söz edilemez.

İnanç: Zihin ve Davranışların Şekillendiricisi

İnanç, tüm zihinsel, akılsal ve ruhsal dünyamızı biçimlendiren temel unsurdur. Davranışlarımıza ve yaşam tarzımıza yön veren ilkeler bütünüdür. Hareket noktası eksik veya yanlış olduğunda, izlenen yol ve yürüyüş kaçınılmaz olarak hatalı olacaktır. Kimse zorla Allah'a inandırılamaz; bireyler özgür iradeleri ve serbest düşünceleriyle inanır veya inanmazlar. Sonuçlarına ise hem bu dünyada hem de ahirette katlanırlar.

İnanmadaki özgürlük, inanç esaslarının yaşanması söz konusu olduğunda geçerli değildir. Bu nedenle, inanan bir mümin erkek veya kadın, Allah'ın emirlerine uymalı ve yasaklarından titizlikle kaçınmalıdır. Bu konuda bir müminin haram veya günahı tercih etme hakkı bulunmamaktadır.

Bölünmez Bir Bütün Olarak İman

İnanç, tıpkı bir binanın temeli gibidir; dört bir yanı sağlam zeminde, gerektiği şekilde hazırlanmalıdır. İman, parçalanma veya bölünme kabul etmez. Bir kısmına inanıp diğer kısmını reddetmek asla kabul edilemez. İnanç esaslarının sağlaması yapılmaz ve modern veya çağdaş anlayışlarla mukayese edilmez.

"Bu ayetler günümüz anlayışına uymuyor, donduralım, kenara koyalım, tarihseldir geçmişte kalmıştır, yenilikler için reform gerek..." gibi fikirler, İslam'ın ruhunu ve inanç yapısını kavrayamamaktan kaynaklanan batıl sözlerdir. Kur'an-ı Kerim ve sünneti seniyyenin bir kaynak ve esas olarak varlığı, kayıtsız şartsız bir inanç, iman ve kabul meselesidir. Bir mümin bu esaslara iman eder ve gereğini yerine getirir. Yorumlardaki farklılıklar ise bir inanç değil, tevil konusudur. Tenzili inkâr küfürdür, tevili değil...

Müslüman, Rabbini Tanır ve İsimlerini Bilir

Allah'a iman eden müminler, O'nun isimlerini, sıfatlarını ve özelliklerini de bilirler. Zaten Rabbimizin gerek Kur'an'da gerekse hadisi şeriflerde geçen isim ve sıfatlarını öğrenmek, O'nu en doğru şekilde tanımak anlamına gelir. Rabbimiz kendisini nasıl vasıflandırmış ve isimlendirmişse, bizim de aynı şekilde inanmamız gerekmektedir. "Esmâü'l-Hüsna" olarak adlandırılan en güzel isimler O'na aittir. "Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır, en güzel isimler O'nundur." (Taha, 20/08)

Tanımak, Sevmeyi ve Bağlılığı Artırır

İnsan, bildiğini gerçekten sever ve her şey bu sevgiyle başlar. Şu bir gerçektir ki, Rabbimizi tanıdıkça O'na olan sevgimiz ve bağlılığımız daha da artar. Emirlerini yerine getirme ve yasaklarından kaçınma hassasiyeti doruk noktasına ulaşır. O'nun gücünü ve azametini idrak eder, yalnızca O'na boyun eğer. Yaratıcılığını bilir ve kullukta zirve yapar.

Kâinatın tek hakimi olduğunu, eşi benzeri bulunmadığını, ezeli ve ebedi olduğunu, yüce ve hikmet sahibi olduğunu, hiçbir varlığa benzemediğini, hayy ve kayyum, her şeyi bilen, işiten, gören, takdir eden, yaratan, planlayan bir zat olduğunu ve daha pek çok özelliğini kavrar. O'nu tanımayanlar için ise, "Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler..." (Zümer, 39/67) buyrulmuştur.

Allah'ın asla hayatın gidişatından gafil olmadığını, uyku, yorgunluk, yeme içme, uyuma gibi beşeri hiçbir zaaf taşımadığını, bir salisede veya saniyede olan işlerin bile O'nun izniyle gerçekleştiğini, kâinata müdahalesinin ve emirlerinin geçerliliğinin sürdüğünü bilir. O'nunla güç bulur. Rabbinin bu sınırsız gücünün adalet, rahmet ve hikmet üzere olduğuna inanarak daha çok sever, bağlanır ve güzel işler yapar.

İhlas Suresi Örneği: Allah Sevgisinin Tezahürü

Bir gün Peygamberimiz (sav) bir zatı, askeri birliğin başına göndermişti. O zat, birliğe imam olduğunda namazı "İhlas" suresi ile kıldırmıştı. Birlik geri döndüğünde, bu zatın kısa bir sure olan İhlas suresi ile namaz kıldırdığı, uzun sure okumadığı Peygamberimize şikâyet edildi. Sevgili Peygamberimiz, "Bunu ne maksatla yaptığını kendisinden sorun!" buyurdu.

Sordular ve o zat şu cevabı verdi: "İhlas suresi Allah'ın sıfatlarını ihtiva ettiğinden onu okumayı seviyorum. Onun için namazı bu sure ile kıldırdım." Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: "Siz de ona müjdeleyin, Allah kendisini seviyor." (Buhari, Tevhid, 2; Müslim, 45)

Bu örnek, Allah'ı tanımanın ve O'nun sıfatlarını bilmenin, sevgiye ve ibadete nasıl dönüştüğünün açık bir göstergesidir. İman, yalnızca inanmakla kalmayıp, bilgiyle pekişen bir sevgi ve bağlılık haline gelir.