Müslümanın Kalbi Sevgi ve Merhametle Doludur
Müslümanın kalbi, derin bir sevgi ve merhametle doludur. İyi insanlara ve salih kullara karşı beslediği merhamet, zamanla devasa bir sevgi birikimine dönüşür. Bu sevgi, verdikçe artar ve arttıkça daha da büyür. Müslüman, hem sever hem de sevilir. "Mümin, seven ve sevilen kimsedir. Sevmeyen ve sevilmeyen kişide hayır yoktur." (Taberani, el-Mu‘cemü’l-Evsat, 6/58) hadisi, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.
Şefkat ve Affedicilik Müslümanın Özelliğidir
Müslümanın şefkati, adeta tüm yeryüzünü kuşatır. Kardeşlerinin hatalarına odaklanmaz, yanlışlarına şartlanmaz ve onların çetelesini tutmaz. Tam tersine, affeder, bağışlar ve şefkatle yaklaşır. Maddi ve manevi olarak yardımcı olur. Cennetin yolunun iman ve sevgiden geçtiğini bilir. "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız…" (Müslim, İman, 93) buyrulmuştur.
Ancak, kâfirlere ve nankörlere karşı duruşu farklıdır. Onların hidayete ermesi için içten bir temenni ve beklenti içinde olur. "Keşke onlar da vahiyle aydınlansalar, hakikati görseler, Allah’ın rızasına erseler…" diye düşünür. Allah Resulü de kendi dönemindeki müşriklerin hidayeti için çırpınmış, çok üzülmüştü. Gelen ayet onu sakinleştirdi: "Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin." (Enam, 6/107)
Müminler Bir Vücut Gibidir
Tüm uyarılara rağmen İslam aleyhine mücadele edenlere karşı sevgi kalmaz. "O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler." (Fetih, 48/29) ayeti bunu açıklar. Müminler, birbirlerini sevmede, şefkatte ve korumada bir vücut gibidir. "Vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa, diğerleri de bu yüzden rahatsız olur; ateşlenir ve uykusuz kalır." (Buhârî, Edeb, 19)
Dünyaya Meyletmemek ve Ahiret Bilinci
Dünyanın Allah katında bir sineğin kanadı kadar değeri yoktur. İnsanların çoğu, dünyanın aldatıcılığına kanıp burada ebedi kalacakmış gibi biriktirmeye çalışır. Aslında dünya, bir çocuğun incik boncuk ve oyuncak biriktirmesi gibidir. Dünya bir oyun ve eğlence alanıdır, ancak ilginçtir ki, bize ebedi saadeti veya azabı getirecek alan da burasıdır. Bu yönüyle dünya çok kıymetlidir. Allah’ı seven kul, bu dengeyi sağlar.
Geçici Zevklerden Uzak Durmak
Müslüman, dünyanın fani, ahiretin ise baki ve ebedi olduğunu bilir. Geçici zevk ve nimetlerin peşine düşmez. Ebedi nimetlere kavuşmanın heyecanı içerisinde olur. Nefsinin hoşuna giden zevklere takılmaz, haramlardan nefret eder ve şehvetine esir olmaz.
En büyük huzuru, Allah’a yönelişte, O’nu anmada ve O’nun emirlerini yerine getirmede bulur. Bir secdenin zevkini hiçbir dünyalıkta bulamaz. Bir kıyamın onurunu hiçbir duruşta bulamaz. Bir merhametin hazzını hiçbir duyguda bulamaz. Bir orucun kazanımını hiçbir imkânda bulamaz. Bir inzivanın yoğunluğunu hiçbir cemaatte bulamaz. Ve Allah’ın sevgisini, dünyaya meylederek aramaz.
Sahabenin Sorusu ve Cevabı
Bir sahabi, Allah Resulü’ne gelerek şöyle sordu: "Ya Resulallah! Bana öyle bir amel tarif et ki onu işlediğim zaman, beni hem Allah hem de insanlar sevsin." Peygamberimiz şu cevabı verdi: "Dünyada zahid ol ki Allah seni sevsin. İnsanların elinde olandan, rağbetini kes ki, insanlar seni sevsin." (Müslim, İbn Mâce, Zühd 1) Bu hadis, dünyaya meyletmemek ve ahiret odaklı yaşamanın önemini vurgulamaktadır.
