Osmanlı'nın 16. Yüzyılda Somali'yi Hristiyanlaşmaktan Kurtaran Mücadelesi
Osmanlı'nın Somali'yi Kurtaran 16. Yüzyıl Mücadelesi

Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılda Hint Okyanusu ve Doğu Afrika'da Portekiz sömürgeciliğine karşı verdiği mücadele, bölgenin dinî ve kültürel haritasını değiştirebilecek bir süreci durdurdu. Tarihçi Erhan Afyoncu'nun aktardığına göre, Osmanlı müdahalesi olmasaydı Doğu Afrika'da Müslüman varlığı büyük ölçüde silinebilirdi.

Portekiz Tehdidi ve Osmanlı'nın Müdahalesi

1500'lü yılların başında Portekizliler, Hint Okyanusu'nda ve Doğu Afrika kıyılarında sömürge faaliyetlerine girişti. Portekiz donanması, 1499'da Mogadişu (Makdişu) ve 1506'da Barawe (Berâve) gibi Somali şehirlerini acımasızca bombaladı. 1517'de Adal Sultanlığı'nın başkenti Zeila'yı yakıp yağmaladılar, ertesi yıl da önemli bir liman şehri olan Berbera'yı tahrip ettiler.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlılar, Yemen'den başlayarak bölgeye müdahale etmeye başladı. Habeş Eyaleti resmen kurulmadan önce, Yemen Beylerbeyi Somali'deki Müslüman emirliklerle ilişki kurdu. Somalilere silah ve eğitimli askerler gönderildi. Bu destek, bölgede Habeş ve Portekizlilere karşı verilen mücadelenin ruhunu güçlendirdi.

Ahmed el-Mücahid'in Yükselişi ve Trajik Hatası

Bu dönemde, Adal Sultanlığı'nda Ahmed bin İbrahim (Ahmed el-Mücahid veya Ahmed Gran) adında karizmatik bir lider ortaya çıktı. 1527'den itibaren Habeşistan Krallığı'na karşı cihat ilan eden Ahmed el-Mücahid, birçok önemli bölgeyi fethetti. Habeşlilerin Portekiz'den yardım istemesi üzerine, Ahmed el-Mücahid de Yemen'deki Osmanlı valisinden destek talep etti.

Zebid'deki Osmanlı paşası, 2.000 Arap askeri, 900 tüfekçi, 10 top ve topçulardan oluşan kritik bir yardım kuvveti gönderdi. Bu destek sayesinde Ahmed el-Mücahid, 28 Ağustos 1542'de Vasco da Gama'nın oğlu Cristovao da Gama komutasındaki Portekiz-Habeş müttefik ordusunu Alfa vadisi yakınlarında büyük bir yenilgiye uğrattı. Savaşta Cristovoa da Gama öldürüldü, kellesi Osmanlı karargahına gönderildi.

Ancak Ahmed el-Mücahid, zaferin ardından büyük bir stratejik hata yaptı. Savaşın kendi lehine bittiğini düşünerek, zaferdeki en önemli etken olan Osmanlı askerlerinin ve ateşli silahlarının çoğunu Yemen'e geri gönderdi. Bu karar, kaderini değiştirdi.

Şehadet ve Osmanlı'nın Nihai Tepkisi

Şubat 1543'te, Batı Begemder'deki Voyna Dağı savaşında, Osmanlı desteğinden yoksun kalan Ahmed el-Mücahid'in ordusu, Habeş-Portekiz müttefik kuvvetleriyle yeniden karşılaştı. Savaşta Ahmed el-Mücahid, bir Portekizli nişancı tarafından vurularak şehit düştü. Yanındaki 40 Yeniçeri de aynı savaşta şehit oldu. Liderini kaybeden ordu dağıldı ve 14 yıllık Müslüman hakimiyeti hızla çöktü.

Bu gelişmeler üzerine Osmanlılar, 1550'lerden itibaren bölgeye yeniden odaklandı. 1555'te Habeş Beylerbeyliği kuruldu ve Özdemir Paşa beylerbeyi olarak atandı. Özdemir Paşa, Massawa'yı başkent yaparak Osmanlı hakimiyetini bölgede yaydı. Babü'l-Mendeb Boğazı'nın kontrolünü ele geçiren Osmanlılar, burayı Portekizlilere kapattı.

Ahmed el-Mücahid'in yeğeni Nureddin bin Mücahid'e yardım edildi ve onun şehadetine sebep olan Habeşistan Kralı 1559'da öldürüldü. Kralın kafası, Harar şehrinin giriş kapısındaki direğe asılarak Ahmed el-Mücahid'in intikamı alındı. Habeş Eyaleti zamanla bugünkü Sudan, Cibuti, Eritre, Etiyopya ve Somali'yi içine alan geniş bir bölgeyi kapsadı.

Tarihçiler Cengiz Orhonlu, Ahmed Kavas, Muhammed Osman Salah ve Dahir Hussein Addawe'nin çalışmaları, bu derin tarihi ilişkiyi gözler önüne seriyor. Ahmed Kavas'ın "Geçmişten Günümüze Afrika" ve "Osmanlı-Afrika İlişkileri" kitapları, konuya dair önemli kaynaklar arasında yer alıyor. Osmanlı'nın bu müdahalesi, sadece siyasi bir hamle değil, aynı zamanda bölgenin kültürel ve dini dokusunun korunmasında belirleyici bir rol oynadı.