Ömer b. Ebû Seleme, hicretin ikinci yılında dünyaya gelen bahtiyar çocuklardan biriydi. Henüz çocuk yaşta annesi Ümmü Seleme'nin (ra), Hz. Peygamber (sav) ile evlenmesiyle Resûlullah'ın hâne-i saadetine girmiş, onun terbiyesiyle yetişmişti. Bir gün yemek sırasında elini tabağın her tarafında gezdirdiğini gören Allah Resûlü (sav), ona şefkatle şöyle buyurdu: "Evlâdım! Besmele çek, sağ elinle ye ve önünden ye." Bu kısa ama derin anlam taşıyan uyarı, Ömer'in hayatı boyunca yemek adabını belirlediği gibi Müslümanların sofra kültürünün de temel ölçülerini ortaya koydu.
Yeme İçme ve İbadet Bilinci
Yeme içme, insan hayatının vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir. Ancak Hz. Peygamber (sav), hayatın her alanını ibadet bilinciyle değerlendirdiği gibi sofrayı da manevi bir anlamla buluşturmuştur. Onun sünnetinde yemek; yalnızca karın doyurmak değil, nimetin kıymetini bilmek, şükretmek, paylaşmak ve edepli davranmaktır.
El ve Ağız Temizliği
İslam'da temizlik imanın bir parçası kabul edilmiş, bu anlayış sofraya da yansımıştır. Hz. Peygamber (sav), yemekten önce ellerin, yemekten sonra ise hem ellerin hem ağzın temizlenmesine büyük önem vermiştir. Özellikle yemeklerin elle yenildiği bir toplumda bu hassasiyet, sağlık ve hijyen açısından dikkat çekicidir. Allah Resûlü, yemekten önce ve sonra elleri yıkamayı "bereket" olarak nitelendirmiş, yağlı yemeklerden sonra temizlenmeyi teşvik etmiştir. Ayrıca elinde yemek kokusu olduğu hâlde temizlenmeden uyuyan kimseleri uyarmış, bunun maddi ve manevi sıkıntılara yol açabileceğini belirtmiştir. Bu rivayetler, sofrada temizliğin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
Besmeleyle Başlanmalı
Hz. Peygamber, ellerini yıkadıktan sonra besmeleyle yemeğe başlar, nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu sürekli hatırlatırdı. O, besmeleyi nimete karşı peşinen yapılan bir teşekkür olarak görmüş ve "Biriniz yemek yiyeceği zaman 'Bismillah' desin. Unutursa 'Başında da sonunda da Allah'ın adıyla' desin." buyurmuştur. Besmelesiz sofralarda bereketin eksileceğini ifade eden Efendimiz (sav), su içerken de besmele çekilmesini, suyun birden değil birkaç nefeste içilmesini tavsiye etmiş, kabın içine nefes vermeyi yasaklamıştır.
Sağ Elle Yenmeli
Resûlullah (sav), yemek ve içmekte sağ elin kullanılmasını özellikle tavsiye ederdi. "Şeytan sol eliyle yer ve içer." buyurarak sağ eli kullanmanın Müslüman kimliğinin bir parçası olduğuna işaret etmiştir. Bunun yanında sofradaki tavrı da son derece mütevazıydı. Yer sofrasında diz çökerek oturur, kibir ve gösterişten uzak dururdu. Bir bedevinin, onun mütevazı oturuşuna şaşırması üzerine, "Allah beni zorba değil, ikram sahibi bir kul yaptı." buyurması bu anlayışın en güzel örneklerinden biridir.
Hz. Peygamber, sofrada başkalarını düşünmeyi de öğütlemiştir. Yemek bitmeden sofradan kalkılmamasını tavsiye ederek, erken kalkmanın diğer insanları mahcup edebileceğini belirtmiştir. Bu yönüyle onun sofraları yalnızca yemek yenilen yerler değil; nezaketin, paylaşmanın ve kardeşliğin yaşandığı mekânlardı.
Asıl Olan Helal Lokma
Allah Resûlü, ayakta yemeyi ve içmeyi hoş karşılamamış; ancak zorunlu durumlarda bunun mümkün olabileceğini göstermiştir. Böylece İslam'ın temel ilkelerinin korunması şartıyla hayatın şartlarına uygun kolaylıklar sağlanabileceğini ortaya koymuştur. Onun sofra anlayışında asıl olan; helal lokma, israftan kaçınmak, sağlığı korumak ve nimete şükretmektir.
Hz. Peygamber'in hayatı aynı zamanda kanaat ve sadeliğin de örneğiydi. Çoğu zaman arpa ekmeğiyle yetinmiş, kimi geceler evinde yemek pişmemiş, ailesi günlerce hurma ve suyla idare etmiştir. Buna rağmen hiçbir zaman nimeti küçümsememiştir. Önüne gelen yemekte kusur aramaz; hoşuna giderse yer, istemezse sessizce bırakırdı. Sofrada tek bir lokmanın bile israf edilmesini istemez, tabakta kalan kırıntıların dahi değerlendirilmesini öğütlerdi.
Kişisel Tercihler Olabilir
Peygamber Efendimiz'in bazı yiyecekleri sevmediği de bilinmektedir. Ancak bu tavrı dinî bir yasaktan değil, tamamen kişisel damak zevkinden kaynaklanıyordu. Meymûne validemizin evinde kendisine ikram edilen keler etini yememesi bunun en bilinen örneklerinden biridir. Hâlid b. Velîd'in "Bu haram mı?" sorusuna, "Hayır, fakat bizim bölgemizde bulunmadığı için hoşlanmıyorum" cevabını vermiştir. Kendisi yemediği hâlde başkalarının yemesine izin vermesi, helal olan yiyeceklerde kişisel tercihlerin doğal olduğunu göstermektedir.
İnsanlar Rahatsız Edilmemeli
Benzer şekilde sarımsak ve soğan gibi ağır kokulu yiyecekleri, insanları rahatsız etmemek adına tercih etmemiştir. "Ben sizin konuşmadığınız kimselerle konuşuyorum" buyurarak özellikle meleklerle olan manevi iletişimine dikkat çekmiştir. Buna karşılık kabak, koyunun kol kısmı, sirke ve hurma gibi bazı yiyecekleri sevdiği rivayet edilmektedir. Ancak sahâbenin bu tercihlere yaklaşımı bir zorunluluktan değil, Resûlullah'a duydukları sevgi ve bağlılıktan kaynaklanıyordu.
Hz. Peygamber, helal olan nimetlerin sebepsiz yere insanın kendisine haram kılınmasını da doğru bulmamıştır. Daha fazla ibadet etmek amacıyla bazı yiyecekleri terk eden sahâbîleri uyarmış, Allah'ın helal kıldığı nimetlerden ölçülü biçimde yararlanmanın kulluğun bir parçası olduğunu göstermiştir. Nitekim kendisinin de bal şerbetini terk etmeye niyetlenmesi üzerine nazil olan ayetle ilahî uyarıya muhatap olması, bu konuda ümmete önemli bir ölçü kazandırmıştır.
Hamd ile Bitirmeli
Allah Resûlü (sav), yemek sonunda mutlaka Allah'a hamd ederdi. "Bizi yediren, içiren ve Müslüman kılan Allah'a hamdolsun" diyerek nimetin gerçek sahibini anardı. Yemek sonrasında yapılan hamdin Allah'ın hoşuna gittiğini ifade eder, sofrayı şükürle tamamlamayı öğretirdi.
Bütün bu örnekler göstermektedir ki Hz. Peygamber'in yemek adabı; temizlik, tevazu, kanaat, paylaşım, helal hassasiyeti ve şükür üzerine kuruludur. Onun sofraları yalnızca bedenin doyduğu değil, ruhun da terbiye edildiği bereket meclisleridir. Modern dünyanın tüketim ve israf kültürü içinde Peygamber Efendimiz'in sünneti, bugün de insanlığa ölçülü, bilinçli ve ahlaklı bir hayatın kapılarını aralamaktadır.



