Kültür Bakanı Ersoy'dan Sinemaya Rekor Destek: 57.8 Milyon TL 128 Projeye
Sinemaya Rekor Destek: 57.8 Milyon TL 128 Projeye

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy'dan Sinema Sektörüne Tarihi Destek Paketi

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2026 yılının ilk sinema destek kararlarını sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla duyurdu. Bakan Ersoy, sinema sektörüne yönelik olarak toplam 57 milyon 827 bin 500 Türk Lirası tutarında rekor bir bütçe ayrıldığını ve bu kaynağın 128 farklı projeye dağıtılacağını bildirdi.

Yerli Film Gösterimlerine Yaklaşık 50 Milyon TL'lik Destek

Ayrılan bütçenin önemli bir kısmı, yerli filmlerin sinema salonlarında daha fazla seyirciyle buluşmasını teşvik etmek amacıyla kullanılacak. 49 milyon 250 bin TL tutarındaki kaynak, ülke genelindeki 130 sinema salonuna yerli film gösterimleri için aktarılacak. Bu hamle, dijital platformların yükselişi ve salon işletmeciliğinin artan maliyetleri karşısında, hem yapımcıları hem de salon sahiplerini desteklemeyi hedefliyor.

Sinema zincirinin üretimden gösterime kadar bütüncül bir şekilde ele alınması, sektörün sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor. Bakanlığın bu adımı, yerli filmlerin seyirciye ulaşma sorununa somut bir çözüm üretme çabası olarak değerlendiriliyor.

Animasyon ve Senaryo Geliştirme Projelerine 8.5 Milyon TL

Destek paketinin bir diğer ayağını ise sinemanın temelini oluşturan yaratıcı alanlar oluşturuyor. 8 milyon 577 bin 500 TL tutarındaki kaynak, animasyon, kısa film, senaryo ve proje geliştirme alanlarında faaliyet gösteren 28 projeye dağıtılacak. Bu destek, sinemanın mutfağına yapılan stratejik bir yatırım anlamına geliyor.

Özellikle yurt dışında ses getirecek iddialı projelerin üretilmesi için bu alanlara ayrılan bütçenin kritik bir rol oynaması bekleniyor. Türk sinemasının geleceği adına atılan bu adımlar, sektörde daha güzel günlerin yakın olduğu yönündeki iyimser beklentileri güçlendiriyor.

İDOB'tan Sanat Dolu Bir Akşam

Kültür sanat dünyasındaki diğer bir gelişme ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nden (İDOB) geldi. İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün'ün liderliğinde, kurum geçmişle gelecek arasında köprü kuran cesur bir vizyonla çalışmalarına devam ediyor. Sanatseverler, Süreyya Operası Sahnesi'nde düzenlenen özel bir akşamda iki eserin ilk sahnelenişine tanıklık etti.

Librettosu Mehmet Ergüven tarafından yazılan ve Mesruh Savaş'ın bestelediği Tehlikeli Oyun adlı eser, yakın zamanda vefat eden opera sanatçısı ve akademisyen Prof. Mesut İktu anısına sahnelendi. Nazlı İktu'nun sahneye koyduğu eserde orkestrayı Murat Kodallı yönetti.

Bir diğer önemli eser ise Türkiye'nin ilk tek kişilik operası olma özelliği taşıyan Deli Dumrul oldu. Sinan Bayraktar'ın librettosunu yazdığı ve Cenk Bıyık'ın sahneye koyduğu eserde, başrolü Burak Kul canlandırdı. İDOB, bu performanslarla hem geleneğe sahip çıkan hem de yenilikçi bakış açısıyla takdir topladı.

CSO'dan Müzikal Bir Şölen: Faure'nin Requiem'i

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), sanatseverleri müzikal bir şölene davet ediyor. Orkestra Akademik Başkent ve Devlet Çoksesli Korosu ile birlikte, Fransız besteci Gabriel Faure'nin Requiem adlı eserini 20 Şubat'ta CSO Ada Sahnesi'nde yorumlayacak.

Şef Orhun Orhon yönetimindeki konserde, Brezilyalı soprano Bruno De Sa ve bariton Arda Aktar orkestraya eşlik edecek. Faure'nin 1887 tarihli bu eseri, ölümü bir korku anı olarak değil, dinginlik ve huzur geçişi olarak ele almasıyla öne çıkıyor. Konserde ayrıca Mozart'ın Exsultate, jubilate K. 165 ve Heitor Villa-Lobos'un Bachianas Brasileiras No. 5 eserleri de seslendirilecek.

Edebiyat Dünyasından İki Yeni Roman

Kültür sanat alanındaki hareketlilik edebiyat dünyasında da kendini gösteriyor. Kiralık Aşk, Kolpaçino gibi projelerde rol alan ve yönetmenlik deneyimi bulunan Tanser Yılmaztürk, ilk romanı Kaderin Kırmızı İpi ile okurların karşısına çıktı. Yılmaztürk'ün yarım kalan bir aşkı anlattığı roman, duygusal derinliği ve sinematik anlatımıyla dikkat çekiyor.

Diğer yandan, yazar Güneş Altunkaş da Yedi Günlük Sessizlik adlı yeni kitabını okuyucularla buluşturdu. Dijital dünyanın yapay gürültüsü arasında sıkışan gençlerin hikâyesini anlatan roman, aile, kayıp, aşk ve dijital bağımlılık temalarını iç içe işliyor. Eser, gerçek temasın giderek nasıl yitirildiğini sorgulayan güçlü bir anlatım sunuyor.