Tevekkül ve Adalet: Yanlış Anlaşılan İki Temel Kavramın Gerçek Anlamı
Tevekkül ve Adalet: Yanlış Anlaşılan Kavramlar

Tevekkül: Yanlış Anlaşılan Bir Kavramın Gerçek Yüzü

Toplumda en sık istismar edilen ve yanlış yorumlanan kavramlardan biri hiç şüphesiz tevekküldür. Birçok insan, tembelliklerine sığınak, başarısızlıklarına mazeret ve yanlış kader anlayışlarının bir sonucu olarak bu kavramı kullanmaktadır. Merhum İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bu durumdan açıkça yakınmış ve şu unutulmaz dizeleri kaleme almıştır: “Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun, Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun! Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya, Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

Gerçek Tevekkül Nedir?

Peki, gerçek anlamda tevekkül ne demektir? Tevekkül, bir işin olması için gereken tüm şartları yerine getirdikten, sebeplere sımsıkı sarıldıktan ve gerekli güvenceleri verdikten sonra, işi Allah'a havale etmek, O'na güvenmek ve olumlu sonucu beklemektir. Bu kavram, Allah'a sığınmayı, O'nun kudretine güvenmeyi ve sınırsız imanın izinde yürümeyi içerir. Ancak aynı zamanda sünnetullah ve adetullah'a uymayı da gerektirir. Her şeye gücü yeten Rabbimiz, dünyada Müslümanların ayağına bir diken bile batmaması için bir sistem kurabilirdi, ancak bunu cennete bırakmıştır.

Bize düşen görev ise şunlardır:

  • Rabbimizin emirlerini en güzel şekilde yerine getirmek,
  • Sevgili Peygamberimizi örnek almak,
  • Salihlerle birlikte olmak,
  • Dünyayı imar ve ıslah etmek için gece gündüz çalışmak,
  • Birbirimize destek olmak,
  • Adil bir düzen kurmaktır.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: “Muhakkak Allah, tevekkül edenleri sever.” (Ali İmran, 3/159).

Adalet: Her Müslümanın Temel İlkesi

Adalet, “davranış ve kararlarda doğru olmak, hakka göre karar vermek, orta yol üzere istikametli olmak, her şeyi yerli yerinde tutmak ve değerlendirmek” anlamına gelir. Bu ilke, her insanın benimsemesi gereken bir değerdir, ancak özellikle bir Müslüman asla adaletten ayrılmamalı ve zulme meyletmemelidir.

Adaletin Kapsamı ve Önemi

Bir Müslüman, öncelikle kendine karşı adaletli olmalı ve kendine düşen vazifeleri yerine getirmelidir. Ardından, adaletle muamele etmesi gerekenler şunlardır:

  1. Ailesi ve akrabaları,
  2. Komşuları ve çevresindekiler,
  3. Vatanı, milleti ve ümmeti,
  4. Bütün insanlık.

İlişkilerde asgari düzeyde adaleti öncelemek esastır. Adaleti sadece mahkemelerde aramamalı, ancak öncelikle hâkim ve savcılardan beklemeliyiz. Kararlarımızı, insanların malına, mülküne, makamına veya ideolojik yakınlığına göre almamalıyız. Allah Resulü'nün, kızı Fatıma bile olsa suç işlediğinde cezasını vereceğine dair sözü, hepimiz için hayat boyu rehber olmalıdır.

Günlük ve sosyal hayatta ihtilaflar yaşayabilir veya farklı mecralarda mücadele içinde olabiliriz. Durum ne olursa olsun, hasmımıza karşı adil olmalıyız. Bize düşman bile olsa, iftira atmış veya eziyet etmiş bile olsa, haddi aşmadan hakkaniyetle davranmak zorundayız. İç huzurumuz, aile huzurumuz, toplum huzurumuz ve millet olarak sağlam bir düzen için bu şarttır.

Unutmayalım ki, adaletin birinci esası ilahi vahye göre değerlendirme yapmaktır. Müslüman, buna uymalıdır; mutlak adalet ancak bu şekilde sağlanır. Bununla birlikte, inanmayan insanlar da fıtrat ve vicdanlarının sesine uyarak adil kararlar alabilirler, bu da onlar adına bir kazançtır. Kur'an-ı Kerim'de buyrulduğu gibi: “Adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.” (Hucurat, 49/9; Maide, 5/42; Mümtehine, 60/8).