Prof. Dr. Ahmet Kavas / İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından kaleme alınan yazıda, Türkçenin 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı dillerindeki kelimelerin aşırı istilasına uğradığı belirtiliyor. Oysa 19. yüzyıl fikir adamlarımız, bu tür yabancı kelimelere karşı önlem almak için titizlikle çalışmışlardı.
Kriz ve Buhran: Ahmed Cevdet Paşa'nın Çözümü
Avrupa'da ilk kez yaygınlaşan 'kriz' kelimesine karşılık Ahmed Cevdet Paşa, Türkçeye daha uygun bir sözcük bulmak için çaba göstermiş ve 'buhran' kelimesinde karar kılmıştır. Bu bilgi, Türk Tarih Kurumu tarafından basılan 'Tezâkir' adlı eserde yer almaktadır.
Medeniyet: Sivilizasyondan Türkçeye
Batı'da 18. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan 'civilisation' kelimesi, önce 'sivilizasyon' olarak kullanılmış, ardından dönemin dil hassasiyeti olan aydınları tarafından 'medeniyet' sözcüğü türetilmiştir. Kökeni Arapçaya dayansa da o döneme kadar bu dilde kullanılmayan 'medeniyet', yaklaşık iki asırdır Türkçede yer almaktadır. 'Uygarlık' kelimesi bir ara yaygınlaşsa da günümüzde 'medeniyet' daha çok tercih edilmektedir.
Akademi: Medreseden Athena Tapınağına
Günümüzde hemen her kurumun 'akademi' kurma fikrine kapıldığını belirten Kavas, bu kelimenin kökeninin Antik Yunan'daki Athena tapınağına dayandığını ifade ediyor. Eflatun'un felsefe derslerini burada verdiği ve öğrencilerine 'akademisyen' dendiği belirtiliyor. Oysa Nassif Mallouf, 1856 tarihli sözlüğünde 'akademi' için 'medrese' ve 'cemâat-i ulemâ' karşılıklarını vermişti. Şemseddin Sami ise 1901 tarihli lügatinde akademiyi 'Eflatun'un öğrencilerine ders verdiği meydanın ismi' olarak açıklamıştır.
Akademi Kelimesinin Tarihsel Süreci
Akademos, Antik Yunan mitolojisinde Attika bölgesinin kahramanıdır ve 'akademi' kelimesinin kökeni ona dayandırılmaktadır. M.Ö. 387'de Eflatun'un satın aldığı zeytinlik, 'Platonic Academy' olarak bilinir. Fransız Petit Robert sözlüğüne göre kelime, Yunancadan Latinceye, oradan İtalyancaya geçmiş ve 1508'de ilk kez kullanılmıştır. 16. yüzyılda yüksek öğretim için kullanılmaya başlanmış, 19. yüzyılda ise Paris ve Strazburg Akademileri ile yaygınlaşmıştır.
Ayrıntı mı, Detay mı?
Eskiden 'tafsilat' veya 'teferruat' gibi Arapça kelimeler kullanılırken, bunların yerini önce Türkçe 'ayrıntı' aldı. Ancak günümüzde herkes 'detay' kelimesini tercih ediyor. Fransızca 'dé' ön eki ile 'tailler' fiilinin birleşiminden oluşan 'detay', 'bir şeyi keserek ayırma' anlamına gelmektedir.
Osmanlı İlmiyesinin Tecrübesi Yok Sayıldı
Araplar üniversite için 'el-câmia', fakülte için 'külliye', enstitü için 'ma'hed' kelimelerini kullanırken; Farslar 'dânişgâh', 'dânişgede' ve 'pejuheşgede' terimlerini tercih ediyor. Oysa Osmanlı ilmiye teşkilatının asırlık tecrübesi bir kenara bırakılarak Batılı 'üniversite', 'fakülte', 'enstitü' gibi kelimeler alınmış; 'asistan', 'doktor', 'doçent', 'profesör', 'dekan' ve 'rektör' gibi unvanlar dilimize yerleşmiştir.
Dilimiz Evimizdir, Evimize Sahip Çıkalım
Mesaj, misyon, lavabo gibi kelimeler de Batı'dan alınanlar arasındadır. Her yıl onlarca dil yok olurken, Türkçenin de istila edilmiş bir dile dönüşme riski bulunmaktadır. 1990'larda bir Esperanto uzmanı, muhafazakar bir gazetenin iç sayfa başlıklarında 'aktüalite', 'kültür', 'spor', 'ekonomi', 'televizyon' yazdığını görünce 'Bu dil sizin diliniz mi?' diye sormuştu. Bu durum, kendi dil değerlerimizden nasıl koptuğumuzun bir göstergesidir.



