Bercan Tutar, Çin'in küresel arenadaki konumunu üç kritik ihtimal üzerinden ele alıyor. İlk ihtimal, Çin ekonomisinin büyüme hızındaki yavaşlamanın kalıcı olup olmayacağıyla ilgili. İkinci ihtimal, teknolojik bağımsızlık hedefi doğrultusunda yarı iletken ve yapay zeka alanındaki ilerlemelerin sürdürülebilirliği. Üçüncü ihtimal ise Tayvan ve Güney Çin Denizi’ndeki gerilimlerin bölgesel istikrara etkisi.
Ekonomik Büyüme Yavaşlaması Kalıcı mı?
Çin ekonomisi, pandemi sonrası toparlanma sürecinde beklenenden düşük büyüme oranları sergiliyor. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verileri, 2025 yılında yüzde 5'in altında bir büyüme olabileceğine işaret ediyor. Bu durum, iç talepteki zayıflık ve emlak sektöründeki durgunlukla ilişkilendiriliyor. Hükümet, teşvik paketleri ve faiz indirimleriyle ekonomiyi canlandırmaya çalışsa da yapısal sorunlar devam ediyor.
Teknolojik Atılım ve Bağımsızlık
Çin, teknolojik bağımsızlık hedefi doğrultusunda yerli yarı iletken üretimini artırmak için büyük yatırımlar yapıyor. Huawei gibi şirketler, ABD yaptırımlarına rağmen 5G ve yapay zeka alanında ilerleme kaydediyor. Ancak, ileri çip teknolojilerinde dışa bağımlılık sürüyor. Üçüncü ihtimal, bu bağımlılığın kırılıp kırılamayacağı ve Çin'in teknoloji devi olma yolundaki engelleri aşıp aşamayacağı.
Jeopolitik Gerilimler ve Bölgesel İstikrar
Tayvan ve Güney Çin Denizi’ndeki askeri faaliyetler, bölgede tansiyonu yükseltiyor. Çin'in Tayvan'a yönelik baskısı, ABD ve müttefiklerinin tepkisini çekiyor. Bu durum, ticaret savaşlarından askeri çatışmaya kadar uzanan riskler barındırıyor. Analistler, bu gerilimlerin kısa vadede çözülmesinin zor olduğunu, ancak tam bir çatışmanın da her iki taraf için yıkıcı olacağını belirtiyor.
Sonuç olarak, Çin'in ekonomik, teknolojik ve jeopolitik alanlardaki bu üç kritik ihtimali, küresel dengeleri yakından etkileyecek. Önümüzdeki dönemde atılacak adımlar, sadece Çin'in değil, tüm dünyanın geleceğini şekillendirecek.



