Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bir üye ülkeye yönelik saldırının üç ülkeye yapılmış sayılmasını öngören maddesiyle Orta Doğu'da güvenlik dengelerini değiştirecek bir adım olarak değerlendiriliyor. İngiltere merkezli Middle East Eye'ın haberine göre, anlaşma ABD merkezli geleneksel bölgesel güvenlik düzeninin baskı altında olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü, Türkiye'nin savunma teknolojileri ve Pakistan'ın askeri kapasitesini ortak bir çerçevede birleştiriyor.
Anlaşmanın Temel Hükümleri ve Jeopolitik Önemi
Mekke'de cuma günü imzalanan anlaşma, NATO'nun 5. maddesini hatırlatan bir hüküm içeriyor. Buna göre, üye ülkelerden birine yönelik bir saldırı, üç ülkeye yapılmış bir saldırı olarak kabul edilecek. Bu madde, anlaşmaya önemli bir jeopolitik ağırlık kazandırırken, Müslüman dünyasının etkili üç gücünü ortak bir savunma çerçevesinde buluşturuyor. Analistler, bu gelişmenin bölge ülkelerinin güvenlik politikalarında daha fazla inisiyatif alma eğiliminin bir göstergesi olduğunu belirtiyor.
ABD Merkezli Güvenlik Düzeni Baskı Altında
Middle East Eye'ın değerlendirmesine göre, anlaşma Orta Doğu'daki geleneksel güvenlik düzeninin benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde imzalandı. ABD'nin bölgedeki geleneksel güvenlik rolü ve İsrail ile İran arasındaki çatışmanın bölgesel etkileri, stratejik dengeleri önemli ölçüde değiştirdi. Suudi Arabistan topraklarına kadar ulaşan doğrudan saldırılar ile Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'deki ticari gemi trafiğinde yaşanan ciddi aksamalar, bölgedeki güvenlik risklerinin ekonomik sonuçlarını da artırdı.
İngiltere merkezli Middle East Eye'a konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen Pakistanlı bir güvenlik yetkilisi, üç ülkenin daha fazla tırmanmayı önleme konusunda ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarına sahip olduğunu belirtti. Yetkili, bu ortak çıkarların üç ülkeyi nihayetinde savunma anlaşmasını imzalamaya yönelttiğini ifade etti.
Hürmüz'deki Kriz Ekonomik Güvenliği de Etkiledi
Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığında yaşanan aksamalar, Suudi Arabistan'ın enerji ve gübre tedarikini etkilerken, küresel ekonomide de ciddi dalgalanmalara neden oldu. Bu durum, bölgesel güvenlik ile ekonomik güvenliğin giderek daha fazla birbirine bağlı hale geldiğini ortaya koyarken, üç ülkenin ortak savunma mekanizması oluşturma kararının arkasındaki ekonomik boyuta da dikkat çekiyor.
Uzman Görüşleri ve Anlaşmanın Geleceği
Eski Pakistan Büyükelçisi Asif Durrani, anlaşmayı "ortaya çıkan bölgesel güvenlik mimarisinin ilk somut yapı taşı" olarak nitelendirdi. Durrani, bunun bölge ülkelerinin güvenlik politikalarında daha fazla sorumluluk üstlenmesine yönelik önemli bir adım olduğunu belirtti. Durrani, X hesabından yaptığı değerlendirmede, bu ivmenin devam etmesi halinde Filistin meselesi de dahil olmak üzere on yıllardır devam eden çatışmaların daha bölgesel odaklı bir yaklaşımla ele alınmasının önünün açılabileceğini ifade etti.
Analistler, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın tek başına ortaya çıkan bir gelişme olmadığını, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında son dönemde giderek derinleşen güvenlik iş birliğinin sonucu olduğunu belirtiyor. Atlantik Konseyi'nin Güney Asya'dan sorumlu kıdemli uzmanı Michael Kugelman, anlaşmayı son aylarda üç ülke arasında güçlenen güvenlik ilişkilerinin "mantıklı bir sonucu" olarak değerlendirdi. Kugelman'a göre, yeni anlaşma taraflar arasında daha önce oluşturulan güvenlik ve savunma bağlarının doğal bir devamı niteliği taşıyor.
Üçlü İş Birliği Son Aylarda Hız Kazandı
Riyad ve İslamabad, 2025'in sonlarında karşılıklı bir savunma anlaşması imzalamıştı. Middle East Eye'a göre, bu anlaşma kapsamında yaklaşık 8 bin Pakistan askerinin yanı sıra savaş uçakları ve hava savunma sistemleri Suudi Arabistan'a konuşlandırıldı. Türkiye ise hem Suudi Arabistan hem de Pakistan açısından önemli bir savunma tedarikçisi konumunda bulunuyor. Bu gelişmeler, üç ülke arasında giderek daha kapsamlı bir stratejik ortaklığın ortaya çıkmasına zemin hazırladı.
Pakistan Adalet Bakanlığı'nda siyasi analist ve kıdemli danışman olarak görev yapan Şehyar Han, üç ülke arasında ortaya çıkan ortaklığı; Suudi Arabistan'ın mali gücü, Türkiye'nin teknolojik kapasitesi ve Pakistan'ın askeri yeteneklerinin birleşimi olarak tanımladı. Han, Middle East Eye'a yaptığı açıklamada, üç ülkenin birlikte oluşturacağı güvenlik ortaklığının kapasitesinin geleneksel asker konuşlandırmalarının çok ötesine geçebileceğini belirtti.
Üç Ülkenin Stratejik Avantajları Birleşiyor
Her üç ülke de ortaya çıkan ortaklığa farklı ve birbirini tamamlayan stratejik imkanlar sunuyor. İslam'ın en kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Suudi Arabistan, sahip olduğu büyük finansal kaynakların yanı sıra enerji piyasalarındaki ağırlığı ve bölgesel diplomatik etkisiyle ortaklığın ekonomik ve diplomatik ayağını oluşturuyor.
NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye ise giderek daha fazla kendi kendine yeterli hale gelen savunma sanayisiyle öne çıkıyor. Türkiye'nin insansız hava sistemleri, elektronik harp ve hassas güdümlü mühimmat alanlarındaki teknolojik kapasitesi, ülkenin yabancı savunma tedarikçilerine olan bağımlılığını azaltıyor. Pakistan ise büyük ve savaş tecrübesi bulunan ordusunun yanı sıra Müslüman dünyasının tek nükleer caydırıcı gücü olarak üçlü yapıya farklı bir stratejik kapasite sağlıyor.



