İran savaşı beşinci ayında: Trump çıkış kapısı arıyor
İran savaşı beşinci ayında Trump çıkış kapısı arıyor

Beş aydır süren İran savaşı, Beyaz Saray'ın "birkaç haftada biter" hesabını boşa çıkardı. Trump yönetimi, askerî baskıyı artırma tehdidi ile diplomatik çıkış arayışı arasında sıkışmış durumda. 2 Ağustos'ta ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması ve İran'ın nükleer tehdidinin ortadan kaldırılması temelinde anlaşmanın ana hatlarında ilerleme sağlandığını duyurarak planlanan yeni Amerikan saldırılarını beklemeye aldı. Ancak İran'ın bu çerçeveye ilişkin kesin ve bağlayıcı tutumu henüz açıklanmış değil.

Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin'in aktardığına göre, Washington yönetiminin önündeki askerî ve diplomatik seçenekler giderek daralıyor. Hamas'ın Gazze'de silahsızlandırılmasına ilişkin anlaşmayı diplomatik başarı olarak sunan Trump, İran cephesinde kalıcı bir çıkış yolu bulabilmiş değil. Savaşın uzaması, Hürmüz Boğazı'ndaki kriz, yükselen enerji fiyatları ve yaklaşan ara seçimler Beyaz Saray'ın "güç kullanarak teslim alma" stratejisini daha karmaşık bir denkleme dönüştürdü.

Beş haftalık takvim çoktan aşıldı

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı ortak saldırıların ilk gününde İran lideri Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkilinin öldürülmesi, Washington'da savaşın kısa sürede biteceği beklentisini güçlendirmişti. Trump yönetimi, İran'ın nükleer silaha ulaşmasının engellenmesi için "dört ila altı haftalık" bir takvim telaffuz etmişti. Ancak bu süre çoktan aşılırken çatışmalar, başlangıçtaki nükleer tesisler ve füze kapasitesi gündeminden çıkarak bölgesel üsleri, enerji tesislerini ve dünya ticaretinin en hassas geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kapsayan geniş bir savaşa dönüştü.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

ABD'li yetkililer, aylar süren bombardımanda İran donanmasının büyük ölçüde yıpratıldığını ve balistik füze kapasitesinin ciddi şekilde zayıflatıldığını savunuyor. Ancak savaşın ağırlık merkezinin Hürmüz Boğazı'na kayması Washington'ın hesaplarını altüst etti. İran'ın boğazdaki deniz trafiğini baskı altında tutması ve ticari gemilere yönelik saldırılar, küresel enerji sevkiyatını aksatırken petrol fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Brent petrol, yalnızca temmuz ayındaki kriz ortamında yaklaşık yüzde 24 değer kazandı.

Camp David'den köklü değişiklik sinyali çıkmadı

Trump'ın kabine üyeleriyle cuma günü Camp David'de gerçekleştirdiği toplantıdan, ABD'nin İran politikasında köklü bir değişikliğe gidileceğine ilişkin herhangi bir işaret çıkmadı. Amerikan yönetimi bir yandan saldırıların sürdürülebileceğini açıklarken diğer yandan arabulucular aracılığıyla Tahran'la yeni bir uzlaşma zemini arıyor. Bu çift yönlü politika, Beyaz Saray'ın İran üzerindeki askerî baskıyı artırmak ile bölgesel bir savaşı daha da büyütmeden müzakereye dönmek arasında sıkıştığı yorumlarına yol açıyor.

NBC'ye konuşan Amerikalı yetkililere göre Trump, Beyaz Saray'da yapılan son toplantılardan birinde önündeki seçeneklerin sınırlı olması nedeniyle son derece öfkelendi. Savaşın sona ermesinin büyük ölçüde Tahran'ın atacağı adımlara bağlı hale gelmesi, hızlı sonuç almaya alışkın olduğunu söyleyen ABD Başkanı'nın hareket alanını daralttı. Trump'ın zaman zaman saldırı tehdidinde bulunması, ardından müzakere için süre tanıması, yönetimin uzun vadeli ve bütünlüklü bir yol haritası bulunmadığı yönündeki eleştirileri artırdı.

"Şimdi sıra bizde" söylemi ve bölgesel kriz

Trump, İran'ın Ürdün'deki Amerikan üslerine düzenlediği saldırıların ardından gerçekleştirilen ABD misillemesini savunarak, "Onları sert biçimde vuracağız, çünkü artık sıra bizde" açıklamasını yapmıştı. Ancak aylar boyunca sürdürülen bombardımanın Tahran'ı koşulsuz biçimde geri adım atmaya zorlamaması, askerî güce dayalı stratejinin sınırlarını ortaya çıkardı. Washington, İran'ın füze, deniz ve askerî altyapısına ağır zarar verildiğini savunsa da savaşın siyasi hedeflerine ulaşıldığını gösterecek kalıcı bir anlaşmayı henüz ortaya koyamadı.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

ABD ile İran arasındaki doğrudan çatışmalar 7 Temmuz'dan itibaren yeniden hız kazandı. Amerikan ordusu İran'daki askerî tesislere yönelik saldırılarını sürdürürken, İran Devrim Muhafızları da Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt dahil olmak üzere bölgede bulunan Amerikan üsleri ile Washington'ın müttefiklerine ait hedeflere saldırdı. Tahran'ın "göze göz" olarak tanımladığı misilleme siyaseti, çatışmayı iki ülke arasındaki bir hesaplaşma olmaktan çıkararak Körfez ülkelerini ve enerji altyapılarını doğrudan tehdit eden bölgesel bir güvenlik krizine çevirdi.

17 Haziran anlaşması neden çöktü?

Washington ile Tahran arasında 17 Haziran'da sağlanan geçici anlaşma da uzun ömürlü olmadı. ABD içinde İran'a fazla taviz verdiği gerekçesiyle sert biçimde eleştirilen düzenleme, kısa süre sonra karşılıklı suçlamalarla çöktü. Önceki geçici ateşkes sırasında boğazın yeniden açılması petrol fiyatlarında sert düşüşe yol açmış, bunun küresel piyasalar açısından taşıdığı önem açık biçimde görülmüştü. Anlaşmanın dağılmasıyla Hürmüz yeniden askerî ve ekonomik mücadelenin merkezine yerleşti.

Dış İlişkiler Konseyi'nin eski Başkanı Richard Haass, mevcut stratejinin başarısına ilişkin şüphelerini dile getirerek, beş aydır sonuç vermeyen bir yöntemin bundan sonra nasıl başarılı olacağının anlaşılmasının güç olduğunu belirtti. Uzmanlara göre Washington'ın temel sorunu, askerî operasyonlarla İran'ın kapasitesini aşındırmasına rağmen Tahran'ın siyasi iradesini kıramaması. İran yönetiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki baskıyı pazarlık kozu olarak kullanması, ABD'nin askerî üstünlüğünü diplomatik sonuca çevirmesini zorlaştırıyor.

Kamuoyunda destek üçte bire geriledi

Savaşın Trump yönetimi açısından en büyük sorunlarından biri Amerikan kamuoyunda giderek güçlenen karşıtlık. Nate Silver'ın anket ortalamasına göre Amerikalıların yüzde 58,3'ü savaşa karşı çıkarken destekleyenlerin oranı yüzde 37,4 seviyesinde kaldı; farklı güncellemelerde destek oranının yüzde 33,8'e kadar gerilediği görüldü. Reuters/Ipsos araştırması da yalnızca her üç Amerikalıdan birinin savaşı desteklediğini ve halkın büyük bölümünün Trump'ın operasyonun amaçlarını açıkça anlatamadığını düşündüğünü ortaya koydu. Amerikan kamuoyunda savaşın hedeflerinin yeterince açıklanmadığını düşünenlerin oranı ise yüzde 69'a ulaştı.

Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerine dört aydan daha az süre kalırken, İran savaşı Cumhuriyetçiler için ciddi bir siyasi riske dönüşmüş durumda. Senato'da savaş yetkilerini sınırlandırmayı amaçlayan karar tasarısının 49'a karşı 50 oyla kıl payı reddedilmesi, Kongre'deki rahatsızlığın ulaştığı boyutu gösterdi. Benzin fiyatlarındaki artış, asker kayıpları ve savaşın hedeflerine yönelik belirsizlik, dış politikadaki krizi doğrudan seçmenin gündelik ekonomik kaygılarıyla birleştiriyor.

Son durum: Trump saldırıları beklemeye aldı

Washington merkezli Orta Doğu Enstitüsü'nün Körfez ekonomileri uzmanı Karen Young, savaşın henüz başlangıç aşamasında olabileceğini ve bölgenin uzun süreli çalkantılara hazırlanması gerektiğini söyledi. Young'a göre özellikle petrol arzının güvence altına alınması hayati önem taşıyor; çünkü çatışmanın ani ve kolay bir çözümü bulunmuyor. Orta Doğu Enstitüsü uzmanlarından Alex Vatanka ise mevcut durumu "herkesin kaybettiği bir denklem" olarak nitelendiriyor. Ne ABD'nin ne de İran'ın uzun süreli bir savaştan stratejik kazanç sağlayabileceğini belirten uzmanlar, çatışmaların sürmesinin Tahran'ın askerî ve ekonomik kapasitesini tüketirken Washington'ın da kaynaklarını, bölgedeki ittifaklarını ve iç kamuoyu desteğini aşındırdığına dikkat çekiyor.

Trump, 2 Ağustos'ta Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması ve İran'ın nükleer tehdidinin ortadan kaldırılması temelinde bir anlaşmanın ana hatlarında ilerleme sağlandığını belirterek planlanan yeni Amerikan saldırılarını beklemeye aldı. Ancak İran'ın anlaşmaya ilişkin kesin ve bağlayıcı tutumu henüz açıklanmış değil. Beş ay önce "birkaç haftada bitecek" denilen savaş bugün Washington'ın önüne şu soruyu koyuyor: Trump zafer ilan etmek istiyor, fakat savaş ona hâlâ güvenli bir çıkış kapısı göstermiyor.