İslamabad Mutabakatı: Yeni İran ve Ortadoğu'nun Geleceği
İslamabad Mutabakatı: Yeni İran ve Ortadoğu

Mustafa Caner Barış, Yeni İran ve Yeni Ortadoğu başlıklı yazısında, 20 Haziran 2026 Cumartesi günü İslamabad'da imzalanan Mutabakat Zaptı'nı değerlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından 17 Haziran'da imzalanan anlaşmaya Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de arabulucu olarak imza koydu. Tarihte ilk kez İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve ABD Başkanı aynı anlaşmaya imza attı. Daha önceki 1981 Cezayir Anlaşmaları veya 2015 nükleer anlaşmasında devlet başkanlarının imzası bulunmuyordu. Pakistan, olağanüstü arabuluculuk performansıyla tarihi bir başarıya imza attı.

İran Anlaşmayı Nasıl Gördü?

Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte İran medyası, İran'ın zaferini ve ABD'nin mağlubiyetini manşetlere taşıdı. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı Galibaf, İran'ın büyük bir zafer kazandığını ilan etti. Dini lider Mücteba Hamaney ise paylaştığı mesajda kendisini müzakere ekibinden ve Cumhurbaşkanından mesafelendirmeyi tercih etti. Prensipte farklı bir fikirde olduğunu ancak Cumhurbaşkanı ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerinin sorumluluğu üstlenmesine izin verdiğini belirtti. Böylece anlaşmanın çökmesi ihtimaline karşı kendini korunaklı bir alana çekti.

Anlaşma öncesinde İran'da günlerce Dışişleri Bakanlığı önünde protesto yapan radikal gruplar, anlaşmanın imzalanmasının ardından bu kez anlaşmanın İran'ın egemenliğini koruyacak şekilde uygulanması ve 60 günlük nükleer müzakerelerin İran'ın çıkarlarına uygun yürütülmesi için siyasi baskıya başladı. Müzakerelerin nasıl sonuçlanacağı, Paydari Cephesi gibi anlaşma karşıtı grupların siyasi ağırlığını da belirleyecek.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Anlaşma İran'a Ne Vadediyor?

Anlaşmaya göre Hürmüz Boğazı 30 gün içinde savaş öncesi durumuna dönecek ve uluslararası ticaret normalleşecek. İran'a yönelik BM yaptırımları da dahil tüm yaptırımlar kaldırılacak. ABD, İran yakınındaki askeri konuşlanmasını sonlandıracak ve Hürmüz'deki ablukayı kaldıracak. Ayrıca savaşta zarar gören İran altyapısının yeniden inşası için Körfez ülkelerinin katılımıyla 300 milyar dolarlık bir fon oluşturulacak. Ancak bu fonun taraf ülkelerin uzlaşmasına bağlı olması, İran'a koşulsuz 300 milyar dolar verileceği yorumunu geçersiz kılıyor. Teknik olarak bu fonu savaş tazminatı olarak görmek de mümkün değil.

Anlaşmanın en kritik maddelerinden biri, Lübnan'ın da anlaşmaya dahil edilmesi ve İsrail saldırılarının sona ereceğinin taahhüt edilmesi. İran Dışişleri Bakanı Irakçi, anlaşmanın özellikle Lübnan ayağının uygulanmasından ABD'nin sorumlu olduğunu ifade etti.

Anlaşma Sonucunda Nasıl Bir İran Karşımıza Çıkacak?

Anlaşmanın layıkıyla uygulandığı bir senaryoda, İran ekonomisi 2010'lardan beri maruz kaldığı yaptırım baskısından kurtulacak ve ekonomiye can suyu olacak. Ekonominin toparlanması, halkın refah seviyesini artıracak ve siyasi aktörler üzerindeki toplumsal baskıyı azaltacak. Aynı zamanda bu anlaşmayı mümkün kılan siyasi elit, yeni İran'ın kurucu eliti olarak öne çıkabilir ve güçlü bir siyasi pozisyon elde edebilir. Bu durumda, savaş sırasında sert eleştirilerde bulunan kesimlerin siyaseten tasfiye edilmesi söz konusu olabilir. Sonuçta, devlet-toplum birlikteliğinin daha güçlü olduğu bir İran görebiliriz.

İran dünya ekonomisine entegre oldukça, dış politikada özellikle Batı'yla ilişkilerinde daha uyumlu ve dengeli bir aktör haline gelebilir. Ancak İran'ın elde edeceği ekonomik gücün bölgesel siyasetine nasıl yansıyacağı merak konusu. Anlaşma, İran'ın vekil kuvvetleriyle ilişkilerine temas etmiyor. Dolayısıyla İran, bu ekonomik gücü vekil kuvvetlerine ve bölgesel nüfuzuna aktarmaya çalışırsa, bölgede yeni krizlere zemin hazırlayabilir. İran'ın bölgesel siyaseti, Körfez ülkeleriyle yaşanan güven kaybının telafisi de zaman alacağından, bölgesel dengeleri belirleyecek.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Anlaşmanın Zayıf Tarafları

Bu mutabakat zaptının kalıcı bir barış anlaşması olmadığını vurgulamak gerek. Siyasi açıdan umut verici olsa da tarafların önünde uzun bir yol var. İlk 60 gün boyunca nükleer meselenin çözümü için müzakereler sürecek; bu süre karşılıklı anlaşmayla uzatılabilir. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve mevcut zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti konusunda uzlaşma sağlanıp sağlanamayacağı görülecek.

60 günlük süre, İsrail için de en az 60 günlük bir sabotaj imkanı anlamına geliyor. İsrail, bu süreçte Lübnan'a saldırılarını sürdürürse anlaşmanın zemini kayabilir. ABD'li ve İsrailli yetkililer arasındaki son sürtüşmelerin sahaya yansıması henüz bilinmiyor. Ancak bugün gelinen nokta umut verici. Fakat her aktörü memnun edecek bir anlaşmanın olmayacağı ve bu anlaşmanın yeni bir Ortadoğu düzenine kapı aralayacağı düşünüldüğünde, dezavantajlı aktörlerin revizyon taleplerini yükseltmeleri çok uzun sürmeyecektir.