Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) tarafından düzenlenen panelde, Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreseleri'nin 555. yıl dönümü kutlandı. Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren FSMVÜ Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek, Fatih Sultan Mehmet Han'ın ilmi öncelikli vakıf anlayışının somut bir tezahürü olan bu yapıların tarihi önemine dikkat çekti.
Köklü Bir Vakıf Geleneğinin Temsilcisi
Prof. Dr. Nevzat Şimşek, konuşmasında üniversitenin sadece bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, derin bir medeniyet tasavvurunun ve ilim dünyasının temsilcisi olduğunu belirtti. "Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı'nın ilim ve hikmet üzerine inşa ettiği bu külliyeyle başlayan yolculuk, bugün Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ile devam etmektedir." ifadelerini kullanan Şimşek, üniversitenin doğrudan bu vakfın manevi ve kurumsal devamı olarak 555 yıllık bir ilim geleneğini devraldığını ve bu geleneği çağdaş imkânlarla geleceğe taşımayı misyon edindiğini vurguladı.
Panelde Öne Çıkan Görüşler
Panelin ilk oturum başkanı Prof. Dr. Fahameddin Başar, Fatih Sultan Mehmet Han'ı diğer hükümdarlardan ayıran temel özelliğin fetih anlayışı olduğunu ifade etti. Başar, "Fatih Sultan Mehmet Han için asıl fetih, fethedilen beldeyi imar etmek, şenlendirmek ve yaşanabilir kılmaktı." değerlendirmesinde bulundu.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Meclis Üyesi Mevlüt Çam ise vakıfların medeniliği teoriden pratiğe taşıyan kurumlar olduğunu belirterek, Fatih'in vakfiyesinde İstanbul'a dair dört temel hedef ortaya koyduğunu aktardı:
- Dünyanın her yerinden ilim ehli ve sanayi erbabını İstanbul'da toplamak
- Bu birikimle İstanbul'u yaşanabilir, medeni ve modern bir şehir haline getirmek
- Şehri ilim ve ulema merkezi yapmak
- Aklı rahat, gönlü dingin nesiller yetiştirmek
Sahn-ı Seman Medreseleri ve İlim Öncüleri
Doç. Dr. Eyüp Sabri Kala, Fatih Vakfı tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medreseleri'nin Osmanlı'daki vakıf eğitim hizmetlerinin en önemli örneklerinden biri olduğunu söyledi. Kala, Vakıflar Kanunu ile günümüzdeki FSMVÜ arasında güçlü bir hukuki ve tarihi süreklilik bulunduğunu, üniversitenin 1471 tarihli vakfiyedeki eğitim şartları esas alınarak kurulduğunu belirtti.
Prof. Dr. Şimşek, Sahn-ı Seman Medreseleri'nden yetişen büyük âlimlerin etkisine de değinerek şunları kaydetti: "Ali Kuşçu, Molla Hüsrev, Hocazâde Muslihuddin, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, Kınalızâde Ali Efendi, Ebussuud Efendi ve İbn Kemal gibi büyük âlimler, yalnızca kendi çağlarını değil, sonraki yüzyılları da etkilemiş; bilgiyi sadece teorik düzeyde üretmekle kalmamış, aynı zamanda onu toplumla buluşturarak düşünce geleneğinin sürekliliğine katkı sunmuşlardır."
İkinci Oturumda Medrese Geleneği Ele Alındı
Panelin ikinci oturumunda Sahn-ı Seman Medreseleri başlığı masaya yatırıldı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Feridun Emecen üstlenirken, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Fahri Unan ve Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl panelist olarak yer aldı.
Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nin Sahn-ı Seman Medreseleri'nin günümüzdeki temsilcisi olduğunun sağlam delillere dayandığını vurguladı. İpşirli, bu devamlılığın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tescil edildiğini ve Cumhurbaşkanlığı onayıyla Resmî Gazete'de yayımlanarak hukuki meşruiyet kazandığını ifade etti.
Prof. Dr. Fahri Unan ise medreselerde esas olanın bina değil, müderris olduğunu belirterek, "Ücra bir köşedeki medresede bile olsa, eğer müderrisi güçlü bir ilim adamıysa, o medrese kıymet kazanır." görüşünü paylaştı.
Değerlendirme ve Kapanış
Panelin değerlendirme ve kapanış konuşmasını yapan Prof. Dr. Turan Gökçe, 1471 yılında faaliyete başlayan Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreseleri'nin 555. yıl dönümünde bu programın gerçekleştirildiğini hatırlattı. Gökçe, 2008 yılında vakıflar mevzuatında yapılan düzenlemenin ardından kurulan FSMVÜ'nün, Fatih vakıflarının eğitim ve ilim fonksiyonunu güncelleyerek devraldığını ve bu bilinçle hareket ettiğini sözlerine ekledi.
Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl da Sahn-ı Seman Medreseleri'nin bütüncül bir ilmi yapı olarak tasarlandığını ve vizyonu itibarıyla yeni bir çağ açan bir kurum olduğunu ifade ederek, bu medreselerin İslam dünyasının ilmi geleneği içinde önemli bir kırılmaya işaret ettiğini belirtti.