Belçika'nın ilk diplomalı Türk cenaze levazımatçısı Tayfun'un hayatını konu alan 'İki Metrekare' belgeseli, Avrupa'daki Türk cenazeleri ve aidiyet sorununu masaya yatırıyor. Yönetmen Volkan Üce ile filmi ve Avrupa'daki Türk cenazelerini konuştuk.
Belgeselin Çıkış Noktası
'Her cenaze mutlaka memleketine dönmek zorunda mıdır?' sorusundan yola çıkan belgesel, Avrupa'da yaşayan bir topluluğun, ölüleri için iki metrekare bile yer talep edememesini sorguluyor. TRT Belgesel Ödülleri'nde gösterimi yapılan film, 13 Haziran saat 17.00'de Pera Müzesi'nde yeniden gösterilecek.
Cenaze Levazımatçısının Hayatını Çekmeye Nasıl Karar Verdiniz?
Belçika doğumlu olan ve annesi babası Türk olan yönetmen Volkan Üce, 'Nerede gömülmeliyiz?' sorusunu uzun zamandır kendine sorduğunu belirtiyor. Korona zamanında cenazeler konusunda zorluklar çektiklerini ifade eden Üce, bir gün Belçika televizyonunda cenaze görevlilerinin bu zorlukları anlattığı bir programa denk geldiğini söylüyor. Programda Tayfun adında bir Türk cenaze görevlisinin de olduğunu ve Türkiye'ye göndermenin zorluklarından bahsettiğini aktaran Üce, komik karakteriyle dikkatini çeken Tayfun'u sosyal medyadan bulduğunu ve belgeselini çekmek istediğini belirtiyor. İlk başlarda kendisine pek inanmadığını ve hayalperest olduğunu düşündüğünü ancak 5 sene sonra belgeselleriyle dünyayı gezdiklerini ekliyor.
Avrupa'da Cenaze Levazımatçısı Ne Yapar?
Avrupa'da bir Türk vefat edince ilk sorunun 'Bir sonraki uçak kaçta?' olduğunu belirten Üce, ardından evraklar için 'Konsolosluk açık mı? Kargo departmanında çalışan var mı?' gibi soruların takip ettiğini ve bir an önce Türkiye'de gömmek için stres ve panik halinde her şeyin oldubittiye geldiğini anlatıyor. Belçikalıların cenazeleri için bir hafta hazırlık yaptığını, vefat eden kişinin en sevdiği şarkıları hazırladıklarını, fotoğraflarını veya videolarını göstererek güzel bir şekilde kilisede sevdiklerine veda ettiklerini ifade ediyor. Tayfun'un da bunu Türklerin cenazesinde yapmak için okuluna gittiğini ve Belçika'da çalışan ilk Türk diplomalı cenaze levazımatçısı olduğunu söylüyor. Normalde bir cenaze görevlisinin işinin mezarlıkta bittiğini ancak Tayfun'un işinin havalimanında bittiğini vurgulayan Üce, her 20 cenazeden 19'unun kargo bölümünde bittiğini ve kilo başı para alındığını belirtiyor.
Türklerin Yüzde Sekseninin Cenaze Fonu Üyeliği Var
Geçtiğimiz hafta bir Türk kadınının Almanya'da cenazesinin yanlışlıkla yakıldığını öğrendiklerini hatırlatan Üce, Türklerden bazılarının ekonomik sebeplerden dolayı cenazelerini yakmaya izin verdiğinin söylendiğini ifade ediyor. Belçika'da durumun ne olduğu sorusuna ise şu yanıtı veriyor: 'Belçikalıların yüzde ikisinin cenaze fonuna üyeliği varken Belçikalı Türklerin yüzde sekseninin cenaze fonuna üyeliği var. Yani çoğu her sene 60-70 avro veriyor. Vefat ettiklerinde de ille Türkiye'ye gidilecek diye bir durum yok. Belçika'da gömülebiliyorlar. Ama kimse bunu aklının ucundan dahi geçirmiyor. Öte yandan Almanya'da 20 sene sonra 5 bin avro ödemezsen mezarını kaldırıyor. Bu korkuyu belgeselimde de gösteriyorum. Belçika ve Hollanda'da da her belediye zamanına kendi karar veriyor, bazı belediye 15 sene, bazı belediye 25 sene diyor ama Avrupa'da ebedi istirahat diye bir durum yok.'
Cenaze Görevlisinin İşi Havaalanında Bitmemeli
Belgeselde Tayfun'un verdiği mesajı sorduğumuzda Üce, 'Tayfun, 'Niye bize 2 metrekare bir yer vermiyorsunuz?' diyor. Hani bunun bir yolunu bulalım, kaç para istiyorsanız söyleyin de bize bir ebedi istirahat verin. 60 senedir buradayız, çocuklarımız da torunlarımız da burada kalacak, bir kök salalım buraya. Sevdiklerinin mezarını ziyaret etmek için iki uçağa, üç otobüse binmesin millet. Bisikletle gitsin, yürüyerek gitsin. Ve bu ülkeye ait olduğumuz hissedilsin.' diyor.
60 Yıl Sonra Hâlâ Kimse Burada Gömülmek İstemiyor
60 yıldır orada yaşanmasına rağmen bir mezarlığın bile olmamasını ve oraya kök salmanın işaretinin mezarlık olup olmadığını sorduğumuzda Üce, 'İşte bu çok zor. Belçika'da gömülmek istesen geçmişine cephe alıyormuşsun gibi de algılanıyor. O da zor bir karar. Ama sonuçta geçmişle gelecek arasında bir karar verilmesi lazım bence. Bir azınlığın bir ülkeye ait olup olmadığını, cenazelerinin yüzde kaçının orada gömüldüğüyle ölçülür bence. Ben cesur bir film yaptığımı düşünüyorum. Ne Batılıların ne de Avrupa'da yaşayan Türklerin vicdanını rahatlatmıyor. Burada bir sorun var diyorum, 60 sene sonra hâlâ kimse burada gömülmüyor, ne kadar ait olabilirsin?' şeklinde konuşuyor.



