CEM SANCAR Aynada çalışılmış hareketler 14 Haziran 2026, Pazar Sahne sanatları çalışanlar bilir. Bazı jestler mimikler roller aynada çalışılır. Bu sadece oyuncuların değil modern bireyin de yaptığı bir şeydir. Fakat aynada çalışılan görüntü normal hayatta çoğu kez foslar. Televizyonda, sosyal medyada, orada burada tanıdığımız oturaklı insanların yekûnlu bir eleştiriye tosladıkları an nasıl edepsiz bir şirret haline geldiğini görür şaşırırız. Ya da halim selim bir yazarın ortaya saçılan skandalları karşısında bir şok dalgası sarar bizi. Ki sarmıştır. Kimse olduğu gibi görünmez, onu diyorum. Kimse göründüğü gibi olmaz... Bu sanki (hepimiz için) değişmez bir kural gibidir. Tamam da neden?
Hepimiz gündelik hayatta görünmez maskeler takarız. Aynada çalışılan duruş, aslında kişinin dış dünyaya sunmak istediği "ideal benlik" projesidir. Sosyal anksiyeteyle baş etmeye çalışan, özgüven eksikliği yaşayan ya da tam aksine çok profesyonel bir imaj çizmek zorunda olan bir insan için ayna karşısında prova yapmak, bir nevi zırh kuşanmaktır. Kişi, ruhsal yaralarını gizlemek için takındığı edâları bir siper olarak kullanır... İnsanın ayna karşısında kendine bir gülüş, bir yan bakış ya da karizmatik bir hareket seçmesi, haddizâtında derin bir yalnızlığın ve "başkaları beni nasıl görüyor?" takıntısının işaretidir. Kişi, kendi doğasını beğenmeyip, üzerinde oynanmış bir versiyonunu inşa etmeye çalışır. Bu durum, bireyin kendine yabancılaşmasının en dokunaklı örneğidir. Aynada çalışılmış hareketler, dışarıdan bakıldığında "yapaylık ve narsisizm" gibi algılansa da derine inildiğinde "onaylanma ihtiyacı" barındırır. Oysa yaşam anlıktır; bu yüzden aynadaki o kusursuz hareket, beklenmedik bir anda mutlaka faça verir. Çünkü insan, bizzat kontrolünü kaybettiğinde tam anlamıyla "kendisidir".
Jung ve Persona: Aynadaki Maske
Mesela Jung psikolojisinde "Persona", kişinin takındığı maskedir. Toplumun beklentilerine uyum sağlamak için, korunmak ve sosyalliklerimizi sürdürmek için inşa ettiğimiz "kamusal benlik"... Aynada çalışılmış hareketler, Jung'dan baktığımızda laboratuvarda üretilmiş maskelerdir. Jung'a göre Persona kötü bir şey değildir. Bilakis sosyal bir varlık olan insan için bir zorunluluktur. Halk içine çıktığımızda çırılçıplak olamayız, psikolojik bir kıyafete ihtiyacımız vardır. Bir insanın ayna karşısında duruşunu, gülüşünü çalışması, dış dünyaya sunacağı şekli şemaili ütülemesi, kusursuzlaştırmasıdır. Kişi orada kendine bir "rol" yazar. Jung, Persona için şöyle der: "Persona, bireyin gerçekte kim olduğundan ziyâde hem kendisinin hem de toplumun, o kişinin kim olduğuna dair kabul ettiği bir maskedir." Aynadaki prova, o maskenin yüze ne kadar oturup oturmadığını kontrol etme telaşıdır. Jung 'un sahih ikazı tam bu noktada başlar. Eğer insan, ayna karşısında çalışıp takındığı o ideal, karizmatik ya da kusursuz hareketlere çok fazla inanır ve kendini o maskeden ibaret sanırsa, "Persona ile özdeşleşme" tehlikesi ortaya çıkar. Maske surata yapışır kalır... Kişi aynadaki yapay görüntüsünü gerçek zannettiğinde, kendi gerçekliğine, kusurlarına ve derinliklerine körleşir. Jung bu durumu bir nevi ruhsal yabancılaşma olarak görür. Maske o kadar kalınlaşmıştır ki altındaki gerçek insan nefes alamaz hale gelmiş ve depresyonlardan psikozlara inmiştir.
Gölge ve İbn Arabi'de Nefis Tezkiyesi
Biz ayna karşısında en "makbûl," en "beğenilen" ve en "prezantabl" yanlarımızı cilalarken... Beğenmediğimiz, zayıf, öfkeli veya özürlü yanlarımızı "Gölge" kişiliğimiz denen heybeye, istenmeyen şeyler torbasına iteriz. Aynada çalışılmış her milimetrik hareket, aslında "gölgede kalan" o kontrolsüz ve kusurlu taraftan kaçma çabasıdır. Kişi aynada kendine bakarken sadece görmek istediği, olduğu değil sahnelemek istediği imajını görür. Arkasında bıraktığı karanlık ve bastırılmış okyanusu (gölgesini) ise reddeder. Oysa Jung'a göre insan, maskesini kusursuzlaştırarak değil, gölgesiyle yüzleşerek güzelleşir... Muhiddin İbn Arabî'de bu süreç Nefis Tezkiyesi (nefsi temizleme) ve Muhasebe (öz-eleştiri) olarak karşılık bulur. Aynada çalışılmış hareketlerle yaşayan insan, nefsini Levvâme (kendini kınayan) mertebesine yükseltemez. Çünkü ürettiği sahte illüzyona o kadar inanmıştır ki, içindeki kötülüğü emreden o çiğ tarafla (Emmâre ile) yüzleşecek cesareti kalmamıştır. İbn Arabi'ye göre insan, bu riyakârlıktan ancak "takındığı maskelerin" farkına varıp, zâhiri süsleri terk edip kalbine yöneldiğinde kurtulabilir. Jung, aynada kendine maske icat eden insan kendini kandırır, demişti. Ama İbn Arabî bu mevzuyu en başından mühürledi: O insan, (keçi bacaklı) Nefsi Emmâre'nin esiri olmuştur. Zira o, kalbini Hakka ayna yapmak yerine, egosunu dünyaya sakil bir vitrin yapma derdindedir.
Niyâzi Mısrî ile bitirelim: "Perdeyi kaldır hicâbı aç gözün / Görünsün sana ol şâh-ı cihan / Âyan u pinhân odur her zerrede / Niyâzi ayna ol görsün seni can." O maskeyi, aradaki perdeyi (hicap) kaldır ki, parlasın hakikat diyor... İnsan sâdece, aynanın karşısında poz veren bir komedyen değildir. Bilakis onun iç ışıklarını yakmış, berrak bir ayna olma şansı da vardır.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın. Yazarın Önceki Yazıları Kültürel kabile savaşları (07.06.2026) Kutuplaşma: Attilâ İlhan’ın yalnızlığı (31.05.2026) Kutuplaşma: Kemal Tahir’in tokadı (24.05.2026) Tümü



