Yüksel Aytuğ'dan Sert Eleştiri: İran Duyarlılığında Sahne Işığı mı, Samimiyet mi?
Aytuğ: İran Duyarlılığında Sahne Işığı Var

Magazin dünyasının önde gelen isimleri, İran'da yaşanan protestolara desteklerini sosyal medya üzerinden dile getirirken, bu tutum sert bir eleştiriyle karşılaştı. Gazeteci yazar Yüksel Aytuğ, 18 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan yazısında, ünlülerin bu desteğinin arkasında samimi bir vicdan arayışı değil, sahne ışığı ve gösteri olduğunu öne sürdü.

"Onlar Adına Utanarak İzliyorum"

Yüksel Aytuğ, konuya ilişkin değerlendirmesine oldukça sert bir ifadeyle başlıyor: "Hepsini hayret etmeden ama onlar adına utanarak izliyorum." Aytuğ'a göre, bu destek yarışına katılanlar arasında, sanatsal kariyerinin doruk noktasını sahne performansları olarak gören isimler de bulunuyor. Yazar, bu kişilerin asıl derdinin, baskı altındaki insanların özgürlüğü değil, başörtüsü meselesi olduğunu iddia ediyor.

Aytuğ, eleştirilerini şu sözlerle sürdürüyor: "İstiyorlar ki, herkes kendileri gibi sahnede 'özgürce' davranabilsin." Yazar, geçmişte üniversitelerde var olduğu iddia edilen "ikna odaları"nın, bu kesimin zihninde hala yer ettiğini ima ederek, şov dünyasının bugün içinde bulunduğu bazı sorunlara da atıfta bulunuyor.

Gazze İçin Neden Suskun Kaldılar?

Yüksel Aytuğ, eleştirisinin bir diğer boyutunu ise Filistin meselesi üzerinden yapıyor. Yazara göre, eğer bu isimlerin samimi bir şekilde hak, hukuk, adalet veya özgürlük kaygıları olsaydı, iki yıl boyunca Gazze'de yaşananlara karşı da seslerini yükseltirlerdi. Aytuğ, "Hiçbirini Gazze protestolarında gören olmadı" diyerek, bu tutumu 'üzüm yemek' değil, 'bağcı dövmek' olarak yorumluyor.

"Aylarca suspustular ama şimdi hepsi 'özgürlük havarisi' kesildi" diyen Aytuğ, bu tavrı "sahte duyarlılık" ve "tatlı su devrimciliği" olarak nitelendiriyor.

Toplumsal Rol ve Sorumluluk

Yazı, magazin dünyasının toplumsal olaylar karşısındaki tavrının ne kadar samimi ve tutarlı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Aytuğ'un iddiaları, ünlülerin sosyal konulardaki duruşlarının, gerçek bir inançtan ziyade popülarite ve imaj yönetimi ile ilişkili olabileceği tartışmasını başlatıyor. Bu durum, kamusal etki gücü yüksek kişilerin sorumluluğu konusunu bir kez daha odağa taşıyor.

Yüksel Aytuğ, yazısını sosyal medyada gördüğü ve "Mersedes Kadir" olarak bilinen bir kişinin hikayesini anlatarak bitiriyor. Bu hikaye, toplumun bir yanılsamayı nasıl kolektif bir şekilde benimseyip ona uyum sağladığını göstererek, yazının ana temasını metaforik bir dille pekiştiriyor. Aytuğ, "Koskoca bir şehir, Kadir'in 'Mersedes hayalini' her şeyiyle sahiplenmiş durumda" ifadesiyle, eleştirisinin boyutunu genişletiyor.