Cem Sancar: Leş-Kapitalizmin Tek Alternatifi İslam Medeniyetinin Yeniden Doğuşu
Cem Sancar: Leş-Kapitalizmin Alternatifi İslam Medeniyeti

Cem Sancar'dan Çarpıcı Analiz: Leş-Kapitalizmin Çaresi İslam Medeniyetinde

Cem Sancar, modern dünyanın uzun süredir "demokratik" kapitalizmin insanlığın nihai noktası olduğu yanılgısıyla oyalandığını ve bu sistemin artık iflas ettiğini vurguluyor. Gazze'de yaşananlar ve Epstein belgelerinin bu iflasın apaçık itirafı olduğunu belirtiyor. Batı merkezli bu tarih okumasının sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de kendi fikrisabitine hapsettiğini ifade eden Sancar, asıl çıkış yolunun ideolojik safsatalardan ziyade devasa bir medeniyet hafızasının yeniden canlandırılmasından geçtiğini savunuyor.

1600 Yılında Bir Dünya Vatandaşı Olmak

Sancar, tarihsel perspektifi Batı hegemonyasının henüz dünyayı tek tipleştirmediği 1600 yılına çeviriyor. O dönemde Endonezya'dan yola çıkan bir seyyahın Hindistan, İran, Mezopotamya, Anadolu, İstanbul, Balkanlar ve Fas'a kadar uzanan devasa bir coğrafyada seyahat edebileceğini anlatıyor. Bu yolculukta seyyahın kendini hiçbir zaman yabancı hissetmeyeceğini, adımlarını hep aynı "İslam" toprağında attığını bileceğini vurguluyor. Bu durumun sadece manevi bir iklim değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir bütünlük olduğunun altını çiziyor.

Dönemin üç süper gücü olan Babür Sultanlığı, Safevîler ve Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetiminin Türk kökenli ailelerin elinde olduğunu hatırlatıyor. Her şehirde ezan sesinin yankılandığını, toplumsal hayatın ulema ve Sufi bilgelerin irfanıyla şekillendiğini anlatıyor. Bu coğrafyalardaki kültürel ortaklığın o kadar derin olduğunu belirterek, aradaki farkların ancak bugün İngiltere ile Fransa arasındaki kadar olduğunu ifade ediyor.

Batı Merkezli Tarih Anlayışının Eleştirisi

Batı bilincinin dünya tarihini tek yönlü bir tren rayı gibi kurguladığını söyleyen Sancar, bu kurguda İslamiyet'in izine dahi rastlanmadığını vurguluyor. Oysa dünyayı İslamiyet'in penceresinden okuduğumuzda bambaşka bir kronoloji ile karşılaştığımızı belirtiyor:

  • Devrim ve Doğuş: İslamiyet'in ortaya çıkışı.
  • Halifelik: Evrensel bütünlük arayışı.
  • Bölünme: Sultanlık çağı ve siyasi farklılaşma.
  • Yıkım ve Direniş: Haçlı ve Moğol istilaları.
  • Yeniden Doğuş: Üç büyük imparatorluk, istikrar ve görkem.
  • Kırılma: Batı'nın Doğu dünyasının içine sızmaya başlaması.
  • Reform ve Modernizm: İslam karşıtı Modernistlerin zaferi ve Batı etkisi.

Batı merkezli tarih okumasındaki sert İslamofobinin erdem yoksunluğu, kültürel çöküş ve siyasi çatışmaların ana kaynağı olduğunu savunan Sancar, Batı'nın kendi zaferini tarihin "sonu" olarak sunarken, İslam dünyasının aslında kendi tarihsel macerasının yeni bir aşamasına, bir "yeniden doğuş" sancısına hazırlandığını ifade ediyor.

İslam Medeniyetinin Entelektüel Gücü

İslam medeniyetinin asıl gücünün sanıldığı gibi sadece askeri zaferlerden değil, antik dünyadan devralınan bilgiyi tevhid inancıyla harmanlayan muazzam bir entelektüel projeden geldiğini vurguluyor. Roma entelektüel anlamda bir çöle dönerken, Müslümanların İskenderiye kütüphanelerindeki bilgiyi aliyülâlâya çıkardığını anlatıyor.

Ancak Aydınlanma Çağı'ndan itibaren İslam'ın bilimler tarihine yaptığı bu devasa katkıların sistemli bir şekilde görmezden gelindiğini belirten Sancar, Edward Said'in işaret ettiği gibi Batı dünyasının Müslümanları tarihten sildiğini ifade ediyor. Fuat Sezgin'in batıyı aydınlatan Müslüman âlimlerin bilimsel çalışmalarının bu büyük hafıza kaybını önlemek ve gerçek kimlikle yüzleşmek için olduğunu vurguluyor.

Ortak Mirasa Dönüş Çağrısı

Kapitalizmin kıskacında yönünü arayan günümüz dünyası için çözümün "İnsanıkâmil Medeniyeti" fikrini merkeze alan ortak mirasa odaklanmak olduğunu savunan Sancar, taassubu bir kenara bırakarak İslam medeniyetinin ortak noktalarına gözümüzü dikmemiz gerektiğini söylüyor. Bu medeniyetin sadece bir nostalji değil; felsefesiyle, şehirleşme anlayışıyla ve tevhid merkezli dünya görüşüyle bugün leş-kapitalizmin "deforme ettiği" insanlara sunulacak gerçek ve yegâne alternatif olduğunu belirtiyor.

Biraz rahatımızın kaçabileceğini ancak bu büyük mirasa sahip çıkmanın ve onu günümüzün diliyle yeniden inşa etmenin bu topraklarda yaşayan her aydın için kaçınılmaz bir ders olduğunu vurguluyor. Tarihin bize geleceğin hafızasını geri kazananların olacağını fısıldadığını ifade ederek analizini tamamlıyor.