Fenni Sünnetçi'nin Gölgesinde Bir Çocukluk: Acı, Güvercinler ve Paytak Yürüyüşler
Fenni Sünnetçi'nin Gölgesinde: Bir Çocukluk Hatırası

Fenni Sünnetçi'nin Gölgesinde Bir Çocukluk: Acı, Güvercinler ve Paytak Yürüyüşler

Cem Sancar, 29 Mart 2026 tarihli yazısında, nüfus sayımında kayıtlara geçmeyen bir dönemin çocukluğunu anlatıyor. İstanbul-Aksaray'da, anneannesinin bol gölgeli evinden dünyaya düştüğü o günlerde, henüz 11-12 yaşlarındaydı. Bahçelievler'in ıssız arka mahalleleri, yaz sıcağında adeta kavrulurdu. Biraz çukurda kalan bu bölgede, güneşte kalanların eridiği söylenirdi ve bu abartı değil, gerçeğin ta kendisiydi.

Susuz Yazlar ve Damdaki Güvercinler

Çocuklar, ancak akşamüstü sokağa çıkabilir, tek kale maçlar yaparak top oynardı. Suyun olmadığı bu mahallede, her evde "çak kudu çak çak" sesleriyle çalışan tulumbalı kuyular vardı. Damdaki saç depoya su çekmek, maalesef Cem'in göreviydi. Koca depo bir türlü dolmaz, adeta hayatını söndürürdü. Ancak depo dolduğunda, dama çıkar, deponun altındaki kümesten güvercinleri salar ve taklacıların hareketlerini izlerdi.

Anneannesinin Tevhid terbiyesiyle yetişmiş olsa da, babasının agnostik düşüncelerinin baskısıyla kafası karışıktı. Fakat güvercinlerin uçuşunu seyrederken, mucizeyle yeniden tanışır ve bir yaratıcının varlığına ânında iman ederdi. Aynı şekilde, envaiçeşit kelebeklerin kanatlarındaki renkler ve desenler de onu büyülerdi.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Gecelerin Sihirli Işıltıları

Geceleri ateş böcekleri ortaya çıktığında, elektrik olmadığı için gazlı lüks lambalarını söndürür, onları seyrederlerdi. Yıldızlar sanki daha yakındı; gökyüzü, gizemli ışıltılarla onlara bakar ve içlerine bilinmez bir huşu akardı. Serinlemek için bahçedeki su bidonlarına girerlerdi, biraz kireç ve harç kokusu olsa da bu onları rahatsız etmezdi.

Cumhuriyetin ilk idealist vali vekili olan sufi dedesinin, hovarda bir adama düşmüş ve hayatı boyunca çalışmış kızı, tombik annesi, "Evlâdım bak, bizim de havuzlu evimiz var," der gülerdi. Sonra onlara tentürdiyot ile karıştırılmış zeytinyağı sürer ve bahçeye salardı. İki kardeş, kızıl güneşin altında tam anlamıyla birer zenciye dönüşürdü.

Fenni Sünnetçi'nin Gelişi ve Korku Dolu Günler

O yaz, siyah deri çantasının üstünde "Fenni Sünnetçi" yazan uzun boylu, şişman ve iri bir adam peyda oldu. Önce, iki yan evde oturan Alevî ve yoksul ailenin çocuğu olan kankası Rıza sünnet oldu. Ardından Mehmet... Mehmet, Cem'in İstanbul ağzıyla konuşmasından rahatsız olan bir çocuktu. Onlar sünnet oldukça, mahalledeki diğer çocukları da bir korku sardı.

Annesi, bir akşam bahçeden domates ve patlıcan közleyip patlıcan salatası hazırladı, çıtır salatalık ve naneden koyu bir cacık yaptı. Mangalda böbrek pişirip babasına çilingir masası kurdu. İki kadehten sonra, babasından sünnet parası koparınca, artık rüyaları kâbusa dönüştü.

Kaçış Yoktu: Acılı Bir Pazar Günü

Bir pazar günü, o kazulen adam nihayet onların evine de geldi. Cem, önceden "Fenerbahçe forması" karşılığında kaderine razı olmuştu, çünkü bundan kaçış olmadığını anlamıştı. Ancak biraz saf olan kardeşi kaçtı ve bir ağaca tırmandı. Babası ve bütün mahalleli peşinden koşup onu kulağından tutarak getirdiler.

Fenni denen adam, ne anestezi ne de başka bir rahatlatıcı yöntem kullanmadan, onları hart hurt kesti. Çığlıkları arşıâlâya çıktı. Kardeşi yaklaşık bir hafta boyunca ağladı, öyle şiddetli bir acıydı bu. Yaralarının üstüne karton kutular koydular, arada penisilin serptiler, o kadar. Hava sıcak, terliyorlardı ve acı bir türlü geçmiyordu. Kardeşinin ciyaklamalarını duyan köpekleri Reks, kapının önünde inleyip duruyordu.

Paytak Yürüyüşler ve Damdaki Hasret

Sonunda günler geçti ve pijamalarının önünü tutarak, paytak ördek misali bahçeye çıkmaya başladılar. Cem'in en büyük üzüntüsü, inşaat merdiveninden dama çıkamayıp güvercinlerine bakamamaktı. Bu arada duyduklarına göre, o sünnetçi kılığındaki kasap, neredeyse birçok çocuğa zarar vermişti. Örneğin, hasmı Mehmet çok çırpınınca, onda da bazı kaymalar olmuş ve oğlanın adı "Çapraz Mehmet" kalmıştı.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Peri Kızı ve Hayal Kırıklığı

Tam da o sırada, mahalleyi sadece yazları sayfiye olarak kullanan düzgün bir komşuya, şehirden misafir geldi: sarışın, mavi gözlü, etekleri mini mini, sevimli mi sevimli şirin bir kız. Mahalle yankılandı, çünkü birincisi mavi gözlü kimse yoktu, ikincisi ortada kız yoktu. Cem hemen pijamayı çıkarttı ve eşofmanı giydi, ancak yine bacaklarını açarak yürüyorlardı.

Bahçede, babasının bin bir itinayla diktiği gülü kopardı ve kıza verecekti. Çapraz Mehmet, Rıza ve diğerleriyle birlikte, bir grup yaralı çocuk olarak oradaydılar. Diğerlerini atlatıp o güzellikle arkadaş olmaya kararlıydı. Bin bir heyecanla gidip kıza gülü takdim etti ve mahallelerine hoş geldiniz dedi.

Kız, gülü kocaman gülümseyerek ve gözlerini kapatarak kokladı. Samur kirpikleri Cem'in gözünü aldı. Bu bir insan olamazdı, olsa olsa bir melekti, öyle güzeldi. Sonra ona ve arkada duran tuhaf gruba baktı, şımarık bir kahkaha patlattı ve kaçtı: "Böööğ, çirkinsiniz siiiz!" Cem içinden, "Keşke güle karabiber serpseydim," diye düşündü. Çayırın ortasında, birkaç paytak çocuk, eşofmanlarının önünü tutarak melül mahzun kaldılar. Sünnetçi, ayda yılda bir gelen peri kızına onları rezil etmişti.

Sonrası ve Unutulmayan Anılar

Ertesi yaz, yeni kurbanlar için ortaya çıkan sünnetçiyi, bütün çocuklar taş atarak kovaladı. Cem, kauçuk lastikli sapanıyla birkaç taşı tam mâbadına isabet ettirdi. Adam evrile devrile nasıl kaçtı, anlatmak mümkün değildi. Ne var ki o mavi gözlü kız, bir daha mahalleye gelmedi.

Şimdi, şu yaşında, nerede bir "ilimsiz fensiz" görse, saniyede o sünnetçiyi hatırlar ve gayriihtiyâri ceplerinde o eski yadigârı, sapanını arar. Bu anılar, sadece bir çocukluğun acıları değil, aynı zamanda masumiyetin ve kaybolan bir dönemin hikâyesidir.