Funda Karayel'in Uçuş Macerası: Trump'ın Hava Sahası Kapatması ve Sektördeki Çıkar Çatışmaları
25 Ocak 2026 Pazar günü, Zürih'e iniş yapmak üzere olan uçakta her şey sakin ve normal ilerliyordu. Klasik bir Avrupa inişi beklenirken, pilotun anonsu tüm yolcuları şaşkına çevirdi. Pilot, askeri bir operasyon nedeniyle Zürih Havalimanı'na iniş izni verilmediğini duyurdu. Uçakta derin bir sessizlik hakim oldu ve ardından ikinci anons geldi: Basel Havalimanı'na yönlendirileceklerdi.
Yolcular arasında fenalaşanlar ve hemen indirilmek isteyenler vardı, ancak genel olarak herkes şok içindeydi. Bu durum, insanın başına gelince tuhaf bir film sahnesi gibi hissediliyordu. Henüz sebebi bilinmese de, kısa süre sonra gerçek ortaya çıktı: Donald Trump, kendi uçağının kalkışı için hava sahasını kapattırmıştı. Davos dönüşünde yaşanan bu olay, bir kişinin programı nedeniyle bir ülkenin gökyüzünün kilitlenebileceğini gösterdi.
Funda Karayel, bu anıyı "dünya siyasetinin küçük yolcuları" olarak tanımlarken, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu zamanında Macron'un Trump'ı arayıp New York yollarının kapandığını söylediği anları hatırladı. Meğer yollar, gökyüzü ve şehirler, Trump hareket ettiğinde bir anda durabiliyormuş. Uçak Basel'e indi, Zürih'e değil, ancak bu durum güzel bir hikayeye dönüştü. Karayel, insanın bazen varacağı yere değil, başına gelen şeye indiğini ve bazı anların Instagram'a değil, hafızaya kaydedildiğini vurguladı.
Cast-Menajerlik Çıkmazı ve Kimsenin Konuşmadıkları
Uzun zamandır Rekabet Kurumu'nun radarında olan bir konu, aynı ajansın hem cast direktörlüğü yapması hem de oyuncu menajerliği yürütmesidir. Teoride yasak olan bu durum, pratikte herkes tarafından bilinmesine rağmen, kimse duymamış gibi yapıyor. Rekabet Kurulu raporları, menajerlik yapan bir yapının cast sürecini yönetmesinin kendi oyuncularını kayırma riski doğurduğunu açıkça belirtiyor.
Bu sadece bir ihtimal değil, sektörün doğası gereği kaçınılmaz bir çıkar çatışmasıdır. Bu nedenle, ya menajerlik ya cast direktörlüğü yapılmalı, ikisi birden olmamalıdır. Bugüne kadar bu şekilde devam etse de, bundan sonra olmaması gerekiyor. Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi için Black List Ajansı'nın cast direktörlüğünü alması, bu konuyu yeniden gündeme getirdi.
Sektör, bu ajansın oyuncularının filmde yer alıp almayacağını merak ediyor. Eğer hiçbiri yer almazsa, bu işin temiz yapılabildiği kanıtlanacak. Ancak kadro ajansın vitrini gibi dizilirse, tesadüf açıklamaları kimseyi tatmin etmeyecek. Çünkü mesele tek bir film değil, sektörün adaletidir. Cast direktörlüğü yetenekle yolu kesiştiren bir kapıyken, menajerlik o yeteneğin ticari temsilidir ve ikisi aynı elde toplandığında adaletin terazisi eğilir.
Denetlenmesi Gereken Bir Alan
Daha da ilginç olan, herkesin bu durumu bilmesine rağmen kimsenin yüksek sesle konuşmamasıdır. Sektör küçük, ilişkiler büyük ve sessizlik güvenli görünüyor. Oysa bu mesele sadece etik değil, doğrudan rekabet meselesidir ve denetlenmesi gereken bir alandır. Şimdi top sadece Rekabet Kurumu'nda değil, aynı zamanda sektördedir. Sistemin aynı şekilde devam edip etmeyeceği sorgulanmalı ve kuralların uygulanıp uygulanmadığı araştırılmalıdır.
Oscar Adaylarını Nasıl Buldunuz?
Oscar adayları açıklandığında, bazı filmler büyük başarı yakalarken, 2025'in çok konuşulan pek çok yapımı Akademi'den tek bir adaylık bile alamadı. Sinners, tam 16 adaylık alarak Oscar tarihinde bir ilke imza attı ve daha önceki rekorları geride bıraktı.
Ancak 2025 yılında gösterime giren ve eleştirmenler ile izleyicilerden büyük övgü toplayan her film, bu yıl Oscar kategorilerinde kendine yer bulamadı. Örneğin, Eva Victor'un Sorry Baby filmi, Sundance'ta çok konuşulmuş ve çeşitli ödüllerde adaylık elde etmiş olmasına rağmen Akademi üyeleri tarafından görmezden gelindi.
Benzer bir şaşkınlık, Celine Song'un Materalists filmi için de yaşandı. Wes Anderson'ın The Phoenician Scheme filmi de adaylığı hak eden yapımlar arasındaydı. Bu durum, Oscar adaylık süreçlerinin nasıl işlediği ve hangi faktörlerin etkili olduğu konusunda soru işaretleri doğuruyor.