Geçmişin Banyo Ritüelleri ve Bir Düşünüre Veda
Yüksel Aytuğ, sosyal medyada karşısına çıkan bir fotoğrafın kendisini çocukluğuna götürdüğünü belirterek, o dönemdeki banyo alışkanlıklarını detaylı bir şekilde aktarıyor. İnsanoğlunun rahata ve lükse ne kadar çabuk alıştığına dikkat çeken Aytuğ, "Biz böyle yıkanırdık" diyerek nostaljik bir yolculuğa çıkıyor.
Petrol ve Talaşla Isınan Sular
Geçmişte banyo yapmanın bugünkünden çok farklı olduğunu vurgulayan yazar, Yak ve Ateş marka, petrole bulanmış talaşların bakır kazanın altına konulup kibritle yakıldığını anlatıyor. Suyun ısınmasının bir-iki saati bulduğunu, sıcak suyun mermer kurnaya dökülüp çeşmeden akan suyla ılıştırıldığını hatırlatıyor. Kış aylarında ise tabureye önce sıcak su dökülmezse poponun donabileceğini esprili bir dille ifade ediyor.
- Şampuan, saç kremi veya duş jeli gibi ürünlerin o zamanlar bulunmadığını, bembeyaz kesme sabunların kullanıldığını belirtiyor.
- Banyo gününün sadece pazar akşamları olduğunu, fazlası için su, yakıt veya mecal olmadığını ekliyor.
- Haftanın dört günü gelip üç günü kesilen suyun depolanmaması halinde pazar banyosunun da yalan olabileceğini söylüyor.
Ailecek Sırayla Girilen Banyolar
Aytuğ, ailesiyle birlikte üç kardeş, annesi, babası ve anneannesiyle sırayla banyoya girdiklerini anlatıyor. Anneannesinin payına hep soğuk su düştüğünü, ancak son Osmanlı kadını olarak ses etmediğini vurguluyor. Saç kurutma makinesinin o dönemde kuaförlerde bile bulunmadığını, evdeki tek sobanın başında saçlarını kurutmaya çalıştıklarını dile getiriyor. Saçlardan süzülüp sobaya düşen damlaların "cızzz" sesinin hâlâ kulaklarında olduğunu, belki de bu sesin yüreğinden geldiğini düşündüğünü paylaşıyor.
İlber Ortaylı'ya Duygusal Veda
Yazar, tarihçi İlber Ortaylı'nın vefatına değinerek, ona sadece "tarihçi" demenin ilmine, bilimine, dehasına ve üstün karakterine haksızlık olacağını belirtiyor. Ortaylı'nın hemen her konuda bilgi ve tecrübe sahibi olduğunu, konuştuğunda herkesin söylediklerine kilitlendiğini ifade ediyor.
- Hayatını cehalete karşı savaşa adadığını, burada sadece okuma yazmadan değil, kültür, ahlak, vizyon ve görgü konularında da insanlara seviye atlatmaya çabaladığını vurguluyor.
- Taklit etmediğini, kimsenin dümen suyuna kapılmadığını, net konuştuğunu ve bazen sert dürterek insanları kendine getirdiğini anlatıyor.
- İlber Ortaylı'yı portmantonun yanındaki boy aynasına benzeterek, evden çıkmadan önce kendine çeki düzen verdiği bir ayna olarak gördüğünü söylüyor.
Yazar, "Yattığın yer incitmesin büyük hoca" diyerek duygularını özetliyor.
Diğer Gündem Konuları
Yazının devamında, Aytuğ, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta A Haber'in Tahran muhabiri Ekber Karabağ'ın yıldızlaştığını belirtiyor. Karabağ'ın bombalar altında canlı yayın yaparak görüntü ve izlenim aktardığını, halkla röportaj yaptığını ve özel haber kaynaklarından bilgi paylaştığını anlatıyor. Onu başarısından dolayı kutlayıp, sağlık ve afiyetle görevini tamamlaması için dua ettiğini ekliyor.
Ayrıca, Mehmet Akif Ersoy'un kendisine verilmek istenen 500 altını geri çevirerek "İstiklal Marşı'nı yazmak bana yeter" dediğini hatırlatıyor ve onun ayakkabılarına dikkat çekiyor. Zap'tiye Savaşı'nı iki kişinin bir kişiye dalması, iki yumruk atıp bir yemesi olarak özetliyor ve olanın mahalleliye olduğunu söylüyor.
Son olarak, İlber Ortaylı'nın "Gösteriş ve şatafat, cahillikten kaynaklanan aşağılık kompleksini örtme çabasıdır" sözünü paylaşıyor. Yazı, Turkuvaz Medya Grubu'nun yasal uyarısı ve yazarın önceki yazılarına atıfla son buluyor.



