Modern İnsanın Yalnızlığına Vahdet-i Vücud'dan Çare: İbn Arabî ve Yunus Emre'nin Öğretileri
Modern Yalnızlığa Vahdet-i Vücud Çözümü

Modern İnsanın Yalnızlık Çıkmazına Tasavvufi Bir Bakış

Cem Sancar Ümit, günümüz insanının neden bu denli yalnız hissettiğini ve başkalarına, hatta kendi dininden olanlara bile neden yabancılaştığını sorguluyor. İnsanın kâinatta bir mülteci değil, ev sahibinin en sevgili misafiri olduğunu belirten Ümit, modern dünyanın bizi birbirimizle ölümüne rakip ve tabiata hınçlı efendiler olarak konumlandırdığını ifade ediyor.

Vahdet-i Vücud'un İyileştirici Gücü

İbn Arabî ve Yunus Emre'nin bu derin yaraya merhem sürdüğünü vurgulayan yazar, "Yabancı, dışarlıklı diye bir şey yoktur" düşüncesini hatırlatıyor. Vahdet-i Vücud öğretisine göre, baktığımız her yüz, karşılaştığımız her ağaç ve duyduğumuz her ses, o Gizli Hazine'nin bir parıltısı olarak kabul ediliyor.

Modern insanın değerini sosyal medya beğenileri, kariyer ve konformizmde aramasının, bitmek bilmeyen bir yetersizlik hissi ve yalnızlık doğurduğuna dikkat çekiliyor. Yunus Emre'nin "Bir ben vardır bende benden içeri" sözü, insanın gerçek değerinin sosyal statüsünde değil, içinde taşıdığı ilahi emanette, yani İnsan-ı Kâmil potansiyelinde yattığını hatırlatıyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Erdemli İnsan Medeniyeti ve Bütünle Bağ

Yazıda, "Erdemli İnsan Medeniyeti"nin, insanın kendisini sadece tüketen bir organizma olarak değil, Allah'ın isimlerini temsil eden bir ayna olarak görmesiyle kurulacağı belirtiliyor. Başkasına zarar vermenin, aslında aynı kaynaktan gelen bir yansımayı incitmek anlamına geldiği vurgulanıyor.

İbn Arabî'ye göre kâinatın "Büyük İnsan", insanın ise küçük kâinat olduğu ifade ediliyor. Modern insanın yalnızlığının, kendisini bu büyük bütünden kopuk, bağımsız ve anlamsız bir parça sanmasından kaynaklandığına işaret ediliyor. Vahdet-i Vücud'un bizi o bütüne tekrar bağlayarak, "yalnız bir birey" olmaktan çıkarıp "bütünün anlamlı bir parçası" haline getirdiği anlatılıyor.

Stres ve Günlük Hayata Uygulama

Stresin, "olması gereken" ile "olan" arasındaki çatışmadan doğduğunu belirten Ümit, Vahdet-i Vücud'a göre her anın Allah'ın bir isminin tecellisi olduğunu söylüyor. Trafikte sıkışmak veya bir aksilik çıkması gibi durumlarda, "Bu ânın içinde hangi isim gizli?" diye bakmanın bakış açımızı değiştireceğini ifade ediyor.

İbn Arabî'nin bakış açısıyla, can sıkıcı olaylara "geçici birer gölge oyunu" gözüyle bakmanın, ruhun o olaylar tarafından yutulmasını engelleyeceğine dikkat çekiliyor.

Kutuplaşma ve Modern Bencillik

Bu derin felsefeyi günümüzün sosyal medya kavgalarına ve "iyi biz-kötü onlar" kutuplaşmasına uyguladığımızda, modern bencilliğin ortaya çıktığı vurgulanıyor. Modernizmin insanları siyasi, dinî, mezhebî veya kültürel olarak Çin Setleriyle mahallelere ayırdığı, Vahdet-i Vücud'un ise bu setleri kökten yıktığı belirtiliyor.

Eğer her insan Allah'ın bir ismiyle dünyadaysa, "öteki" dediğimiz kişinin de aslında Hakikatin bir başka rengi olduğu ifade ediliyor. Yunus Emre'nin "Yaratılanı severiz, Yaratan'dan ötürü" sözünün, bu fikrin en radikal toplumsal barış projesi olduğu vurgulanıyor.

Kötülük ve Adalet Dengesi

Bir seri katilin eylemi veya büyük bir zulüm karşısında bu düşüncenin ne diyeceği sorusuna yanıt aranıyor. Allah'ın hem Cemal hem de Celal sıfatlarına sahip olduğu, seri katil gibi şer odaklı bir varlıkta Allah'ın "Celâl" sıfatlarının tecelli ettiği belirtiliyor.

Ancak bu tecellinin, o ismin insanın karanlık yanında zuhur ettiğini gösterdiği ifade ediliyor. Seri katilin, fıtratındaki bozulma nedeniyle ilahi isimleri "zulüm" şeklinde yansıtan parçalanmış bir ayna olduğu vurgulanıyor.

Vahdet-i Vücud'un "Her şey O'ndandır" derken suçluyu suçsuz ilan etmediği, aksine Adl isminin gereği olarak nereden gelirse gelsin zulmün karşılığının verilmesini istediği belirtiliyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Değişim ve Ümit Çağrısı

Bir aynada yüzümüzü kirli görsek aynaya kızmayacağımız gibi, bu görüşün bizi değişmeye, "fobisi olmayan dirençli bir merhamet toplumu"na ve bir İnsan-ı Kâmil medeniyeti fikrine götüreceği ifade ediliyor.

İnsanın korku ile ümit arasında gidip geldiği, ümidin kâmil insanın işi olduğu vurgulanarak, Ümit'ten elde edilen sözün bütün dünya tarafından işitileceği belirtiliyor.