Berlinale'de 'Sinema Politiktir' Tartışması: Sanatın Sessizliği ve Sorumluluğu
Berlinale'de Sinema ve Siyaset Tartışması: Sanatın Sorumluluğu

Berlinale'de Sanat ve Siyaset Çatışması: Sinemanın Varoluş Sorumluluğu

Bir film festivalinin en temel iddiası nedir diye sorulsa, pek çok kişi sanatı kutlamak ve yüceltmek yanıtını verecektir. Ancak sinema tarihi bize bambaşka bir gerçeği gösteriyor. Sinema hiçbir dönemde steril, tarafsız bir alan olmadı. Kamera her zaman bir tanıklık aracı olarak işlev gördü, görüntünün olduğu her yerde vicdan da var oldu. Bu nedenle 'sinemacılar siyasete karışmamalı' ifadesi, aslında sinemanın özüne ve varoluş amacına tamamen aykırı bir söylemdir.

Wim Wenders'ın Tartışmalı Açıklaması ve Sinemacıların Tepkisi

Bu yıl 76'ncısı düzenlenen prestijli Berlin Uluslararası Film Festivali Berlinale'de, jüri başkanı ünlü yönetmen Wim Wenders'ın Gazze ile ilgili bir soruya verdiği "Sinemacılar siyasete karışmamalı" yanıtı, uluslararası sinema camiasında yeni bir tartışma fırtınası başlattı. Wenders'ın bu açıklaması, festivalin kurumsal sessizliği eleştirilerini daha da şiddetlendirdi.

Olayın hemen ardından, 80'den fazla oyuncu, yönetmen ve yazarın imzasını taşıyan bir kınama mektubu yayınlandı. Mektupta, festival yönetiminin Filistin konusunda kasıtlı bir sessizlik içinde olduğu vurgulandı. Jüri başkanının soruya verdiği yanıtın tarafsız bir tutum olmadığı, tam tersine konforlu bir suskunluk olduğu belirtildi. Çünkü gerçek anlamda tarafsız kalmanın mümkün olmadığı, özellikle insan hayatının söz konusu olduğu durumlarda sanatçıların sorumluluk taşıması gerektiği vurgulandı.

Tunuslu Yönetmenin Sembolik Protestosu

Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania'nın 2024 yılında Gazze'de öldürülen beş yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Rajab'ın gerçek hikayesini anlatan projesiyle aldığı ödülü reddetmesi, festivaldeki gerilimi daha da artırdı. Yönetmen, ödülü sahnede bırakarak sadece sembolik bir jest yapmadı, aynı zamanda festival düzeninin unuttuğu temel değerleri hatırlattı. Bu hareket, sanatın rahatlık alanından çıkıp gerçek dünyanın acılarına dokunması gerektiğini gösteren güçlü bir mesaj oldu.

Sinemanın Politik Doğası ve Sanatın Sorumluluğu

Sanat tarihine baktığımızda, en kalıcı ve etkili eserlerin hepsinin kendi döneminin yaralarına dokunduğunu, toplumsal gerçekliklerle yüzleştiğini görüyoruz. Kamera, her zaman gücün karşısında zayıfın yanında durduğunda anlam kazandı, gerçek sanat değeri taşıdı. Seksenin üzerinde sinemacının yayımladığı ortak mektup bu nedenle sadece basit bir tepki değil, aynı zamanda önemli bir kırılma noktasıydı.

Festivalin "kurumsal sessizliği" olarak adlandırılan tutum, aslında günümüz kültür endüstrisinin en büyük sorunlarından birini temsil ediyor: Risk almayan etik anlayışı, söz kurmaktan çekinen bir sanat ortamı, evrensel değerleri savunduğunu iddia ederken evrensel acılar karşısında cümle kuramayan bir dil.

Gösterim sonrası bazı ekiplerin "Sinema Politiktir" pankartları açması ve bu sloganı yüksek sesle dile getirmesi, sadece bir protesto hareketi değil, aynı zamanda sinemanın özünün özeti niteliğindeydi. Uchronia ekibinin bu tepkisi bazı çevrelerce kaba bulunabilir, festival salonları lüks kırmızı halılarla kaplı olabilir, ancak unutmamak gerekir ki sinema karanlıkta başlar. O karanlıkta, seyirci ile perde arasında yalnızca tek bir soru vardır: Gördüğün şeye tanık olacak mısın, yoksa onu da görmezden mi geleceksin?

Sanatın Konforla Tehlikeli İlişkisi

Bugün Berlinale'de yaşananlar sadece bir festival krizi değil, aynı zamanda sanatın konforla kurduğu tehlikeli ilişkinin bir yansımasıdır. Sinema eğer yalnızca estetik ve güzel görüntüler üretirse, sadece bir endüstri koluna dönüşür. Ancak acıya dokunursa, gerçekleri gösterirse, işte o zaman sanat olur.

Şimdi kendimize şu kritik soruyu sormalıyız: Festivaller mi sinemayı temsil ediyor, yoksa sinema mı festivallere rağmen kendi yolunu buluyor? Ayrıca, "sanatçı siyasete karışmamalı" diyerek sanatçıyı susturmak, savaş ve insanlık dramları hakkında tek kelime ettirmemek, sansürün en keskin ve tehlikeli örneklerinden biridir.

Sinema tarihi bize gösteriyor ki, gerçek sanat her zaman rahatsız edici olmuş, konfor alanlarını zorlamış, toplumsal sorumluluk taşımıştır. Berlinale'de yaşanan bu tartışma, sinemanın geleceği ve sanatçıların sorumlulukları konusunda tüm dünyada yeni bir diyaloğun başlangıcı olabilir.