Béla Tarr 70 Yaşında Hayatını Kaybetti: Sinemanın Melankolik Devi
Efsanevi yönetmen Béla Tarr vefat etti

Dünya sinemasının düşünceli ve karanlık tarzıyla öne çıkan efsanevi isimlerinden Macar yönetmen, senarist ve yapımcı Béla Tarr, uzun süren bir hastalığın ardından 70 yaşında hayatını kaybetti. Tarr'ın ölüm haberi, yönetmen Bence Fliegauf tarafından, Tarr ailesi adına Macaristan'ın ulusal haber ajansı MTI'ye yapılan bir açıklamayla duyuruldu.

Melankoli ve Kara Mizahın Sinemadaki Ustası

Sinema dünyası, insanlık durumuna karamsar ve derinlikli bakış açısı, uzun planları ve şiirsel anlatımıyla bilinen bir değerini kaybetti. Béla Tarr'ın filmleri, izleyiciyi içine çeken kasvetli atmosferleri, politik alt metinleri ve kara mizah unsurlarıyla tanınıyordu. Onun sineması, yalnızca bir hikaye anlatımı değil, aynı zamanda bir varoluş sorgulamasıydı.

Yönetmenin sinema diline dair kapsamlı bir analiz, 2022 yılında metin yazarı Yekta Şirin tarafından Yeni Şafak gazetesinin düşünce Günlüğü sayfasında "Bela Tarr sinemasında zaman ve gerçeklik" başlığıyla ele alınmıştı.

Pécs'ten Dünyaya Açılan Bir Sinema Yolculuğu

1955 yılında Macaristan'ın Pécs şehrinde doğan Béla Tarr, sinema kariyerine, Macaristan'ın deneysel film alanındaki en önemli merkezlerinden biri olan Balázs Béla Stúdió'da çalışarak başladı. Aile Yuvası, Sonbahar Almanağı ve Lanet gibi erken dönem filmlerinin ardından, Tarr'ı uluslararası arenada bir efsane haline getirecek olan film geldi.

1994 yılında gösterime giren, yedi saatlik siyah beyaz destansı filmi Sátántangó, Doğu Avrupa'da komünizmin çöküşünü konu alıyordu ve Tarr'a büyük bir tanınırlık kazandırdı. Film, geçtiğimiz yıl Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Macar yazar László Krasznahorkai'nin 1985 tarihli aynı adlı romanından uyarlanmıştı.

Krasznahorkai İşbirliği ve Son Başyapıt

Tarr, Krasznahorkai ile olan verimli işbirliğini 2000 yılında Werckmeister Harmonies filmiyle sürdürdü. Yönetmen, yazarın "Direnişin Melankolisi" adlı romanını sinemaya uyarladı. Macaristan'ın komünist döneminde geçen bu kasvetli ve kıyametvari film de eleştirmenlerden büyük övgü aldı.

Ancak, birçok eleştirmen ve sinemasever için Béla Tarr'ın nihai başyapıtı, 2011 yapımı Torino Atı oldu. Siyah beyaz çekilen ve neredeyse diyalogsuz ilerleyen bu film, yönetmenin karanlık, minimalist ve vurucu sinema anlayışının doruk noktası olarak kabul ediliyor. Tarr, bu filmden sonra uzun metrajlı sinema filmi çekmeyeceğini açıklamıştı.

Béla Tarr'ın vefatı, sinema sanatını derinden etkileyen, izleyiciyi pasif bir konumdan çıkarıp düşünmeye ve hissetmeye zorlayan benzersiz bir sesin sustuğu anlamına geliyor. Onun mirası, Sátántangó'nun sisli ovalarında, Werckmeister Harmonies'in kasaba meydanında ve Torino Atı'nın kasvetli evinde yaşamaya devam edecek.