Emma Stone'un Gülüşünün Arkasındaki Gerçek: Savunma Sanatı ve Kontrol Mücadelesi
Emma Stone: Gülüşün Arkasındaki Savunma Sanatı

Gülüşün Arkasındaki Kontrol Mücadelesi

Emma Stone, beyaz perdedeki "sevimli kız" etiketini çoktan aşarak bambaşka bir hikaye yazıyor. Türkiye'deki pek çok isim gibi yıldızı gençlik dizileriyle parlayan Stone, ışıltısını La La Land filmiyle taçlandırsa da kendisini saklamayı ustalıkla başardı. Yedi yıl sonra Zavallılar gibi görece başarılı bir filmle şöhretine saygınlık kazandıran oyuncu, bu sene yine en çok konuşulan filmlerden birinde yer alıyor.

Savunma Sanatı Olarak Gülüş

Kırmızı halıda kahkaha atan, röportajlarda kendisiyle dalga geçen ve Oscar konuşmalarında bile yüzünde o tanıdık mahcubiyeti taşıyan Emma Stone'un en az bilinen tarafı, o sıcak gülüşün aslında başarılı bir savunma sanatı olması. Asıl ismi Emily olan oyuncunun çocukluğu, panik ataklarla mücadele eden bir kızın kontrol edemediği hayatı sahnede kontrol etmeyi öğrenmesinin hikayesiyle şekillendi.

Oyunculuk onun için bir kariyer planı değil; kaygısını hizaya sokma biçimi. Bu nedenle rahat görünen her performansının arkasında obsesif bir hazırlık yatıyor. Çevrenizde kaç aile tanıyorsunuz ki, 11 yaşındaki kızının isteği üzerine yaşadığı bölgeyi değiştirsin? 11 yaşında oyunculuğa başlayan Emma, 15'ine geldiğinde ailesini Arizona'dan California'ya taşınmaya ikna etti. Nedeni ise Los Angeles'taki oyuncu seçmelere katılma hayaliydi.

Terapi Yerine Sanat

Stone, bugünkü moda deyimle oyunculuğun "anda kalma"nın bir yolu olduğunu keşfetti. "Korkularımı oyunculukla yönetebilirim" diye düşünmüş olmalı. Çevremizde çocuğunu pedagoga götüren aileler, daha liseye gelmeden sakinleştirici kullanan gençler varken, Emma Stone'un reçetesi özgüven ve bir sanat dalıyla uğraşmaktı.

Aile desteğinin önemini hiç unutmayan Stone şöyle diyor: "Onların desteği olmadan hiçbir şeyi başaramazdım. Babam 20'li yaşlarında kendi şirketini kurdu ve çok girişimci bir adamdı. Annemin babası ani bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu yüzden annemin zihniyeti hep 'Hayat çok kısa, hadi yapalım' şeklindeydi. Bu kişiliklerin birleşimi ve finansal imkanımız sayesinde bu fırsata sahip oldum."

Şöhreti Ciddiye Almamak

Daha 40 yaşına gelmeden kariyerine iki Oscar ve dört adaylık sığdıran Emma Stone, güçle mesafeli duruyor ve şöhreti ciddiye almıyor. Vogue dergisine verdiği röportajlarda Oscar sonrası kendisine yüklenen "ikon" sıfatlarını abartılı bulduğunu belirtiyor. Küçükken Los Angeles'a taşınmak isteyen, şöhret sonrası ise kabuğuna çekilen bir kadın olarak, kadın karakterlerin 'tatlı ama yüzeysiz' yazılmasına tahammülü yok.

Hikayeyi seçme hakkını isteyen Stone, bir röportajında Hollywood'da erkek oyunculara ödenen rakamların kadınlarınkinden fazla olmasını eleştirerek, "Şimdiye kadar başrolü paylaştığım erkek oyuncular adaleti gözeterek kendi fiyatlarını düşürsün" demişti. Bu açıklamalarıyla ne kadar erkek düşman kazandığını kimse tam olarak bilemiyor.

Alkıştan Çok Risk

Son yıllarda yapımcılığa yönelmesi tesadüf değil. Türkiye'de de başat karakterlerin hep erkek olması, kadınların ise 'en iyi yardımcı kadın' olarak onore edilmesi, tüm dünyanın ortak sorunu gibi görünüyor. Emma Stone'un asıl radikalliği burada yatıyor: Sevilmekten çok saygı görmeyi, alkıştan çok risk almayı tercih ediyor.

Gülüşü sıcak ama o gülüşün arkasında sürekli tetikte bir zihin var. Sadece bir Hollywood yıldızı değil; kendi mitini sabote etmeyi bilen bir oyuncu. Birdman'de babasına 'önemli değilsin' diyen öfkeli kız olarak şöhretin içi boş tarafını yüzümüze vurdu; La La Land'de görülmek isteyen, hayali kırılgan ama ısrarlı bir genç kadına dönüşerek sistem içinde yerini aldı; Poor Things'te ise artık kimsenin bakışına ihtiyaç duymayan, arzusu ve merakıyla dünyayı kendine göre kuran bir kadın oldu.

Çocukluk Travmalarından Oscar Adaylığına

Emma Stone'un çocukluğunun zor geçtiğini vurgulamak gerekiyor. Yaşadıklarını sinemayla beyaz perdeye taşıyan oyuncu, Birdman filminde Michael Keaton ve Edward Norton gibi isimlerin arasından sıyrılarak En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar'a aday oldu. Filmde rehabilitasyondan yeni çıkmış, kırılgan ama keskin zekalı bir kızı oynuyordu, adeta kendisini canlandırıyordu.

2015 yılında çekilen filmde babasına yaptığı o uzun konuşma, sosyal medyanın görünürlük çılgınlığına bir isyan niteliğindeydi ve belki de onun geleceğinin şekillenmesini sağladı: "Sen önemsizsin!" Bu cümle, Stone'un şöhret ve önem kavramlarına bakışını özetler nitelikte.

Emma Stone'un yolculuğu yıldızlaşmaktan çok, bakışın yönünü değiştirmekle ilgili: Önce görünmenin acısını, sonra tanınmanın cazibesini, en sonunda da onaydan bağımsız olmanın özgürlüğünü oynadı. Gülüşünün ardındaki bu derin hikaye, onu sadece bir oyuncu değil, aynı zamanda mücadele ve dönüşümün sembolü haline getiriyor.