Yönetmen Sinemasını Anlatıyor: 'Film Yapmak İtiraz Etmektir'
Yönetmen: 'Film Yapmak İtiraz Etmektir'

Sinemanın İtiraz Gücü: Yönetmenin Felsefesi

Yönetmen, sinema yapma nedenini açıklarken, "Yaşadığım dünyaya razı olsaydım, sinema yapamazdım muhtemelen" ifadesini kullanıyor. Ona göre, film yapmak bir itiraz biçimi: "Film yapmak, itiraz etmektir benim için. Dünyaya, insanlara ve hatta kendime." Sinemasını besleyen temel soru ise, insanların neden birlikte mutlu olamadığına odaklanıyor.

Kanto: Gelin-Kaynana Çatışmasının Ötesinde Bir Hikâye

Yeni filmi Kanto, Anadolu'nun kadim bir meselesini modern bir anlatımla ele alıyor. Yönetmen, filmin çıkış noktasının gelin-kaynana çatışması gibi bilinen bir konu olsa da, asıl derdinin bundan çok daha derin olduğunu vurguluyor. "Benim temel olarak sorduğum soru şuydu: İnsanlar neden bir arada mutlu olamıyor?" diye açıklıyor.

Film, bu ilişkiyi sadece bireysel bir gerilim olarak değil, aynı zamanda:

  • Kuşaklar arası farkları
  • Kültürel alışkanlıkları
  • Sınıfsal kodları
  • Birlikte yaşamanın yarattığı baskıları

içinde barındırıyor. Kanto, günümüz Türkiye'sinde köy, kasaba ve şehir hattında, farklı yaşam biçimleri ve değerler üzerinden şekillenen bir hikâye anlatıyor.

Nefret Bile Bir Bağ Kurma Biçimi

Yönetmen, Kanto'yu gelin-kaynana çatışması olarak okumanın eksik kalacağını belirtiyor. Ona göre asıl mesele, modern şehir hayatının dayattığı sosyal izolasyon. "İnsanlar birbirini giderek daha fazla yok sayıyor; yakın çevrede de, uzak çevrede de" diye ekliyor.

Film, kadınlar arasındaki ilişkilere, erkeklerin bu denklemin neresinde durduğuna ve en çok da yalnızlığa bakıyor. Yönetmenin dikkat çektiği nokta şu: "Bu çağda nefret edilmek bile bir bağ kurma biçimi. Sevilmemek bile bir değer ifade ediyor." Çünkü nefret de bir duygudur ve karşılığında bir temas vardır. Oysa yok sayılan birine karşı hiçbir şey hissedilemez.

Oyuncu Kadrosu: Bir Ayrıcalık

Yönetmen, oyuncu kadrosu konusunda kendini şanslı hissettiğini ifade ediyor. Didem İnselel ile çalışmanın bir ayrıcalık olduğunu söylerken, onun seviyesinde bir başrol kadın oyunculuğunun bu sene Türk sinemasında olmadığını belirtiyor.

Sinan Albayrak ise uzun yıllardır tanıdığı, sevdiği ve saygı duyduğu biri olarak, arthouse filmde ilk kez yer aldı ve zor bir karakteri oynadı. Yönetmen, Albayrak'ın filme katkısının sadece performansıyla sınırlı kalmadığını, zor anlarda ekibi toparladığını ve genç oyunculara destek olduğunu vurguluyor.

Yıldız Kültür ise başlı başına bir referans olarak setteki varlığıyla herkes için bir güven alanı yarattı. Çocuk oyuncular Ece Bağcı ve Züleyha Yıldız da filme özel bir katkı sağladı.

Belgeselden Kurmacaya Geçiş: Gerçeklik İlişkisi

Yönetmen, belgesellerle tanınmasına rağmen, kurmaca sinemaya geçişin bir tür değişimi gibi olmadığını söylüyor. "Belgesel benim için sinemanın en masum hâliydi" diyen yönetmen, kurmacada zorlandığı şeyin hikâye anlatmak değil, onu ne kadar hakiki kılabildiği sorusu olduğunu açıklıyor.

Belgeselde karşınızda zaten bir gerçeklik varken, kurmacada hem bakış açısı inşa etmeniz hem de o hakikilik hissini sıfırdan yakalamanız gerekiyor. Yönetmen, Kanto'yu yaparken belgeselden gelen tecrübenin çok faydalı olduğunu, neyin hakiki durduğunu sezmek açısından bu geçişin önemli olduğunu ifade ediyor.

Sonuç olarak, Kanto onun için belgeselden kurmacaya bir geçişten çok, sinemanın başka bir formu. "Gerçeklikle kurduğum ilişki değişmedi" diyen yönetmen, sadece kurmacanın sunduğu imkânlarla o gerçekliği biraz daha bilinçli bir şekilde şekillendirme şansı bulduğunu ekliyor.