Algoritmaların Görünmez Eli: Çocuklar Dijital Pazarın Parçası Haline Geliyor
Çocuklarımız sosyal medyada sadece eğlenmiyor; aynı zamanda sürekli izleniyor, yönlendiriliyor ve ölçülüyor. Algoritmaların görünmez eli, onların dikkatlerini, duygularını ve hatta özgüvenlerini derinden şekillendirirken, çocukluk yavaş yavaş dijital bir pazarın parçasına dönüşüyor. Ailelerin bu konuda uyanık olması gerekiyor, çünkü algoritmaların vicdanı bulunmuyor.
Çocuklar Ölçülebilir Veri Kaynaklarına Dönüşüyor
Çocuklarımızın ekrana bakarken ne izlediğini çoğu zaman fark ediyoruz ancak asıl soruyu atlıyoruz: Onları kim izliyor? Sosyal medya platformlarında geçirilen saatler, masum bir oyalanma ya da eğlence molası olmaktan çoktan çıktı. Kaydırılan her ekran, izlenen her video, beklenen her saniye bir sistemin parçası haline geliyor. Bu sistem çocukların ilgisini çekmek için değil, dikkatlerini mümkün olduğunca uzun süre elinde tutmak için çalışıyor. Çünkü burada zaman, paraya; dikkat ise değerli verilere dönüşüyor. Ve çocuklar, farkında olmadan bu dijital düzenin en savunmasız hedefi haline geliyor.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, algoritmaların çocuklardan öncelikle dikkatlerini istediğini vurguluyor. "Algoritmalar saatlerce ekrana bakmalarını, kaydırmayı bırakmamalarını, bir videodan diğerine düşünmeden geçmelerini hedefliyor" diyen Kırık, bu sistemin yakıtının zaman olduğunu belirtiyor. Çocuk ne kadar uzun süre platformda kalırsa, o kadar çok reklam gösteriliyor, o kadar çok veri toplanıyor ve o kadar çok para kazanılıyor. Bu yüzden çocuklar bu dijital düzenin gözünde bir birey değil, ölçülebilir birer veri kaynağına dönüşüyor. Ne izledikleri, neye güldükleri, hangi müziği sevdikleri, hangi içerikte duraksadıkları bile kaydediliyor. Masum görünen bu izleme süreci, çocukların davranış haritalarının çıkarıldığı büyük bir gözetim mekanizmasına dönüşüyor.
Algoritmalar Duyguları da İzliyor ve Yönlendiriyor
Algoritmalar çoğu zaman masum içeriklerle başlayıp çocuğu yavaş yavaş daha uç ve zararlı içeriklere doğru sürüklüyor. Bir eğlence videosu, kısa sürede şiddet içeren sahnelere, riskli meydan okumalara ya da yaşına uygun olmayan içeriklere dönüşebiliyor. Bu geçişler rastlantı değil, etkileşimi artırmak için bilinçli olarak yapılıyor. Bu sistem çocukların iyiliği için değil, onları platformda tutmak için çalışıyor. Sürekli bildirimler, bitmeyen akışlar ve "sonraki video" mantığı çocukların dikkat süresini parçalıyor. Zamanla odaklanmak zorlaşıyor, sabır azalıyor ve gerçek hayattaki sorumluluklar değersizleşiyor.
Algoritmalar çocukların duygusal hallerini de izliyor ve buna göre içerik sunuyor. Üzgün, yalnız ya da öfkeli olduklarında karşılarına çıkan videolar tesadüf değil. Sistem, bu duyguları besleyerek çocuğu ekrana daha fazla bağlıyor ve çıkışı zorlaştırıyor. Dijital zorbalık da algoritmaların görmezden geldiği büyük bir risk. Kışkırtıcı, alaycı ve çatışma yaratan içerikler daha fazla etkileşim getirdiği için öne çıkarılıyor. Bu da çocukların psikolojik şiddete daha açık hale gelmesine neden oluyor. Çocukların mahremiyeti ise neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. Paylaştıkları fotoğraflar, videolar, hatta yüz ifadeleri bile veri olarak toplanıyor. Bu bilgilerin ileride nasıl kullanılacağı, kimlerin eline geçeceği ve neye dönüşeceği belirsiz.
Erken Yaşta Tüketici Kimliği ve Sorgulama Yetisinin Zayıflaması
Algoritmalar aynı zamanda çocukları erken yaşta tüketici kimliğine sokuyor. Reklamlar, trend ürünler ve 'herkes bunu kullanıyor' mesajlarıyla sürekli bir satın alma baskısı yaratılıyor. Çocukluk, yavaş yavaş bir pazarlama alanına dönüştürülüyor. Asıl problem şu: Algoritmaların vicdanı yok. Onlar sadece etkileşim, süre ve kazanç hesaplıyor. Çocuğun ruh sağlığı, kişisel gelişimi ve geleceği bu hesapların dışında kalıyor.
Bu sistem çocukların düşünce dünyasını da daraltıyor. Algoritmalar, çocuğun karşısına hep benzer içerikleri çıkararak onu bir fikir balonunun içine hapsediyor. Farklı bakış açıları görünmez hale geliyor, sorgulama yetisi zayıflıyor. Aileler çoğu zaman bu sürecin gerisinde kalıyor. Çünkü algoritmalar 24 saat çalışan, son derece ısrarcı ve manipülatif bir yapı. Bir ebeveyn uyarısı, bu sistemin etkisini tek başına kırmaya yetmiyor. Çocuklar "üretici" olmaya teşvik ediliyor ama bu üretimin bedeli ağır olabiliyor. Erken yaşta görünür olma baskısı, sürekli performans gösterme zorunluluğu ve beğeni bağımlılığı sağlıklı bir gelişim ortamı sunmuyor.
Algoritmalar Çocukların Savunmasız Noktalarını Hedefliyor
Algoritmalar çocukların en savunmasız olduğu noktaları çok iyi tanıyor. Beğenilme arzusu, kabul edilme ihtiyacı ve popüler olma isteği sürekli körükleniyor. Beğeni sayıları, izlenme rakamları ve takipçi artışları çocukların kendilerini değerli hissedip hissetmemesini belirleyen ölçütler haline getiriliyor. Özellikle Instagram gibi platformlar, çocuklara gerçekçi olmayan hayatlar ve bedenler sunuyor. Filtrelerle kusursuzlaştırılmış yüzler, erişilmesi imkansız vücutlar ve sürekli mutlu görünen insanlar normalmiş gibi gösteriliyor. Bu da çocuklarda yetersizlik duygusunu, özgüven sorunlarını ve psikolojik baskıyı derinleştiriyor.
Aileler ve Devlet Ne Yapmalı?
Bu tablo karşısında sadece algoritmaları suçlayıp kenara çekilmek yeterli değil. Çünkü çocuklarımızı bu dijital düzenin insafına bırakamayız. Hem ailelerin hem de devletin sorumluluk alması gereken bir noktadayız.
Aileler için öneriler:
- Aileler önce 'yasaklama' refleksiyle değil, bilinçle hareket etmeli. Çocuğun dijital dünyayı tamamen dışlamak yerine, nasıl ve ne kadar kullandığını takip etmek gerekiyor.
- Hangi platformlarda vakit geçirdiğini, ne izlediğini, hangi içeriklere maruz kaldığını konuşmak; çocuğu sorgulayan değil, anlayan bir dille yaklaşmak büyük önem taşıyor.
- Ekran süresi mutlaka sınırlandırılmalı ama bu sınır ceza gibi değil, bir yaşam düzeni olarak sunulmalı.
- Çocuklara dijital dünyanın dışında da bir hayat olduğu hatırlatılmalı. Spor, sanat, kitap ve yüz yüze sosyal ilişkiler teşvik edilmeli ki algoritmalar tek kaçış noktası olmasın.
- Aileler çocuklara erken yaşta dijital okuryazarlık kazandırmalı. Her izlenen içeriğin masum olmadığını, her önerinin rastgele gelmediğini anlatmak gerekiyor. Algoritmaların nasıl çalıştığını bilen bir çocuk, manipülasyona karşı dirençli olur.
Devlet için öneriler:
- Devlet cephesinde ise artık net ve bağlayıcı adımlar atılmalı. Çocukları hedef alan algoritmalar ve reklam politikaları sıkı şekilde denetlenmeli. Platformların "kendi kendini denetlemesi" anlayışı açıkça başarısız olmuştur.
- Çocuklara ait verilerin toplanması, saklanması ve işlenmesi çok daha sert yasal çerçevelerle sınırlandırılmalı. Hangi verinin neden alındığı, nerede tutulduğu ve kimlerle paylaşıldığı şeffaf biçimde açıklanmalı. İhlaller karşısında sembolik değil, caydırıcı cezalar uygulanmalı.
- Devlet, yerli ve güvenli dijital alternatifler geliştirmeli ve desteklemeli. Çocukların tamamen yabancı merkezli platformlara mahkûm edilmesi uzun vadede hem bireysel hem de ulusal riskler doğurur. Dijital egemenlik artık bir lüks değil, zorunluluktur.
- Eğitim sistemi de bu dönüşümün dışında kalamaz. Okullarda dijital farkındalık, mahremiyet bilinci ve algoritma okuryazarlığı dersleri verilmelidir.
Sonuç olarak, algoritmaların çocuklar üzerindeki etkisi giderek artıyor ve bu durum ailelerin, eğitimcilerin ve devletin ortak hareket etmesini gerektiriyor. Çocuklarımızın dijital dünyada güvende olması için bilinçli adımlar atılması şart.