Yemeklerden sonra aniden bastıran uyku hissi ve bitkinlik, pek çok kişi tarafından "ağır yedim" diyerek hafife alınıyor. Ancak uzmanlar, bu durumun vücudun verdiği önemli bir metabolik uyarı olabileceği konusunda vatandaşları uyarıyor. Özellikle sık tekrarlayan yemek sonrası halsizlik, enerji düşüşü ve kontrol edilemeyen tatlı krizleri, metabolik dengenin bozulduğuna işaret edebiliyor.
İnsülin Direncinin Gözden Kaçan Sinyalleri
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Kalli, insülin direncini tanımlarken, kas, yağ ve karaciğer hücrelerinin pankreas tarafından üretilen insüline gerektiği gibi yanıt verememesi sonucu kan şekeri seviyesinin yükselmesiyle ortaya çıkan bir metabolik bozukluk olduğunu belirtiyor. Dr. Kalli, bu durumun ilk belirtilerinin genellikle göz ardı edildiğinin altını çiziyor.
Dr. Kalli'ye göre insülin direncinin başlıca belirtileri şunlar:
- Sık yaşanan tatlı krizleri ve karbonhidrat isteği,
- Yemeklerden hemen sonra gelen yoğun uyku hali,
- Kilo vermekte yaşanan zorluk ve direnç,
- Yemek sonrası kan şekeri düşüşüne bağlı el titremesi ve terleme,
- Bel çevresinde giderek artan genişleme.
Yaşam Tarzı Değişikliği Şart
Dr. Halil Kalli, insülin direnci tedavisinde yalnızca geçici baskılamanın yeterli olmadığını vurguluyor. Tedavinin temelini, vücudun doğal dengesini yeniden kurmanın oluşturduğunu ifade ediyor. "İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım yaşam tarzı değişiklikleridir" diyen Kalli, tıbbi beslenme tedavisi, düzenli egzersiz, fiziksel aktivitenin artırılması ve kaliteli uyku düzeninin sağlanmasının büyük önem taşıdığını aktarıyor.
Beslenme planının ise kişiye özel olması gerektiğini belirten Kalli, planlamanın bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam tarzına göre şekillendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Erken Tanı Ciddi Hastalıkları Önlüyor
İnsülin direncinin zamanında kontrol altına alınmaması halinde başka hastalıkların gelişimini de tetikleyebileceğine dikkat çeken Dr. Kalli, erken tanı ve müdahalenin önemine işaret ediyor. Bu sayede tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini vurguluyor.
Tanı sürecinde önemli bir gösterge olan HOMA-IR değerinin, vücudun insüline karşı duyarlılığını ölçen kritik bir parametre olduğunu ifade eden Kalli, normal şartlarda bu değerin 2.5'in altında olması gerektiğini belirtiyor. 2.5'in üzerindeki değerlerin ise metabolik sorunlara işaret edebileceğini sözlerine ekliyor.
Dr. Kalli, insülin direnci gelişiminde; yüksek trigliserit düzeyleri, aşırı kilo, kronik stres, fiziksel aktivite eksikliği, polikistik over sendromu (PKOS) ve uyku bozukluklarının da önemli rol oynadığını hatırlatıyor. Bu nedenle tedavi ve önleme stratejilerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekiyor.