Zona Hastalığı Hakkında Kritik Uyarı: 50 Yaş Üstü Risk Altında
Zona Hastalığı: 50 Yaş Üstü Risk Altında

Zona Hastalığı: İleri Yaş Grubunda Ciddi Bir Halk Sağlığı Sorunu

Zona Farkındalık Haftası kapsamında önemli açıklamalar yapan uzmanlar, bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla görülme sıklığı artan zona hastalığının uzun süren ağrılarla yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebildiğine dikkat çekti. Özellikle ileri yaş grubunda ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkan zona, 50 yaş üzerindeki bireyleri doğrudan risk grubuna sokuyor.

Her Üç Kişiden Biri Zona Geçiriyor

Uzmanların aktardığı verilere göre, her üç kişiden biri yaşamları boyunca en az bir kez zona hastalığını geçiriyor. Yaşa bağlı olarak azalan bağışıklık sistemi, hastalığın ortaya çıkmasında temel faktör olarak gösteriliyor. Yetişkinlerin yaklaşık yüzde 90'ı, zonaya neden olan varisella zoster virüsünü vücutlarında pasif halde barındırıyor.

Yaşla birlikte zayıflayan bağışıklığı fırsat bilen virüs, sinir yolu boyunca şerit halinde ortaya çıkan döküntülere ve şiddetli ağrılara sebep oluyor. Uluslararası araştırmalar, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30'unun yaşamları boyunca en az bir kez zona geliştirme riski taşıdığını ortaya koyuyor.

Türkiye'deki Zona Vakaları Endişe Verici

Ülkemizde yapılan çalışmalar ise her 100 bin kişiden yaklaşık 900'ünün son beş yıl içinde zona geçirdiğini gösteriyor. Hastalığın 50 yaşından sonra belirgin şekilde daha sık ortaya çıktığı, araştırmaların dikkat çeken sonuçları arasında yer alıyor. Zona, suçiçeğine de neden olan aynı virüsün, bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla yeniden aktif hale gelmesi sonucu meydana geliyor.

Klinik olarak çoğunlukla vücudun bir tarafında, belli bir sinir hattı boyunca yayılan, ağrılı ve içi su dolu kabarcıklar şeklinde döküntülere yol açan hastalık, bireylerin gündelik yaşamlarını ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebiliyor.

Zonanın En Sık Görülen Komplikasyonu: Postherpetik Nevralji

Zonanın en sık görülen komplikasyonlarından biri, postherpetik nevralji (PHN) olarak bilinen sinir ağrısıdır. Zona sonrası devam eden bu ağrılar, aylar hatta yıllar boyunca sürebiliyor. PHN'nin yanı sıra zona, göz ve çevresindeki sinirleri etkileyebildiği gibi cilt problemlerine, nörolojik bulgulara, işitme ve denge kayıplarına ve nadiren vücuda yayılan enfeksiyona yol açabiliyor.

Yapılan çalışmalar, Türkiye'de her beş zona vakasından birinde komplikasyon geliştiğini ortaya koyuyor. Bu durum, hastalığın erken teşhis ve tedavisinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

İdeal Tedavi Penceresi: İlk 72 Saat

Uzmanlar, zonanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak zamanlamanın çok önemli olduğunu vurguluyor. Antiviral tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlanması, akut hastalığın yönetiminde son derece kritik bir rol oynuyor. Yapılan araştırmalar, ilk döküntü sonrası 72 saat içinde tedaviye başlamanın, akut semptom süresini kısaltabileceğini ve komplikasyon riskini azaltabileceğini gösteriyor.

Ancak tanıda gecikme olması durumunda tedavi aksayabiliyor. Bu nedenle hastaların zona için hekimlerine danışması, belirtileri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir doktora başvurması gerekiyor. Yaşın yanı sıra çeşitli kronik hastalıklar da zonanın görülme sıklığı, hastalık şiddeti ve komplikasyonları artırabiliyor.

Toplumda Doğru Bilinen Yanlışlar

Zonaya ilişkin toplumda yaygın olarak doğru bilinen bazı yanlışlara da değinen uzmanlar, şu önemli noktaların altını çiziyor:

  • Zona, suçiçeği sonrası vücutta pasif halde bulunan virüsün yeniden aktif hale gelmesiyle ortaya çıkar.
  • Zona bulaşıcı bir hastalık değildir ancak henüz iyileşmemiş döküntülerden yayılan virüs, suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış kişilerde suçiçeğine yol açabilir.
  • Zona yaşam boyu birden fazla kez görülebilir. Zona geçirdikten sonra zaman içinde hastalığa yeniden yakalanma riski artabilir.
  • Özellikle ileri yaşta ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde zona tekrarlayabilir.

Zonayla ilgili tüm konularda en doğru adresin doktorlar olduğunun altı çizilirken, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin zona riski konusunda bilinçlenmesi, korunma seçeneklerini hekimleriyle değerlendirmesi ve belirtiler geliştiğinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmasının hayati önem taşıdığı vurgulanıyor.