10. Yılında Türk Dış Politikasında Dönüşüm: Uzmanlar Değerlendirdi
10. Yılında Türk Dış Politikasında Dönüşüm

15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılında Türk dış politikasındaki dönüşüm, alanında uzman isimler tarafından değerlendirildi. Geçen 10 yılda Türkiye'nin uluslararası diplomaside özerk ve merkezi bir konum aldığı ortak değerlendirme olarak öne çıkarken, sürecin çok yönlü ve dinamik özelliği vurgulandı.

İki Farklı Dönem: Güvenlik Odaklılıktan Bölgesel Düzene

Prof. Dr. Mehmet Özkan, 15 Temmuz sonrası Türk dış politikasını iki döneme ayırdı. 2016-2023 dönemini güvenlik odaklı ve daha bağımsız bir dış politika olarak tanımlayan Özkan, bu dönemde Batı ile yapısal sorunlar yaşandığını ve Türkiye'nin kendi önceliklerini merkeze alan bir çizgi izlediğini belirtti. 2023 sonrası dönemi ise bölgesel düzen kurma ve arabuluculuk rolünün güçlendiği yeni bir evre olarak değerlendirdi. Özkan'a göre, Ukrayna Savaşı'ndan Orta Doğu'daki krizlere kadar birçok dosyada yürütülen diplomatik girişimler, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki ağırlığını artırdı.

Güvenlik Kurumlarının Güçlenmesi ve Sahadaki Etkinlik

Dış politika uzmanı Muhammed Berdibek, FETÖ'nün tasfiyesiyle güvenlik kurumlarının güçlendiğini, bunun Türkiye'nin hem sahadaki hem de diplomatik etkinliğini artırdığını vurguladı. Berdibek, "Bugün Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olmasının yanı sıra savunma sanayiindeki atılımlarıyla da bölgesel denklemde ağırlığını artırmış durumda" dedi. Irak ve Suriye'de yürütülen operasyonların, Türkiye'nin askerî kabiliyetinin yanı sıra diplomatik etkisini de artırdığını belirtti.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Türkiye-Rusya İlişkilerinde Denge

Dr. Ufuk Necat Taşçı, 15 Temmuz sonrası Türkiye-Rusya ilişkilerinde dengeli ve çok boyutlu bir yaklaşımın benimsendiğini, Ankara'nın Batı ile Rusya arasında stratejik denge kurduğunu ifade etti. Taşçı, "Türkiye, Rusya ile yaşadığı gerilimler yüzünden geçmişte olduğu gibi NATO'ya koşulsuz teslimiyet besleyen veya Batı ittifakı tarafından uygulanan ikiyüzlü politikalardan dolayı hemen Rusya ile sınırsız ilişkiler kuran bir aktör değil, bu dengelerin temel ağırlık merkezidir" değerlendirmesinde bulundu.

İnsani Yardım Diplomasisi ve Yumuşak Güç

Halil İbrahim İzgi, insani yardım diplomasisinin eğitim, kültür ve sivil toplum desteğiyle Türkiye'nin yumuşak gücünü küresel ölçekte pekiştirdiğine dikkat çekti. Türkiye'nin Kovid-19 pandemisi döneminde kıtalar arası bir yardım köprüsü kurduğunu belirten İzgi, "Bugün gelinen noktada Türkiye, dış politikada tek bir enstrümana bağımlı kalmanın ötesine geçmiştir" ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği'nin Stratejik Körlüğü

İtalyan uzman ve akademisyen Valeria Giannotta, Avrupa Birliği'nin yıllarca sürdürdüğü belirsiz politikaların Türkiye'yi daha özerk, kendi kapasitesine güvenen ve savunma alanında güçlenen bir aktöre dönüştürdüğüne işaret etti. Giannotta, "Avrupa'nın uzun yıllar boyunca üyelik için yeterince güvenilir görmediği Türkiye, bugün Avrupa'nın askerî kapasiteye her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde, güvenlik iş birliği açısından da hâlâ yeterince güvenilir görülmüyor" dedi.

Enerji Koridorundan Oyun Kurucu Aktöre

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, "15 Temmuz sonrasında Türkiye, enerji ithalatına dayalı ve 'enerji koridoru' rolünden çıkarak deniz jeopolitiği, teknoloji, enerji diplomasisi ve uluslararası arama faaliyetlerini merkeze alan, Afro-Avrasya'da stratejik bir 'enerji merkezi' ve oyun kurucu aktör olma vizyonunu benimsemiştir" sözleriyle geçen 10 yıldaki dönüşümü göz önüne serdi. Özel Özcan, Türkiye'nin Mavi Vatan doktrini, Somali ile hidrokarbon anlaşmaları ve Karadeniz'deki Sakarya Gaz Sahası gibi alanlarda enerji politikasını çeşitlendirdiğini belirtti.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Filistin Dosyasında Merkez Ülke Vizyonu

Mehmet Rakipoğlu'na göre, 15 Temmuz sonrasında FETÖ vesayetinden kurtularak dış politikada daha özerk ve proaktif bir çizgi izleyen Türkiye, Filistin meselesinde uluslararası hukuk temelinde, Hamas'ın direnişine meşruiyet atfeden ve Filistin devletinin kurulmasını çok boyutlu diplomatik, siyasi, ekonomik ve askerî araçlarla daha güçlü biçimde destekleyen bir "merkez ülke" konumuna gelmiştir. Rakipoğlu, "15 Temmuz, Filistin özelinde de Türkiye'nin özerk irade beyanının ve merkez ülke dönüşümünün miladı olmuştur" ifadesini kullandı.