15 Temmuz: Alna yazılan gece ve milletin kıyamı
15 Temmuz: Alna yazılan gece ve milletin kıyamı

15 Temmuz: Alna yazılan gece

Bazı geceler yalnızca yaşanmaz; bir milletin alnına yazılır. Ve o yazı her nesle aynı emaneti hatırlatır. Hürriyet, ancak ona sahip çıkanların hakkıdır.

Mehmet Serdar Tufan - Bilgisayar Mühendisi, Hukukçu

Herkesin bir 15 Temmuz'u vardır. Kiminin aklında Boğaz köprüsünden gelen ilk görüntü, kiminin telefonunda gece yarısı düşen “iyi misin” mesajı, kiminin gözünde sabaha kadar kapanmayan televizyonun ışığı... On yıldır konusu geçtikçe birbirimize aynı soruyu sorarız; “sen o gece neredeydin?” Bu merak bile çok şey anlatır. 15 Temmuz yalnız devletin değil, tek tek her birimizin başına gelmiştir.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Gece nasıl başladı?

Türkiye önce seslerle sarsıldı. Ankara'da uçakların hırsla, kulak patlatırcasına alçak uçuşları, televizyon ekranlarındaki kesik cümleler, art arda çalan telefonlar, sokaklara yayılan telaş... Her evde aynı ağırlık, her yüzde aynı soru vardı. Kimse olup biteni bütünüyle bilmiyordu; terör saldırısı mıydı, tatbikat mıydı?

Böyle zamanlarda insan önce haberin netleşmesini, birinin doğru cümleyi kurmasını bekler. Fakat o gece beklemenin kendisi de bir tercihe dönüştü. Bekleyecek miydin, yoksa hesap yapmadan sokağa mı çıkacaktın? Bir süre sonra Cumhurbaşkanımızın sokağa davetiyle kimin kim olduğu belli oldu. Bekleyenler de başkomutanın emriyle dışarı çıktı. İnsanlar meydanlara, köprülere, kışla önlerine, kamu binalarının çevresine yürümeye başladı.

O yürüyüşün içinde büyük laflar yoktu. Aceleyle giyilen ayakkabılar, kapı eşiğinde edilen kısa dualar, çocuklarının yüzüne son kez bakıp çıkan babalar, anneler, kardeşler vardı. Kimse neyle karşılaşacağını, dönüp dönemeyeceğini bilmiyordu. Ama herkes neye razı olmayacağını biliyordu. Vatan mevzubahisti.

Önce sesi kesmek istediler

Darbeciler önce sesi kesmeye yeltendi. Böylece şehirleri birbirinden koparıp insanları yalnız bırakmak istediler. TÜRKSAT'ta yayınların sürmesi için gösterilen direnç sadece teknik bir gayret değildi; milletin birbirinden haberdar kalmasını sağlayan damarın can pahasına açık tutulmasıydı. O gece ekranın açık kalması, milletin gözünün de açık kalması demekti.

TBMM'de ise milletin sözü hedef alındı. Bombalanan aslında millet adına konuşan iradeydi. O gece Meclis'in duvarları sarsıldı, koridorlarını siren sesi ve toz doldurdu. Fakat kapısı kapanmadı, sözü kesilmedi. İstiklali ilan eden o çatı, bu kez istikbale sahip çıktı. Gazi meclis bir kez daha bu unvanını hakketti.

Köprüde çekilen çizgi

O gecenin ilk görüntüsü köprüden gelmişti. Boğaziçi Köprüsü'nün üzerine dizilen tanklar yolu kesince İstanbul, bir şeylerin ters gittiğini önce trafikte anladı. Darbeciler köprüyü kapatarak şehri ikiye bölmek istiyordu. Oysa gece ilerledikçe köprü tam tersine hizmet etti; insanlar araçlarından indi, yürüyerek tankların üzerine gitti ve iki kıtayı birleştiren o çelik hat, milleti kendi iradesinde birleştiren bir meydana dönüştü.

Orada yaşananlar o gecenin en ağır vakaları arasındadır. Sivillerin üzerine ateş açıldı; şehitlerin bir kısmı o köprüde verildi. İnsanlar buna rağmen geri çekilmedi. Kimi tankın paletine tutundu, kimi yaralıyı sırtında taşıdı, kimi sadece durdu. Öyle bir gecede durmanın kendisi bile direnişti. Sabaha karşı köprüdeki darbeciler teslim olduğunda, aslında teslim olan darbenin kendisiydi. O köprünün bugün 15 Temmuz Şehitler Köprüsü adını taşıması bir jest değil, bir payedir. Millet oraya kendi hikâyesini kanıyla yazmış, tarih de altını imzalamıştır.

Arif milletin cevabı

Kahramankazan'da köylüler saman balyalarını, lastikleri yaktı. Akıncı'dan kalkan uçaklara karşı ellerindeki tek imkân buydu. Bu toprağın, çaresizliği kabul etmeyen arif milletin cevabıydı. Tarlalardaki dumanlar göğe karşı perde oldu. O gece mesele durduramasan da geleni kabul etmemekti.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Selalar o gece bir başkaldırının çağrısına dönüştü. Minarelerden yükselen ses şehirlerin nefesini değiştirdi. Evlerin içine, apartman boşluklarına, meydanlara ve hâlâ kapı eşiğinde bekleyenlere ulaştı. Haberle dua arasındaki o çağrı, dağınık kalpleri aynı istikamete çevirdi. İnsanlar birbirini görmeden de yalnız olmadığını anladı.

Öfkeden daha güçlü bir şey

15 Temmuz'u yalnızca kahramanlık cümleleriyle anlatmak yetmez. O gecenin içinde belirsizlik vardı, şaşkınlık vardı, tereddüt vardı. Fakat bütün bunların içinden daha güçlü bir şey yükseldi; teslim olmama iradesi. Millet kendisine biçilen seyirci rolünü reddetti; kaderinin başkasının eline verilmesine izin vermedi. Millet o gece darbecilere istediğini vermedi; gözlerinin içine baktı, üstlerine yürüdü.

15 Temmuz'u hatırlarken biraz da âli devletin içine sızan bir yapının nasıl felakete dönüşebileceğini, manevi duyguların nasıl istismar edilebileceğini, milletin silahının yine milletin üzerine nasıl çevrilebileceğini unutmamaktır. Aynı zamanda en karanlık anda milletin nasıl toparlanabildiğini, seçtiği kaderine nasıl yürüyebildiğini de görmektir.

253 şehidimizin emaneti, törenlerin diliyle sınırlı kalamaz. Bu emanet, iradeyi hiçbir örgüte, hiçbir vesayete, hiçbir gizli hiyerarşiye teslim etmeme sorumluluğudur. Hafıza dediğimiz şey de anlamakla, ders çıkarmakla ve aynı karanlığın başka adlarla geri dönmesine izin vermemekle yaşar. Hürriyet ise ancak ona sahip çıkanların hakkıdır.

Söz de burada metinlere sığmaz, başka bir ritme kavuşur:

MİLLETİN KIYAM GECESİ

(15 Temmuz'un Onuncu Yılına)

Kara gece çöktü aziz yurda
Korku saldı aniden sokaklara
Kasvet yayıldı dört bir yana
Başını eğ dedi namert o millete

Evlerden sel gibi aktı insanlar
Yiğitler yürüdü, coştu meydanlar
Dalga dalga koştu nice canlar
Bir büyük ilham değdi millete

Benim tanklarımla geldi zorbalık
Çeliğe göğüs gerdi bahadırlık
Cesarete kudret verdi Hâlık
Köprüde dur dedi millete

Bir kadın vardı kamyonu başında
On genç atıldı âtinin uğrunda
Binler kenetlendi kutlu davanda
İstiklal doğurdu gece millete

Mermi yağdı, ciğerimiz dağlandı
Ana yüreğinde sabır çağlandı
Her düşenle göğe yol bağlandı
Şehadeti nur oldu o an millete

Minareden yükseldi sela
Yürekten göklere çıktı nida
Mübarek canlar oldu feda
Talih o gece döndü millete

Güneş sönse de sönmez imanın sesi
Nice ocakta tüter şehidin nefesi
Temmuz'da kabarır direniş hevesi
Cesareti kanat oldu millete

On yıl geçti, acı kaldı derinde
İyileşmez yaralar sızlar teninde
O gece silinmez memleketin zihninde
Bir kutlu emanet kaldı millete

Gençler yürür o destanın izinde
Aynı yemin duyulur o pak dilinde
Ay yıldız parlar her Türk'ün gözünde
Hürriyet haktır hep millete

Tarihi yazdı hep bu meydan
Akan kanlarla var bu vatan
On bin yıl geçti alnımızda şan
Çünkü hep zafer yazıldı bu millete