28 Şubat Süreci: Vesayetin Ekonomik ve Toplumsal Faturası
28 Şubat Süreci: Vesayetin Ekonomik Faturası

28 Şubat: Bir MGK Toplantısından Öte, Toplumsal Mühendislik Projesi

28 Şubat darbe süreci, Türk siyasi tarihinde yalnızca bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısının tarihi olarak anılmamalıdır. O kritik günde atılan imzalar, seçilmiş bir hükümeti hedef almanın çok ötesine geçerek, toplumu yeniden şekillendirmeye yönelik kapsamlı bir mühendislik projesinin başlangıcını işaret etti. "Bin yıl sürecek" denilen vesayet düzeniyle birlikte, milletin inancı, eğitim sistemi, ekonomik yapısı ve siyasi tercihleri kontrol altına alınmak istendi.

Kamusal alanlar sistematik olarak daraltıldı. Üniversite kapıları, başörtülü genç kızların yüzüne kapatıldı. Katsayı duvarları, Anadolu'nun çalışkan çocuklarının önüne örüldü. "İrtica" etiketiyle toplumun belirli kesimleri planlı bir şekilde dışlandı. Bu süreç, basit bir hükümet krizi değildi; bu, millet iradesini hizaya çekmeyi amaçlayan organize bir operasyondu.

Batı Çalışma Grubu: Vesayetin Görünmez Operasyon Merkezi

Bu karanlık sürecin en kritik ayaklarından biri, Batı Çalışma Grubu (BÇG) olarak bilinen yapıydı. Resmi hiyerarşi içinde görünmeyen ancak fiilen devletin birçok kurumuna müdahale eden bu gizli yapı, fişleme faaliyetleri, stratejik brifingler, sivil toplum kuruluşları ve medya üzerindeki yönlendirmelerle süreci yönetti.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

BÇG'nin hazırladığı kapsamlı listelerle kamu görevlileri kategorize edildi. Üniversiteler, yargı organları ve bürokrasi üzerinde sistematik bir baskı mekanizması kuruldu. Bu yapı, yalnızca güvenlik değerlendirmesi yapan bir birim değil; siyasal alanı dizayn etmeye çalışan etkili bir mekanizma olarak çalıştı. Hukuk devleti ilkesi askıya alındı; devlet içinde paralel bir ağ oluşturuldu. Vesayet, kurumsal bir akla dönüştürülmek istendi.

Medya Mühendisliği ve Algı Operasyonları

28 Şubat'ın bir diğer önemli ayağı medya mühendisliğiydi. "İrtica tehdidi" manşetleriyle toplumda korku üretildi. Toplum bilinçli bir şekilde kutuplaştırıldı. Meşru hükümetler kriminalize edilmeye çalışılırken, darbe süreci "rejimi koruma refleksi" olarak kamuoyuna sunuldu.

Bu kampanyalar spontane değildi. Siyasi, askeri ve medya aktörleri arasında kurulan eşgüdüm; kamuoyunu belirli bir yöne sevk etmeyi amaçlıyordu. Yıllar içinde ortaya çıkan belgeler ve yapılan itiraflar, bu algı operasyonlarının ne kadar planlı olduğunu açıkça gösterdi.

Ekonomik Fatura: Faiz, Kur Şoku ve Derin Kriz

28 Şubat'ın en ağır bedellerinden biri ekonomide ödendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun 2012 tarihli raporuna göre 1997–2000 döneminde tam 34 milyar dolarlık fazladan faiz ödemesi yapıldı. Faiz giderleri birkaç yıl içinde katlanarak arttı. Faizin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki payı yüzde 5'ten yüzde 17'ye yükseldi.

20'den fazla banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredildi. Finans sistemi çöktü. Yatırımlar durma noktasına geldi. Ekonomik güven kayboldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 28 Şubat 1997'de 122 lira olan dolar kuru, 2000 yılı sonunda 675 liraya yükseldi. Yaşanan kur şoku; ithalat maliyetlerini artırdı, özel sektörün borcunu ağırlaştırdı, enflasyonu yeniden yükseltti. 1997'de yüzde 7,5 büyüyen ekonomi birkaç yıl içinde daraldı. 1999'da küçülme yaşandı. 2001'de ise kriz patlak verdi. İşsizlik oranları arttı; en ağır faturayı gençler ödedi.

Özgürlükler askıya alındığında sadece siyaset değil, ekonomi de çöker. 28 Şubat süreci, bunun tarihsel bir kanıtıdır.

28 Şubatçılar ve FETÖ: Süreklilik Gösteren Dirsek Teması

FETÖ yapılanması, 28 Şubat sürecinin oluşturduğu vesayet ikliminden önemli ölçüde faydalandı. Vesayetçi odaklarla kurulan temas, yalnızca konjonktürel bir çıkar birlikteliği değildi. Devlet içindeki kadrolaşma stratejisi ile vesayet mekanizmasının baskı araçları birbirini besledi. Sonraki yıllarda gerçekleştirilen açık ve örtülü operasyonlarda bu dirsek temasının devam ettiği görüldü.

Farklı dönemlerde farklı pozisyonlarda görünseler de hedef aynıydı; milli iradenin sınırlandırılması.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

15 Temmuz darbe girişimi, bu ortak zihniyetin en kanlı tezahürü oldu. O gece ortaya çıkan tablo, vesayetçi aklın farklı fraksiyonlarının aynı stratejik hedefte buluştuğunu gösterdi. Son süreçte yapılan ağ analizleri ve söylem incelemeleri, 28 Şubatçı zihniyet ile FETÖ unsurlarının benzer kavram setleriyle devleti hedef aldığını ortaya koyuyor. "Rejim tehlikede", "otoriterleşme", "uluslararası müdahale gerekliliği" gibi söylemler, farklı aktörler tarafından eşzamanlı biçimde dolaşıma sokuluyor. Bu, tesadüf değil; zihinsel sürekliliğin açık göstergesidir.

Aktörler değişebilir. Ancak zihniyet devam edebilir. Asıl mücadele bu zihniyetledir.

Vesayetten Milli Egemenliğe: Sistemik Dönüşüm

2000'li yıllar, vesayet düzeninin çözülmeye başladığı dönem oldu. Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde başörtüsü yasağı kaldırıldı, katsayı uygulaması sona erdi, MGK sivilleştirildi. Kamusal alan genişledi. Yasakçı paradigma geriledi.

Bu yalnızca bir reform değil; sistemsel bir dönüşümdü.

Yasaklar kalktıkça Anadolu ayağa kalktı. Eğitimde fırsat eşitliği arttı. Anadolu sermayesi üretime ve ihracata yöneldi. Savunma sanayinde yerlilik oranının yükselmesi, stratejik özerklik vizyonunun somut sonucu oldu. Bağımlılık üreten model yerine, bağımsızlık hedefleyen model benimsendi.

Stratejik Ders: Geçmişi Anlamak, Geleceği Korumak

28 Şubat'ı anlamak, sadece geçmişi hatırlamak değildir. Devlet içinde illegal yapılanmaların, medya manipülasyonlarının ve ekonomik mühendisliğin nasıl birlikte çalıştığını görmek demektir.

  • Özgürlükler askıya alındığında ekonomi küçülür.
  • Vesayet güçlendiğinde gençler işsiz kalır.
  • Algı operasyonları yoğunlaştığında özgürlükler zayıflar.

"Bin yıl sürecek" denilen müdahale çeyrek asrı bulmadan çöktü. Çünkü millet iradesi, organize vesayet ağlarından daha güçlüdür.

Bugün mesele yalnızca geçmişi mahkûm etmek değildir. Mesele, benzer zihniyetlerin farklı maskelerle yeniden sahneye çıkmasını engellemektir.

Vesayet çöktü. Yasaklar kalktı. Anadolu ayağa kalktı.

Şimdi yapılması gereken; demokratik meşruiyeti korumak, ekonomik direnci ve milli egemenliği kalıcı kurumsal güvenceye kavuşturmak için omuz omuza mücadele etmektir. Güçlü Türkiye'nin temeli budur.