AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü, Türkiye'nin son çeyrek asrına damga vuran bir siyasi hareketin muhasebesi için önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay, partinin ilk çeyrek asrını "güçlenmiş devlet, kalkınmış toplum" olarak özetlerken, önümüzdeki dönemin asıl meselesinin adalet ve güçlü toplum inşası olduğunu vurguluyor.
Vesayetten Özne Türkiye'ye Dönüşüm
Aktay'a göre AK Parti'nin en büyük başarısı, şehir hastaneleri, otoyollar, havaalanları, yerli otomobil, doğal gaz keşifleri, savunma sanayiindeki atılımlar, SİHA'lar ve ihracat rekorları gibi projeler değil; bu projelerin tamamının parçası olduğu daha büyük bir dönüşümdür. Asıl değişim, Türkiye'nin uzun yıllar alışık olduğu vesayet düzeninden çıkarak kendi kararlarını verebilen bir devlet ve millet haline gelme yolunda katedilen mesafedir.
Yazar, bir zamanlar hangi silahın alınacağına, hangi ülkeyle ilişki kurulacağına ve hangi krizde nasıl davranılacağına büyük ölçüde dış merkezlerin karar verdiği bir Türkiye olduğunu hatırlatıyor. Bugün ise Libya'dan Somali'ye, Karabağ'dan Suriye'ye, Balkanlar'dan Afrika'ya uzanan geniş bir coğrafyada kendi stratejik aklıyla hareket eden bir Türkiye bulunuyor. Bu dönüşümün, aklı başında, izan ve vicdan sahibi hiç kimsenin azımsayamayacağı bir değişim olduğunu belirtiyor.
Savunma, Enerji ve Diplomaside Bağımsızlık
Aktay, savunma sanayiindeki yerlileşmenin yalnızca teknik bir gelişme değil, siyasi bağımsızlığın en somut göstergelerinden biri olduğunu ifade ediyor. Enerji alanındaki yatırımların da sadece ekonomik projeler değil, dış politikayı daha bağımsız yürütebilmenin şartı olduğunu vurguluyor. Diplomatik açılımların ise yalnızca yeni büyükelçilikler açmak anlamına gelmediğini, Türkiye'nin kendi medeniyet havzasıyla yeniden temas kurma ve ilişkilerin yeniden tesisi olduğunu söylüyor.
Son yıllarda Kalkınma Yolu Projesi, Afrika açılımı, Kafkasya'da kurulan yeni dengeler ve Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması da aynı stratejik çizginin devamı olarak okunmalıdır. Bu gelişmeler, Türkiye'nin yalnızca kendi güvenliğini değil, bölgesel güvenlik mimarisini de şekillendirebilecek kapasiteye ulaştığını göstermektedir.
15 Temmuz'dan Bugüne Aynı Tarihî Yürüyüş
Yazara göre son yirmi beş yılın özeti tek cümlede ifade edilebilir: Türkiye, başkalarının kurduğu denklemlerin nesnesi olmaktan çıkıp kendi denklemlerini kuran bir özne haline gelmiştir. Bu kazanımın hiç de kolay elde edilmediğini belirten Aktay, 15 Temmuz gecesi verilen mücadeleyi, terörle mücadelede gösterilen kararlılığı, Doğu Akdeniz'de yürütülen enerji diplomasisini, Karabağ'da Azerbaycan'a verilen desteği ve Suriye'de oluşturulan güvenlik kuşağını aynı tarihî yürüyüşün farklı durakları olarak nitelendiriyor.
AK Parti'nin ilk çeyrek asrının esas itibarıyla bağımsız devlet kapasitesinin yeniden inşası olarak okunması gerektiğini savunan Aktay, bu yeniden inşanın güçlü bir liderlikle ve bu liderle uyumlu hareket eden güçlü bir kadronun eseri olduğunu ifade ediyor. Bu performansın gerçekleşmesini sağlayan en büyük avantajın ise Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsında gerçekleşen güçlü liderlik olduğunu vurguluyor.
İkinci Çeyrek Asrın Yükü: Adalet ve Güçlü Toplum
Ancak Aktay'a göre 25 yılın sonunda AK Parti isminin ikinci kısmında, yani "adalet" alanında toplumsal, ekonomik ve siyasi adalet cihetinden ne kadar ilerleme kaydedildiği önümüzdeki en can alıcı sorudur. Bu soru, önümüzdeki 25 yıl boyunca AK Parti misyonunun üzerindeki en önemli yük olacaktır. Yazar, bu yükün karşımıza çıkardığı soruların aslında Türkiye'de Müslümanların siyasetle olan ilişkisinin başlangıç sorusuna götürdüğünü belirtiyor: "İyi-adil-Müslüman bir topluma ulaşıp onun kalkınmasına mı yoksa kalkınmış bir topluma ulaşıp onun iyileşmesine mi çalışmalıydık?"
Siyasetin akıntısına kendini kaptıran "iyi" insanların kalkınmış bir topluma bir şekilde ulaştıklarını ancak kalkınma sürecinin öncelikleri uğruna ertelenen iyiliklerin bambaşka bir yere getirdiğini ifade eden Aktay, sapılan noktaların geri dönülemez olmadığını ama daha zorlu olduğunu söylüyor. Devletin güçlenmesi ve toplumun kalkınmasının adaletin tecellisini zorunlu olarak getirmediğine dikkat çekiyor: Yollar yapılabilir, fabrikalar kurulabilir, ordular modernleşebilir, ekonomi büyüyebilir; ama bütün bunlar tek başına güçlü ve adil bir toplum meydana getirmeye yetmiyor.
AK Parti'nin yola çıkarken hedeflediği şeyin yalnızca güçlü kurumlar değil, güçlü, adil, ahlaklı bir toplum olduğunu vurgulayan Aktay, ilk 25 yılın en büyük başarısının Türkiye'nin yeniden kendi ayakları üzerinde durabilen bir devlet haline gelmesi olduğunu belirtiyor. İkinci çeyrek asrın başarısının ise yalnızca daha güçlü bir devlet kurmakla değil; daha güçlü bir toplum, daha sağlam bir aile, daha özgüvenli bir gençlik ve sömürgeci zihniyet kalıntılarından bütünüyle kurtulmuş bir medeniyet iddiası ortaya koyabilmekle ölçüleceğini ifade ediyor. Çünkü devleti ayağa kaldırmak zordu ama insanı ayağa kaldırmak ondan da zordur ve önümüzdeki 25 yılın gerçek meselesi tam da budur.



