NATO'nun 10 Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenen zirvesi, derinleşen transatlantik güven krizine rağmen uzlaşmayla sonuçlandı. Zirve öncesinde, Avrupa ile ABD arasındaki yük paylaşımı kavgası, İran savaşı üzerinden ortaya çıkan görüş ayrılıkları, Grönland tartışması ve ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma açıklamaları ittifakın siyasi bütünlüğünü tehdit ediyordu. Ancak zirve, mevcut sorunları çözmese de, açık bir kopuşu engelledi ve farklılıkların ittifakın temel işlevlerini felce uğratmasını önledi.
Trump'ın Olumlu Tavrı ve Erdoğan'ın Rolü
Zirvenin siyasi sonucunu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'ya gelmesi ve sonrasında yaptığı 'büyük birlik' vurgusu, 'çok fazla sevgi vardı' söylemi ve ittifaka sahip çıkan açıklamaları belirledi. Trump, olumlu bir ruh hali ile zirveden ayrıldı. Bu süreçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın küresel sistemdeki ağırlığı, Trump'ı Ankara'ya davet etmesi ve zirve öncesi iki liderin istişareleri belirleyici oldu. Küresel medya analizlerinde, Türkiye'nin ABD ile Avrupa arasındaki güven krizinin açık kopuşa dönüşmesini diplomatik ortam kurarak engellediği vurgulandı.
İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın 'Müttefikler Ankara'da' programının açılışında belirttiği gibi, Türkiye artık sadece Doğu-Batı arasında bir köprü değil, Batı ile Batı arasında uzlaşma sağlayan bir siyasi ağırlığa sahip. Ankara Zirvesi, bu bağlamda sadece bir ev sahipliği olarak değil, Türkiye'nin ittifak içindeki siyasi ağırlığının görünür hale geldiği bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Zirve Bildirgesinde Öne Çıkan Maddeler
Zirve sonuç bildirgesinde, Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği taleplerin bir kısmı yer aldı. Savunma sanayii alanındaki kısıtlamaların kaldırılması, müttefikler arasındaki savunma ticaretinin kolaylaştırılması ve ortak üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gibi hususlar bildirgede önemli yer tuttu. Ayrıca, NATO'nun kurucu maddesi olan 5. maddeye özel vurgu yapıldı; 'bir müttefike saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı' taahhüdü, özellikle doğu kanadı ülkelerini rahatlattı.
Bildiride, Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın 2025 yılında savunma harcamalarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı vurgulandı. 50 milyar doların üzerinde yeni savunma yatırımı yapılması hedeflendi. Avrupa daha fazla savunma sorumluluğu üstlenirken, NATO'ya alternatif bir Avrupa güvenlik düzeni arayışında olmayacak. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin ifadesiyle, 'daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa' için çalışılacak. Bu, AB üyesi olmayan Türkiye gibi ülkeler için de önemli.
Savunma Harcamaları ve Ukrayna Desteği
Zirve öncesinde müttefikler, hangi ülkenin ne kadar harcama yaptığına odaklanmıştı. Ancak, harcama yapmanın kolektif güvenliğe doğrudan katkı anlamına gelmediği görüldü. Bu nedenle zirveden 'savunma endüstrisinde koordinasyon ve ortaklaşma' sonucu çıktı; gereksiz, tekrar ve israfa giren tekil harcamalardan kaçınılacak.
Ukrayna konusunda da siyasi birlik sağlandı. ABD ve Avrupa arasında görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen, 2026 yılı için 70 milyar euro yardım taahhüdü verildi ve 2027 yılı için de aynı iradenin korunması vurgulandı. Bu, uzlaşma görüntüsünü artıran önemli başlıklardan biriydi.
Gelecekteki Zorluklar ve Ankara Uzlaşmasının Önemi
Ankara Zirvesi, transatlantik ittifakın tüm sorunlarını ve krizlerini çözmedi. ABD ile Avrupa arasındaki güven krizi, her yeni küresel ve bölgesel güvenlik krizinde yeniden sınanacak. Örneğin, Grönland'ın geleceğiyle ilgili tartışmalar yakında yeniden başlayacak. İran-ABD savaşı sona ermedi ve bu savaşın NATO'nun güvenlik mimarisine olumsuz yansımaları devam edecek. ABD'nin Avrupa'daki askerlerini çekmeye devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Tüm bu hususlara rağmen, NATO'nun siyasi görüş ayrılıklarına rağmen birliktelik görüntüsü vermesi önemliydi. Bu bağlamda, yeni bir siyasi sözleşme olarak Ankara uzlaşması, ittifakın geleceği için kritik bir adım oldu.



