FETÖ devlet yapısını hukuku ve toplumsal güveni zehirledi
FETÖ devlet yapısını hukuku ve toplumsal güveni zehirledi

FETÖ'nün Devlet Yapısına Verdiği Zarar

Siyaset Bilimi Profesörü M. Hakan Yavuz, FETÖ'nün Türkiye'nin devlet yapısını, hukuk düzenini ve toplumsal güven ilişkilerini içeriden zehirleyen çok katmanlı bir yıkım olduğunu söyledi. Utah Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve din sosyolojisi alanında öğretim üyeliği yapan Yavuz, Yeni Şafak'a yaptığı değerlendirmede, "En büyük tahribatı, devlet kurumlarının görünmez sadakat ağlarıyla ele geçirilmesiydi. Daha da önemlisi, FETÖ toplumdaki güven duygusunu tahrip etti. İnsanlar komşusuna, meslektaşına, aynı kurumda çalıştığı arkadaşına bile kuşkuyla bakmaya başladı" dedi.

Örgütün Lider Sonrası Dönüşümü

Yavuz, FETÖ elebaşının ölümünden sonra örgüt yapısında önemli değişiklikler olduğunu belirtti. "Örgüt liderinin ölümünden sonra hareketin başına geçebilecek, merkezi ve tartışmasız bir lider çıkmadı. Aslında çözülme onun ölümünden önce başlamıştı" diyen Yavuz, hareket içinde iki temel tartışma olduğunu ifade etti: 15 Temmuz darbe girişiminden kimlerin sorumlu olduğu ve mal, mülk, okul, vakıf ile finansal kaynakların kimlerin kontrolünde kalacağı. "Liderin ölümü bir başlangıç değil, zaten devam eden dağılmanın görünür hale gelmesidir" diye ekledi.

Teolojik Temellerin Zayıflığı

Yavuz, örgütün teolojik temellerinin sanıldığından çok daha zayıf olduğunu vurguladı. "Hareket Said Nursi geleneğinden etkilenmiş olsa da zamanla dini-ahlaki bir eğitim hareketi olmaktan uzaklaşmış, 'altın nesil' söylemi altında devlete sızmayı, bürokraside yükselmeyi ve iktidar alanlarını ele geçirmeyi hedefleyen kapalı bir örgütlenmeye dönüşmüştür" dedi. "Din, ahlaki arınma, adalet ve vicdan kaynağı olmaktan çıkarılıp iktidar aracına dönüştürüldüğünde, iktidar hedefi çöktüğü anda manevi bütünlük de çöker. FETÖ örneği tam olarak bunu gösteriyor" diye konuştu.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

ABD'deki Okulların Durumu

Yavuz, ABD'de FETÖ ile ilişkili okulların sayısının yaklaşık 112 civarında olduğunu ve büyük çaplı bir kapanma yaşanmadığını söyledi. Ancak bu okulların artık eski merkezi örgüt mantığıyla çalışmadığını belirtti: "Merkezi hiyerarşi büyük ölçüde zayıfladı. Her okul kendi yönetim kurulunun kontrolünde ve çoğu zaman özel mülkiyet gibi görülüyor. Eskiden bu okullar 'hizmet', 'dava' ve 'cemaat' diliyle meşrulaştırılıyordu. Bugün ise birçok okul geçim, statü ve kazanç kaynağına dönüşmüş durumda." Okulların laik, Amerikan toplumunun ihtiyaçlarına uygun, yerel eğitim kurumları olarak yeniden markalaştığını ifade etti.

Dağılmış Mülkiyet ve Çıkar Ağı

FETÖ'nün Amerika'da tamamen bitmediğini ancak biçim değiştirdiğini söyleyen Yavuz, "Tamamen bitti demek doğru olmaz, çünkü ortada hâlâ ticaretle hayat bulan, bazı toplumsal ihtiyaçları karşılayan ve yerel ilişkiler üzerinden varlığını sürdüren bir ağ var. Fakat bu artık eski anlamıyla bir cemaat değildir. Bugün Amerika'daki yapı daha çok okul işletmeleri, yerel vakıflar, ticari ilişkiler, aile bağları ve hukuki savunma ağları üzerinden varlığını sürdürüyor. Bu nedenle 'tek merkezli bir cemaat'ten ziyade 'dağılmış bir mülkiyet ve çıkar ağı'ndan söz etmek daha doğru olur" dedi.

Sosyolojik Çözülmenin Nedenleri

Yavuz, FETÖ'nün çözülmesinin temel nedenini yapının kapalı sadakat, mahrem imamlar, gizlilik, hiyerarşi ve devlet içinde yükselme vaadi üzerine kurulmuş olmasına bağladı. "Bu tür yapılar dışarıdan güçlü görünür, fakat ahlaki ve kurumsal denetim olmadığı için kriz anında hızla dağılır" diyen Yavuz, hareketin sosyolojik omurgasının üç unsurdan oluştuğunu belirtti: Lider kültü, eğitim ağı ve devlete yerleşme stratejisi. "Lider öldü, devlet hedefi çöktü, özellikle Amerika'daki eğitim kurumları ise yerelleşti ve ekonomikleşti. Böylece hareketin eski cemaat kimliği büyük ölçüde parçalandı" diye konuştu.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Dini Dilin Araçsallaştırılması

FETÖ'nün dini dilinin çoğu zaman ahlaki arınmadan çok itaati üretmek için kullanıldığını vurgulayan Yavuz, "Sorgulama yerine sadakat, ahlaki muhasebe yerine 'hizmet', bireysel vicdan yerine hiyerarşik bağlılık öne çıktı. Bu, dinin araçsallaştırılmasıdır" dedi. "İnsanlar Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle değil, 'hocaefendiye', 'abiye', 'abla'ya veya örgütsel talimata bağlılıkla hareket etmeye başladığında, din kendi ahlaki özünü kaybeder. FETÖ'nün en büyük dini tahribatı burada ortaya çıktı: İslam'ı ahlak, adalet ve tevazu dili olmaktan çıkarıp, gizlilik, takiyye, itaat ve güç elde etme stratejisine dönüştürdü" ifadelerini kullandı.

Yargının Tahrip Edilmesi

Yavuz, yargının FETÖ'nün en sistematik biçimde nüfuz ettiği ve en ağır tahribatı verdiği alanlardan biri olduğunu söyledi. "Yargı devletin vicdanıdır. Eğer bu vicdan örgütsel sadakatin emrine girerse, adalet mekanizması çöker. Bir hâkim veya savcı hukuka, delile ve vicdanına göre değil de örgütsel talimata göre hareket ederse, hukuk artık hakikati arama vasıtası olmaktan çıkar, rakipleri tasfiye etmenin, insanları sindirmenin ve siyasi sonuç üretmenin aracına dönüşür" dedi. Türkiye'de bazı davalarda delil üretildiğini, dijital materyallerin manipüle edildiğini, gizli tanık sisteminin kötüye kullanıldığını ve uzun tutuklulukların cezalandırma yöntemine dönüştüğünü belirtti. "Masumiyet karinesi zedelendi. Türkiye'de adalet kantarının bozulmasında FETÖ öncü rol oynadı" diye ekledi.

Bugünkü Sosyolojik Durum

Yavuz, FETÖ'nün bugünkü durumunu çözülme, parçalanma ve dünyevileşme olarak tanımladı. "Yapının bir zamanlar mensuplarını ayakta tutan ideolojik heyecan büyük ölçüde kayboldu. Aslında başından beri dini ve teolojik derinliği güçlü bir hareket değildi, daha çok liderlik, örgütsel sadakat, gizlilik ve devlet içinde yükselme vaadi üzerinden ayakta duran kapalı bir yapıydı" dedi. 15 Temmuz sonrasında en büyük kırılmalardan birinin 'Türkiye'ye döneceğiz ve yeniden güçleneceğiz' beklentisinin ortadan kalkması olduğunu belirten Yavuz, "Bugün örgütün önemli kısmı artık geri dönüşü değil, Amerika ve Avrupa'da kalmayı düşünüyor. Vatandaşlık, iş kurma, çocukları yerel eğitim sistemine entegre etme ve mülkleri koruma kaygısı öne çıkıyor. Bu, hareketin sürgün psikolojisinden göçmen psikolojisine geçtiğini gösteriyor" diye konuştu.

Türkiye'nin Alması Gereken Ders

Yavuz, Türkiye'nin bu yaşananlardan çıkarması gereken en önemli dersin devletin hiçbir cemaate, tarikata, ideolojik gruba ya da karizmatik lidere emanet edilemeyeceği olduğunu söyledi. "Devletin meşruiyeti kişilerden değil, kurumlardan gelir. Kurumlar ise ancak hukuk, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kurulursa ayakta kalabilir" dedi. "FETÖ bize sadece bir örgütün nasıl büyüdüğünü değil, devletin denetim mekanizmaları zayıfladığında bir cemaatin nasıl paralel iktidar alanı kurabileceğini de gösterdi. Mesele yalnızca FETÖ'yü tasfiye etmek değildir, aynı şartların yeniden oluşmasını engelleyecek bir hukuk ve kurum kültürü inşa etmektir" ifadelerini kullandı. Din-devlet ilişkisinin yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, "Din, devletin ideolojik aracı haline gelmemeli, devlet de dini grupların örgütsel rekabet alanına dönüşmemelidir" diye konuştu.