Mahmut Özer: Siyasetin Sorun Çözme Kapasitesi Trolleşme Tehdidi Altında
Mahmut Özer: Siyasetin Sorun Çözme Kapasitesi Trolleşme Tehdidi Altında

Eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, siyasetin günümüzde karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin trolleşme ve yankı odaları olduğunu vurguladı. Özer, siyasetin sorun çözme kapasitesinin zayıfladığını, bunun da toplumsal sorunların derinleşmesine yol açtığını ifade etti. Özer'e göre, siyasetin geleceği kuran bir alan olmaktan çıkıp geçmişin sürekli yeniden tartışıldığı bir savunma hattına dönüşmesi, yapısal sorunların görülmesini engelliyor.

Siyasetin Trolleşmesi ve Yankı Odaları

Özer, siyaset alanında belirginleşen temel sorunlardan birinin tartışmaların kısır bir döngüye hapsolması olduğunu belirtti. Muhalefetin bir kesiminin geçmişin ağırlığıyla her gelişmeyi peşinen olumsuzlama refleksiyle ele aldığını, buna karşı geliştirilen siyasal söylemin de sürekli geçmişe referans vermeye mahkum kaldığını söyledi. Bu durumun, siyasetin geleceği kuran bir alan olmaktan çıkmasına neden olduğunu vurguladı.

Özer'e göre, siyaset normalinden saptığında çözüm üretme kapasitesi zayıflıyor. Oysa siyaset, sorunları onarabilme ve mevcudu güvenli bir şekilde geleceğe taşıyabilme kabiliyetidir. Sorunlar, yankı odalarının insafına mahkum edilmeden sağlıklı bir şekilde tartışılabilirse ancak çözüme ulaşılabilir.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Tarihsel Örnek: Osmanlı'nın Onarım Kapasitesi

Özer, tarihsel bir örnek vererek Osmanlı İmparatorluğu'nun uzun süre ayakta kalmasının, siyasetin onarım kabiliyetine bağlı olduğunu ifade etti. Mehmet Genç'in Osmanlı'nın gerileme dönemini yükselme döneminden daha değerli bulmasını, siyasetin sürekli onarım yaparak gerilemeyi yeni oluşum ve dönüşüme izin verecek şekilde uzun bir zaman dilimine yayabilmesiyle ilişkilendirdi. Bu onarım kapasitesinin Osmanlı'yı yaklaşık üç asır ayakta tuttuğunu belirtti.

Dijital Platformlar ve Manipülasyon

Özer, dijital platformların işleyiş mantığının da trolleşmeyi beslediğini vurguladı. Yalan haberlerin, çarpıtılmış bilgilerin ve bağlamından koparılmış içeriklerin doğru bilgiden çok daha hızlı yayıldığını, bunun da hakikatin yerini bilgi kirliliğinin almasına yol açtığını ifade etti. Algoritmaların dikkat, öfke ve çatışma üzerinden çalıştığını, doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiren bir kamusal alan ürettiğini söyledi.

Bu ortamda hakikatin, sabırla inşa edilen bir anlam olmaktan çıktığını; hızla tüketilen, anlık tepkiler üreten bir enformasyon kırıntısına dönüştüğünü belirtti. Trolleşmenin tam da bu zeminde güç kazandığını, çünkü hakikatin denetlenmediği, hafızanın silindiği ve bağlamın kaybolduğu bir dijital kamusallıkta gürültünün bilgiden, sloganın düşünceden, manipülasyonun muhakemeden daha görünür hale geldiğini ifade etti.

Hikmetli Bir Siyasal Dil İnşası

Özer, siyasette makul bir dilin inşa edilebilmesi için zamanın hem yatay hem de dikey boyutlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Yatay zaman bilincinin, nereden nereye gelindiğini görmeyi, değişim ve dönüşümlerin seyrini idrak etmeyi mümkün kıldığını; dikey zaman bilincinin ise bugüne, bugünün sorunlarına ve aciliyetlerine yoğunlaşmayı sağladığını belirtti.

Özer'e göre, troller zamana tek bir eksenden bakmakta, insanları da kendi eksenlerine mahkum etmeye çalışmaktadır. Oysa hikmet, zamanı bu iki boyutuyla birlikte değerlendirebilme kabiliyetini gerektirir. Hem yatay sürekliliği gözeten bir vicdanı hem de dikey odaklanmayı mümkün kılan aklı aynı anda taşıyabilmektir.

Özer, tarihsel tecrübeye atıfta bulunarak Kâtip Çelebi ve Koçi Bey gibi isimlerin, trolleşmiş vasatın dışında kalarak devletin kendisini onarma kapasitesine katkı sunduğunu belirtti. Kâtip Çelebi'nin bilgi üretimini polemiğin değil, tespitin hizmetine sunduğunu; Koçi Bey'in ise risalelerinde devlet düzenindeki aksaklıkları açık bir dille tespit ederek çözümü geçmişi kutsamakta değil, bozulan mekanizmaları onarmakta aradığını ifade etti.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Yeni Dilin İnşası

Özer, yeni bir siyasal dilin inşasının, geçmişle bağını güçlendirerek bugünü idrak etmeye çalışmak olduğunu vurguladı. Yeni dilin, ne yalnızca bugünün sorunlarına kilitlenmiş teknik bir aklın dili ne de geçmişe sığınıp bugünü askıya alan bir nostaljinin dili olabileceğini belirtti. Yeni dilin, zamanı hem yatay hem de dikey boyutlarıyla birlikte tutabilen hikmetli bir zeminde inşa edilebileceğini ifade etti.

Özer'e göre, yeni dil öncelikle vicdanı yeniden siyasetin merkezine taşımak zorundadır. Yatay zaman bilinci olmadan kurulan her siyasal söylem, yapılanı inkar eden, birikimi yok sayan ve emeği görünmez kılan bir sapmaya savrulur. Böyle bir dil eleştiri üretmez, yıkım üretir. Aynı şekilde yeni dil, bugünün sorunlarını görmezden gelen bir geçmiş yüceltisine de yaslanamaz; onarım yapabilme kapasitesini sürekli korur.

Özer, son olarak siyasetin yalnızca iktidar ilişkileriyle sınırlı bir teknik alan olmadığını, insanın varlık tasavvuru, ahlakı ve kemal arayışıyla doğrudan irtibatlı kurucu bir faaliyet olduğunu belirtti. Kadim geleneğin adalet, ehliyet ve maslahat ekseninde inşa ettiği siyaset anlayışının, gücü sınırlayan, sivil alanı koruyan ve insanın erdem imkanını güvence altına alan bir çerçeve sunduğunu, ancak modern dönemde siyasetin değerlerden arındırılarak menfaat ve kudret ilişkilerine indirgenmesinin bu çerçeveyi aşındırdığını ifade etti.