Melih Altınok, köşe yazısında NATO ile Türkiye arasındaki ilişkinin artık eski temeller üzerinde yürümediğini vurguluyor. Yazara göre, ne NATO eski NATO ne de Türkiye eski Türkiye; iki tarafın da birbirine ihtiyacı jeopolitik gelişmelerle birlikte evriliyor.
Türkiye'nin Stratejik Konumu ve Savunma Sanayii Atılımı
Türkiye, NATO'nun doğu kanadının en kritik parçası olarak Karadeniz'den Orta Doğu'ya, Kafkaslar'dan Akdeniz'e uzanan stratejik bir konuma sahip. Rusya-Ukrayna savaşı, Türkiye'nin tahıl koridoru, Montrö'nün işletilmesi ve güney kanadındaki istikrar rolleriyle vazgeçilmez olduğunu bir kez daha kanıtladı. Öte yandan, 2010'lardan itibaren hızlanan savunma hamlesiyle Türkiye, 'tüketici' olmaktan çıkıp 'üretici'ye dönüştü. Yerli silah ekosistemi, bağımlılığı azaltırken ittifaka somut katkı sunuyor.
NATO 3.0 ve Türkiye İçin Yeni Fırsatlar
NATO 3.0, ABD'nin Avrupa'daki konvansiyonel yükünü azaltıp nükleer caydırıcılık ve Hint-Pasifik gibi küresel odaklara yöneldiği bir dönemi işaret ediyor. Bu yeni yapıda Avrupa kendi savunmasını üstlenmek zorunda kalıyor. İşte bu noktada Türkiye'nin 480 binden fazla personeli, güçlü kara kuvvetleri ve hızla gelişen savunma sanayii ile doğal bir öncü aktör haline geldiği belirtiliyor. ABD etkisinin görece azalması, Ankara'nın elini güçlendiriyor; çünkü ittifak artık 'sayı' ve 'saha deneyimi' arıyor. Türkiye'nin hem nicelik hem nitelikteki varlığı, bu boşluğu dolduracak en hazır adaylardan biri olarak öne çıkıyor.
Daha Eşit Bir Ortaklık ve Karşılıklı Bağımlılık
Bu dönüşüm, Türkiye'ye daha eşit bir ortaklık şansı sunuyor. Doğu Akdeniz'deki enerji denklemi, Suriye'deki dinamikler ve Karadeniz güvenliği gibi öncelikler, NATO 3.0'ın Avrupa merkezli yapısında daha fazla ses getirebilir. S-400 gibi pürüzler yaşanmış olsa da Türkiye'nin dengeli duruşu ve savunma ihracatına kadar uzanan katkıları, ittifakın yeni yük paylaşımında takdir topluyor. Finlandiya ve İsveç'in NATO üyelik süreçlerinde oynadığı rol de bu durumu teyit ediyor.
Rekabet ve Zorluklar
Elbette her şey pürüzsüz değil. Avrupa'nın kendi savunma sanayiini güçlendirme çabası rekabet yaratabilir. Ancak Türkiye'nin coğrafi avantajı ve operasyonel deneyimi, bu rekabette güçlü bir konumda olmasını sağlıyor. NATO 3.0, klasik 'ABD şemsiyesi altında bekleme' modelinden çıkıp daha dengeli ve çok kutuplu bir yapıya işaret ediyor. Türkiye tam da bu noktada, kendi savunma kapasitesiyle öne çıkarak ittifak içindeki ağırlığını organik biçimde artırabilir.
Sonuçta ne NATO'suz Türkiye ne de Türkiye'siz NATO gerçekçi. NATO 3.0, karşılıklı bağımlılığı daha olgun ve Türkiye için daha avantajlı bir seviyeye taşıma fırsatı sunuyor. Barışçı Türkiye'nin NATO'da güçlü bir pozisyonda olması, başta Rusya olmak üzere bölge ülkeleri için de büyük bir şans olarak değerlendiriliyor.



